İçeriğe geç

HAYALET

Bölüm 3 · 11 dk okuma

HAYALET

Bölüm 3

3.Bölüm : Işıkların Altında

Lina, telefonunu cebine koyduktan sonra birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Yarın görüşürüz, Hayalet.

Kerem’in mesajı hâlâ aklındaydı.

Numarasını nasıl bulduğunu bilmiyordu.

Daha önemlisi, neden ona mesaj atma ihtiyacı hissettiğini de anlamıyordu.

Lina telefonu tekrar çıkardı.

Mesaj ekranını açtı.

Bir süre yazılanlara baktı.

Sonra ekranı kapattı.

“Umurumda değil.”

Bunu söylerken kendisini ikna etmeye çalıştığının farkındaydı.

Kerem ilgisini çekmişti.

Ama romantik anlamda değil.

Sadece merak ediyordu.

Yer altındaki dövüşlerde yeni olmasına rağmen oldukça iyiydi. Üstelik normalde Lina’nın birlikte dövüştüğü insanlarla arasında belirli bir mesafe olurdu. Rakibini tanımak için zaman geçirir, hareketlerini ezberler ve sonra yollarını ayırırdı.

Kerem ise farklıydı.

Çok konuşuyordu.

Sinir bozucuydu.

Ve Lina’nın bütün o gizemli tavrına rağmen onunla konuşmaya çalışıyordu.

Asıl merak ettiği buydu.

Benden ne istiyor?

Telefonunu tekrar cebine koydu.

Sonra eve doğru yürümeye devam etti.

Yarın üniversitede onu bekleyen başka bir hayat vardı.

Ve Lina, o hayatın son zamanlarda giderek daha fazla hoşuna gittiğini fark etmeye başlamıştı.

Ertesi Gün

Lina kampüse geldiğinde saat henüz dokuzu biraz geçiyordu.

Ders başlamasına yarım saat vardı.

Kampüs her zamankinden daha hareketliydi.

Çünkü akşam yapılacak etkinlik için hazırlıklar başlamıştı.

Bahçenin çeşitli yerlerine küçük stantlar kuruluyor, ışıklandırmalar yapılıyor, sahnenin etrafında öğrenciler çalışıyordu.

Lina birkaç saniye durup etrafa baktı.

Telefonu çaldı.

Ece arıyor.

Lina açtı.

“Efendim?”

“NEREDESİN?”

Lina telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.

“Kampüsteyim.”

“Neredesin?”

“Girişte.”

“Bekle!”

Telefon kapandı.

Lina kaşlarını çattı.

“Bu kız neden her şeyi bağırarak söylüyor?”

Arkasından bir ses geldi.

“Çünkü normal konuşmayı bilmiyor.”

Lina döndü.

Aras.

Sırtında çantası vardı. Elinde kahve taşıyordu.

Lina hafifçe gülümsedi.

“Ece hakkında konuştuğumuzu duymadı umarım.”

“Sanmıyorum.”

Aras kahvesinden bir yudum aldı.

“Gerçi duysa da şaşırmaz.”

Lina ona baktı.

“Sen erken gelmişsin.”

“Sen de.”

“Ben her zaman erken gelirim.”

Aras birkaç saniye düşündü.

“Gerçekten mi?”

“Genelde.”

“Bugün geç kaldığını sanıyordum.”

Lina kaşlarını kaldırdı.

“Ben mi?”

“Evet.”

“Ben saat dokuzu beş geçe geldim.”

Aras telefonuna baktı.

“Dokuzu yedi geçiyor.”

Lina ona baktı.

“İki dakika.”

“Geç kalmışsın.”

Lina başını iki yana salladı.

“Seninle anlaşamayacağız.”

Aras’ın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

“Olabilir.”

İkisi birkaç saniye sessiz kaldı.

Lina bu sessizliğin garip olmadığını fark etti.

Mert gibi sürekli konuşan biri değildi Aras.

Ece gibi her şeyi anlatmıyordu.

