İçeriğe geç

Hayal |Gerçek Aile|

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Hayal |Gerçek Aile|

Bölüm 3

~2~ Olası Acılar

Selamlar sevgili okurlarım,

Yeni bölüme hoş geldiniz der, bölüme geçerim.

Not: Bu bölüm düzenlemeye alınmışve düzenlenmiştir. *

BÖLÜME HOŞ GELDİNİZ! ♥

BENDE YAZMAYA! ♥

~♥~

Hayat herkese farklı davranıyor yaşam süresi boyunca, kimi insan zenginlik içerisinde imrenilecek bir hayat yaşarken kimi insan sefalet içerisinde yanından geçmek istemeyeceğimiz hayatlar yaşıyor. Yada sefalet içerisinde mutlu hayatlar sürüyorlar. En çok onlara özendim hayatım boyunca.

Şöyle bir baktığımda hayatıma, her senesine teker teker; benim hiç öyle bir hayatım olmamış. Ben zenginlik içerisinde yanından geçmek istemeyeceğimiz bir hayat yaşıyorum. Sırf ailem olduklarını sandım diye ki ailem olmama şansları var yaptıklarına sesimi çıkarmadım.

Neden? Ailem sandığım kişiler rezil olmasın diye.

Neden? Çünkü ben çok aptal bir insanım.

Bir sürü neden sayılır durulur, tüm nedenlere cevap verilir ama sonuç yine de değişmez. Derdimi anlatacağım çok kişi vardı, ama anlayacak hiç yoktu. Topluluğun içerisinde yalnızlık çekiyordum.

Gözlerimden süzülen yaşlar bu isyanıma eşlik etti. O an sadece bağırmak, sadece. Yaptım mı? Hayır.

Neden? Çünkü ben salaktım, aptaldım ve daha bir sürü şey. Neden yapmadım? Korktum.

Neyden korktun? Onlardan. Onlar burada değiller, öldüler.

Kendi kendime verdiğim savaşa son vermeye

çalıştım olmadı. Gözyaşlarımı silip ayağa kalkmaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü kalkamadan resmen yere yığıldım. Haklıydılar, beceriksiz insanın tekiydim.

Abime hiçbir zaman bir fiske bile vurmamışlardı. Ben neden bıçaklanmıştım? Ona her zaman canım oğlum diye seslenilirken ben neden küfürle çağırılmıştım?

Gözlerimden akan damlaları tutamıyordum. Şimdi mi külkedisi olacak zamanı bulmuştum? Ya da şöylemi demeliyim? Neden ben?

Neden? Neden? Neden?

Neden bununla sınandım?

Denizin maviligine bakarak derin bir nefes aldım ve

hıçkırarak geri verdim. Aylardan ekim, hava kararmak üzere, saatten haberim yok; telefonum kapandı, açmaya uğraşmadım. Olduğum yer koskoca İstanbul Boğazı’nda kimsenin beni görmediği fakat benim herkesi gördüğüm minik bir iskele. Gözlerimden süzülen tuzlu yaşlar, tuzlu Marmara Denizi’ne dökülüyordu. Yine kalabalık bir su kütlesinin içinde benim küçük gözyaşlarım kaynıyordu.

Gökyüzünün kızıllığı akşamın habercisi iken eve gitmek için direnç göstermedim. Bir kaç tahtaya vurarak hangisinin altından farklı ses gelirse onu açtım. Bir iki şişe su, küçük bir parça not, resim ve bir bebek. Kumral saçlı yeşil gözlü aynı ben gibi bir bebek. Bu oyuncağı da onlar mı aldı hiçbir fikrim yoktu ama atmaya elim gitmemişti. Her anımda o bebek vardı.

Kutudaki şeyler ile birlikte ağlayacak iki sebebin vardı;

Biri her zaman olduğu gibi geçmiş.

Diğeri ise bilinmezlik. Eğer şimdi ağlarsam yarın ağlamazdım. Kimseye ağlayacak kadar zayıf bir insan değildim ama kendi başıma kalınca da ağlamadan durabilen bir insan değildim. Şimdi sıra önümde arkanda sağımda solunda her tarafta olan o sorunun cevabını bulmaya gelmişti;

Neden ben?