Ama sessiz kaldığında da ortamı rahatsız edici hâle getirmiyordu.

Lina bunu sevmişti.

Tam o sırada Ece uzaktan koşarak geldi.

“LİNAAA!”

Lina gözlerini kapattı.

“Yine başladı.”

Ece yanlarına ulaştığında nefes nefeseydi.

“Sonunda!”

Aras:

“Biz iki dakikadır buradayız.”

“Ben sizi bulamadım.”

Lina:

“Çünkü girişteydik.”

“Ben diğer girişe gitmişim.”

Aras:

“Üniversitenin iki girişi var.”

Ece:

“İşte ben de onu söylüyorum.”

Lina:

“Ne söylüyorsun?”

Ece bir an durdu.

“Hiç.”

İlk Ders

Sekizli grup sınıfa girdiğinde herkesin aklı akşamki etkinlikteydi.

Mert sıraya oturur oturmaz:

“Bu akşam kim ne giyecek?”

Selin:

“Etkinlik için gidiyoruz, düğüne değil.”

Mert:

“Ben önemli bir sosyal etkinliğe hazırlanıyorum.”

Berk:

“Senin hazırlanman iki dakika sürüyor.”

Mert:

“Çünkü doğal yakışıklıyım.”

Ece:

“Doğal felaket.”

Mert:

“Çok kırıcı.”

Lina gülerek önüne döndü.

Aras yan sırada oturuyordu.

Ders başladı.

İlk yarım saat herkes not aldı.

Sonra Ece küçük bir kâğıt parçasını Lina’ya doğru itti.

Lina açtı.

Akşam ne giyeceksin?

Lina kalemle cevap yazdı.

Normal bir şey.

Ece tekrar yazdı.

Normal ne?

Kıyafet.

Ece Lina’ya ters ters baktı.

Lina gülmemek için başını eğdi.

Birkaç saniye sonra Aras’ın sesi duyuldu.

“Bir şey mi oldu?”

Lina başını kaldırdı.

“Yok.”

Aras, Ece’nin elindeki kâğıda baktı.

“Ne yazıyor?”

Ece kâğıdı hemen kapattı.

“Özel.”

Aras:

“Tamam.”

Lina Ece’ye baktı.

Ece kısık sesle:

“Çok merak etti.”

Lina:

“Hiç sanmıyorum.”

Ama Lina yanılıyordu.

Aras gerçekten merak etmişti.

Sadece belli etmiyordu.

Ders bittiğinde öğretim görevlisi çıktı.

Mert ayağa kalktı.

“Akşam kaçta buluşuyoruz?”

Selin:

“Altıda.”

Ece:

“Yedide.”

Mina:

“Altı buçuk.”

Herkes birbirine baktı.

Mert:

“Harika. Sekiz kişi ve üç farklı saat.”

Aras:

“Altı buçuk.”

Lina:

“Olur.”

Ece:

“Tamam.”

Kaan:

“Tamam.”

Berk:

“Tamam.”

Mert:

“Ben altıda geleceğim.”

Selin:

“Niye?”

“Erken gelmek güzel.”

Berk:

“Sen geç kalırsın.”

Mert:

“İnsanların bana olan güveni beni çok duygulandırıyor.”

Akşam

Saat 18.27’de Lina kampüsün girişinden içeri girdi.

Bu kez farklı bir havası vardı.

Gündüz kalabalığından eser yoktu.

Ağaçların arasına küçük ışıklar asılmıştı.

Sahne kurulmuş, müzik açılmıştı.

Kampüsün bahçesinde öğrenciler gruplar hâlinde dolaşıyor, stantlarda yiyecek ve içecek satılıyordu.

Bir köşede fotoğraf alanı oluşturulmuştu.

Diğer tarafta küçük oyunlar vardı.

Sahnenin üzerinde büyük harflerle etkinliğin adı yazıyordu:

BAHAR GECESİ

Lina birkaç saniye etrafa baktı.

Sonra birinin kendisine seslendiğini duydu.

“Lina!”

Arkasını döndü.

Mina ve Selin geliyordu.

“Çok güzel olmuş,” dedi Mina.

Lina:

“Evet.”

Selin:

“Bizim proje için de fikir çıkar.”

“Kesinlikle.”

Tam o sırada Ece geldi.

Ve Lina’yı görünce durdu.

Lina ona baktı.

“Ne?”

Ece’nin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

“Hiç.”

“Ece.”

“Çok güzel olmuşsun.”

Lina kendi kıyafetlerine baktı.

“Normal.”

“Senin normal dediğin şey bu mu?”

“Ne var?”

Ece cevap vermeden arkasına baktı.

Lina da baktı.

Aras, Kaan, Berk ve Mert geliyordu.

Mert’in elinde bir şeyler vardı.

“Ben yiyecek aldım!”

Berk:

“Daha başlamadan?”

“Önden önlem.”

Kaan:

“Senin önlemin hiç bitmiyor.”

Aras ise elinde içecekle yürüyordu.

Lina’nın bakışları istemeden ona kaydı.

Aras da o anda Lina’ya baktı.

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra gözlerini başka tarafa çevirdi.

Lina’nın içinde tuhaf bir his oluştu.

Ne olduğunu anlayamadı.

Bu sadece Aras’ın ona bakmasıydı.

Ama nedense fark etmişti.

Ece Lina’nın kulağına eğildi.

“Bakıyor.”

Lina:

“Kim?”

“Aras.”

“Ne olmuş?”

“Hiç.”

“Ece.”

“Tamam, sustum.”

Birlikte Geçen İlk Akşam

Sekiz kişi kampüsün içinde dolaşmaya başladı.

Önce yiyecek stantlarına gittiler.

Mert herkese bir şeyler almaya çalışıyor, sonra kendi parasının yetmediğini fark ediyordu.

Ece onunla dalga geçiyordu.

Berk ise her seferinde Mert’in açığını kapatıyordu.

Selin:

“Sen neden sürekli Mert’in parasını ödüyorsun?”

Berk:

“Çünkü bir gün onun parasının olacağına inanmıyorum.”

Mert:

“Bu dostluk değil.”

Berk:

“Ben de dostluğumuzu sorguluyorum.”

Mina güldü.

Lina da onlara bakarak gülümsedi.

Bir süre sonra Mert bir oyun standını fark etti.

“Oraya gidiyoruz.”

Ece:

“Hayır.”

“Niye?”

“Çünkü kesin kaybedeceğiz.”

“Sen neden her şeyi kaybedeceğimizi düşünüyorsun?”

“Çünkü sen varsın.”

Mert elini kalbine koydu.

“Çok acımasızsın.”

Aras:

“Ben de katılıyorum.”

Mert:

“Sen sus.”

Oyun, hedeflere top atıp puan toplamakla ilgiliydi.

Mert hemen Lina’yı takımına aldı.

“Lina benimle.”

Lina:

“Niye?”

“Çünkü sana güveniyorum.”

Ece:

“Ben de Lina’yla olacağım.”

Mert:

“Olmaz.”

“Niye?”

“İki güçlü insan aynı takımda olamaz.”

Ece:

“Sen güçlü müsün?”

“Hayır.”

“Tamam.”

Herkes güldü.

Sonunda takımlar oluştu.

Lina ve Aras aynı takımda kaldı.

Ece bunu fark ettiğinde kaşlarını kaldırdı.

Lina görmezden geldi.

Aras:

“Hazır mısın?”

Lina:

“Her zaman.”

Mert:

“Bu kadar iddialı konuşma.”

Lina:

“Neden?”

“Kaybedersen üzülürsün.”

Lina topu eline aldı.

“Ben kaybetmem.”

Aras ona baktı.

“İddialı.”

Lina:

“İzle.”

İlk atışını yaptı.

Tam merkeze.

Aras’ın kaşları kalktı.

“İyiymiş.”

Lina:

“Sıran.”

Aras topu aldı.

Atış yaptı.

Merkeze yakın bir yere geldi.

Lina:

“Fena değil.”

Aras:

“Fena değil mi?”

“Biraz daha çalışmalısın.”

Aras gülümsedi.

“Tamam.”

İkinci atışını yaptı.

Bu kez tam merkez.

Lina birkaç saniye ona baktı.

“Şans.”

“Tabii.”

Lina tekrar topu aldı.

Ve yine merkez.

Mert:

“Tamam, bunlar hile yapıyor.”

Ece:

“Kesin.”

Aras Lina’ya baktı.

“Şans?”

Lina:

“Yetenek.”

Aras:

“Az önce şans demiştin.”

“Fikrimi değiştirdim.”

İkisi birbirine bakıp güldü.

Kaan biraz ileride onları izliyordu.

Lina’nın Aras’ın yanında bu kadar rahat olduğunu ilk kez fark ediyordu.

Bir şey söylemedi.

Sadece bakışlarını başka yere çevirdi.

Fotoğraf Alanı

Bir süre sonra Ece:

“Fotoğraf!”

Mert:

“Hayır.”

“Evet.”

“Ben fotojenik değilim.”

Berk:

“Sen insan bile değilsin.”

Mert:

“Çok komiksin.”

Sekiz kişi fotoğraf alanının önünde toplandı.

İlk fotoğrafta Mert gözlerini kapattı.

İkinci fotoğrafta Ece güldüğü için hareket etti.

Üçüncüde Berk yanlış tarafa baktı.

Dördüncüde herkes düzgün çıktı.

Ece telefonu kaldırıp fotoğrafa baktı.

“Bu güzel.”

Lina da baktı.

Sekiz kişi aynı karedeydi.

Birbirlerini daha birkaç gün önce tanımışlardı.

Ama fotoğrafa bakınca sanki uzun zamandır arkadaşlarmış gibi görünüyordu.

Lina’nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Aras bunu fark etti.

“Kaydet.”

Lina ona baktı.

“Ne?”

“Fotoğrafı.”

“Tabii.”

“Sonra kaybolur.”

Lina telefonu açtı.

“Sen de ister misin?”

Aras:

“Olur.”

Lina fotoğrafı ona gönderdi.

İlk kez birbirlerinin telefonlarında kayıtlıydılar.

Basit bir şeydi.

Ama Lina bunu yaparken neden kalbinin biraz hızlı attığını anlayamadı.

Belki de kalabalıktandı.

Belki müzik çok yüksekti.

Belki sadece yorulmuştu.

Başka bir açıklama aramadı.

Sahne Önü

Akşam ilerledikçe kampüs daha da kalabalıklaştı.

Sahnedeki müzik yükseldi.

Öğrenciler dans etmeye başladı.

Mert çoktan kalabalığın arasına karışmıştı.

Ece de onun peşinden gitti.

Selin ve Mina bir kenarda konuşuyordu.

Kaan ise Lina’nın yanında duruyordu.

“Kalabalık seviyor musun?” diye sordu.

Lina:

“Çok değil.”

“Ben de.”

“Sen sessizliği seviyorsun.”

Kaan şaşırdı.

“Nereden çıkardın?”

“Çok konuşmuyorsun.”

Kaan hafifçe gülümsedi.

“Sen de.”

“Ben konuşurum.”

“Kimse görmedi.”

Lina güldü.

“Belki zamanla.”

Kaan ona baktı.

“Belki.”

Tam o sırada Aras yanlarına geldi.

“Buradasınız.”

Kaan:

“Evet.”

Aras Lina’ya baktı.

“Dans etmeyecek misin?”

Lina:

“Hayır.”

“Niye?”

“Dans etmeyi bilmiyorum.”

Kaan:

“İnanmadım.”

Lina:

“Gerçek.”

Aras:

“Ben de bilmiyorum.”

Lina ona baktı.

“Sen?”

“Ne?”

“Dans etmeyi bilmiyorsun.”

“Hayır.”

Lina:

“İnanmadım.”

Aras güldü.

“Az önce sen de aynısını söyledin.”

Lina:

“Benim durumum farklı.”

“Nasıl?”

“Ben gerçekten bilmiyorum.”

Aras başını iki yana salladı.

“Tamam.”

Bir süre üçü sessiz kaldı.

Kaan’ın telefonu çaldı.

“Ben geliyorum.”

Kaan uzaklaşınca Lina ve Aras yalnız kaldı.

Aras sahneye baktı.

“Bugün iyi geçti.”

Lina:

“Beklediğimden iyi.”

“İlk günlerde insanlarla kaynaşmak zor oluyor.”

“Sen zorlanmadın.”

Aras:

“Ben mi?”

“Evet.”

“Ben aslında çok konuşmam.”

Lina:

“Fark ettim.”

“Sen de konuşmuyorsun.”

“Benim konuşmam gerekmiyor.”

Aras ona döndü.

“Belki de seni tanımadığımız için.”

Lina sustu.

Aras devam etti.

“Yani… herkes ilk başta biraz farklı.”

Lina:

“Sen beni nasıl buluyorsun?”

Aras bir an düşündü.

Lina söylediği şeyin farkına varınca gözlerini açtı.

“Yani… arkadaş olarak.”

Aras’ın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

“Meraklı.”

Lina:

“Ben mi?”

“Evet.”

“Hiç değilim.”

“Az önce beni nasıl bulduğumu sordun.”

“Sen söyledin.”

“Sen sordun.”

Lina güldü.

“Tamam. Belki biraz.”

Aras da güldü.

“Ben de seni sessiz ama düşündüğümden daha eğlenceli buluyorum.”

Lina:

“Bu iltifat mı?”

“Bilmem.”

“Garip.”

“Sen sordun.”

Lina başını salladı.

“Bir daha sormam.”

Aras:

“İyi.”

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Aras:

“Şaka yapıyorum.”

Lina istemeden güldü.

Aras onu izledi.

Lina’nın yüzündeki gülümseme birkaç saniye sonra kayboldu.

“Ne?”

“Hiç.”

“Bana bakıyorsun.”

“Bakamaz mıyım?”

Lina birkaç saniye ona baktı.

“Bakabilirsin.”

Sonra gözlerini sahneye çevirdi.

İkisinin de aklından geçenleri ikisi de bilmiyordu.

Ama o gece ilk defa aralarında küçük bir şey oluşmuştu.

Aşk değildi.

Henüz değildi.

Sadece…

Meraktı.

Saat 22.41

Lina’nın telefonu titredi.

Ekrana baktı.

Mesaj:

Bilinmeyen Numara

Bu gece gelmeyecek misin?

Lina’nın yüzü değişti.

Aras bunu fark etti.

“Bir şey mi oldu?”

Lina telefonu hemen kilitledi.

“Yok.”

“İyi misin?”

“Evet.”

Aras birkaç saniye daha baktı.

Lina:

“Gerçekten iyiyim.”

Aras başını salladı.

“Tamam.”

Lina çantasını aldı.

“Ben birazdan çıkacağım.”

Ece yanlarına geldi.

“Ne?”

“Yarın erken ders var.”

Ece:

“Şaka mı?”

“Hayır.”

“Ben daha geceye başlamadım.”

Lina:

“Sen devam et.”

Ece’nin yüzü düştü.

“Tamam.”

Lina diğerleriyle vedalaştı.

Aras:

“Yarın görüşürüz.”

Lina:

“Yarın görüşürüz.”

Kampüsten çıkarken bir kez arkasına baktı.

Aras hâlâ oradaydı.

O da Lina’ya bakıyordu.

Lina gözlerini kaçırdı.

Sonra hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Gece

Lina eve gitmedi.

Doğrudan başka bir yere geçti.

Kısa süre sonra siyah kapüşonunu giydi.

Maskesini aldı.

Fakat bu kez yüzünü kapatmadan önce aynada kendisine baktı.

Gündüzkü Lina ile geceki Hayalet arasında büyük bir fark vardı.

Biri arkadaşlarıyla gülen bir üniversite öğrencisiydi.

Diğeri ise insanların adını bile bilmediği bir dövüşçü.

Maskeyi yüzüne geçirdi.

Telefonunu aldı.

Bir mesaj vardı.

Kerem:

Bugün gelmeyeceksin sandım.

Lina birkaç saniye düşündü.

Sonra yazdı:

Buradayım.

Cevap hemen geldi.

Güzel.

Lina:

Ne güzel?

Kerem:

Takım arkadaşımı görmek.

Lina’nın kaşları çatıldı.

Dün tanıştık.

Bir günde takım arkadaşı olunmuyor mu?

Olunuyor.

O zaman sorun yok.

Lina telefonu kapattı.

“Çok konuşuyor.”

Maskeyi düzeltti.

Ve yer altındaki binaya girdi.

Kerem onu kapıda bekliyordu.

Hayalet’i görünce yüzü aydınlandı.

“Sonunda.”

Hayalet:

“Buradayım.”

Kerem:

“Bugün seni bekledim.”

Hayalet durdu.

“Neden?”

Kerem bir an cevap vermedi.

Sonra omuz silkti.

“Takım arkadaşım olduğun için.”

Hayalet ona birkaç saniye baktı.

“Tamam.”

Kerem:

“Bu kadar mı?”

“Ne bekliyorsun?”

“Hiç.”

Hayalet yürümeye başladı.

Kerem onun yanında ilerledi.

“Bugün üniversitede miydin?”

Hayalet bir anda durdu.

Kerem de durdu.

Hayalet’in gözleri maskenin ardından sertleşti.

“Ne?”

“Hiç.”

“Az önce ne dedin?”

Kerem gülümsedi.

“Sadece merak ettim.”

Hayalet birkaç saniye onu izledi.

Sonra:

“Benim hakkımda fazla merak etme.”

Kerem’in yüzündeki gülümseme hafifçe değişti.

“Geç kaldın.”

Hayalet:

“Ne demek o?”

“Merak ettim bile.”

Hayalet cevap vermedi.

Ama içinden geçen tek şey şuydu:

Bu çocuk tehlikeli.

Kerem ise başka bir şey düşünüyordu.

Hayalet’i daha yakından tanımak istiyordu.

Henüz Lina’yı tanımıyordu.

Henüz ikisinin aynı kişi olduğunu bilmiyordu.

Ve Lina’nın üniversitede her gün gördüğü bir başka çocuğun, yani Aras’ın, zamanla kalbinin en önemli yerine yerleşeceğinden de haberi yoktu.

O gece Hayalet tekrar ringe çıktı.

Fakat bu kez dövüş başlamadan önce kalabalığın arasında birini gördü.

Siyah kapüşonlu bir erkek.

Yüzü tam görünmüyordu.

Hayalet birkaç saniye ona baktı.

Adam da ona bakıyordu.

Sonra kalabalığın arasına karışıp kayboldu.

Hayalet’in içi huzursuz oldu.

“Kimdi o?”

Kerem:

“Ne?”

“Hiç.”

Hakem ringe çıktı.

“Başlıyoruz!”

Hayalet rakibine döndü.

Fakat aklının bir köşesinde o yabancı vardı.

Ve ilk defa…

Yer altındaki dünyasında bir şeylerin değişmek üzere olduğunu hissetti.

Ertesi sabah ise her şey yeniden normal başlayacaktı.

Dersler.

Kütüphane.

Proje.

Ece’nin bitmeyen konuşmaları.

Mert’in saçmalıkları.

Kaan’ın Lina’ya söyleyemediği hisleri.

Berk’in Ece’ye karşı gizlediği ilgisi.

Ve Aras…

Aras’ın Lina’ya karşı henüz kendisinin bile adını koymadığı merakı.

Fakat Lina’nın bilmediği bir şey vardı.

Bir gün Aras, Hayalet’i aramaya başlayacaktı.

Ve o gün geldiğinde…

Lina’nın iki hayatını birbirinden ayıran maske artık yeterli olmayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.