Ah ne mutlu bana.

~♥️~

(Karaca evinin tavanın gözünden.)

Karaca evinde sebebi bilinen bir coşku vardı, kayıp

prenses bulunmuştu. Bu mutluluk herkesin gözünden iki, kilometre uzağından bile anlaşılırdı.

Ancak bu evde buna hiç sevinmeyen biri vardı, Emir Karaca. Ablası kaçırıldı diye bir sürü şey yaşamıştı, henüz yeni doğduğunda anne rahmini beraber paylaştığı ikizini kaybediyordu. Zaten yeşil gözleri çok fazla gülmezdi, gülmeyi bilmezdi. Bu ailesi ile kaynaklı değildi. Kendisi böyle olmayı seçmişti. Kumral saçları ve kaslı fiziği ile gerçekten yakışıklı bir dış görünüşe sahipti.

Burak, Hayal'in abisiydi. Sadece 6 yaşında iken kucağından zorla almışlardı. Ona sarılmıştı Hayal, kurtarsın diye ama becerememişti. Almışlardı elinden öylece. Omzundan küçüklüğünden kalma bir kurşun yarası vardı bu uğurda. O da yeşili gözleri ve siyah saçları ile eşi Birce'yi etkilemişti. İkisinin de gözleri aşkla bakıyordu birbirlerine.

Aslı mutluydu, sadece mutluydu. Her zaman gülümseyip Emir’e zıt bir görüntü sunardı. Hayatın böyle daha iyi olduğuna emindi. Diğer şekli kaldıramazdı. Siyah gür ve parlak saçları onu çok çekici gösterse de henüz sevdiği biri yoktu. Gerçek aşkın onu bulacağına emindi. Siyaha yakın koyu kahve gözleri daima gülümser bu da ipek gibi bembeyaz yüzünün kırışmasına neden olurdu çocuklara her baktığında. Çocuk doktoruydu, çocuklar iyileşirse dünyanın da iyileşeceğine inanırdı.

Zeynep ise her şeye karşı nötrdü. O aralarında en mantıklı düşünendi. En küçük olmasına rağmen en akıllılarıydı. Sadece uzaktan izlemeyi seçerdi. Evde ki her şeyi gözlemleyerek anlardı. Onunda siyah, ipek gibi saçları onu göz önüne çıkarsa da yeşil gözleri bir kişiden başka kimseyi görmezdi. O kişide onu görmezdi. Annesinin biriciği idi. Derya Hanım bir ara ailedeki en sessiz insan olduğundan onu alarak evden kaçmıştı. Sadece Bodrum’da bir haftalık bir tatile çıkmıştı.

Birce olayı bilmiyor ama şuan zamanı olmadığını bilerek susuyordu. Oda siyah saçları ve gözleri ile etkilemişti Burak'ı. Etkilenmemek gibi değildi, çok güzeldi. Çok naif bir sese sahipti. Zaten müzik öğretmeniydi, çocuklara bayılıyordu.

Derya rahatlamıştı çünkü kızının güvende olduğunu biliyordu. Bunca zaman sonra daha iyi hissediyordu. İçindeki o acı biraz dinmişti. Yeşil gözleri yerdeki parkelerde dolaşıyordu.

Yusuf gelen telefonla camın ardına geçmişti. Kulağında ki telefondan gelen sesleri pek umursamadan ev halkına bakıyordu. Kara gözlerinde bulunan acı azalmıştı. Fakat geçmemişti, uzun zaman orda kalacak gibi görünüyordu.

Bu evde coşku ve mutluluk devam ederken;

Hayal ve Yeliz ‘in evinde büyük bir endişe vardı.

Hayal hala eve gelmemişti ve Yeliz dolu gözleri ile meraktan delirmek üzereydi. Çiçi koltukta, Lulu ise yatağında uzanarak evin içinde dört dönen Yeliz’i

izliyorlardı. Saat 23.00 olduğunda kapıdan hafif bir kilit sesi duyuldu.

Yeliz bu sesi duyar duymaz kapının önüne koştu. Gözleri ilk önce Hayal’in bedeninde bir hasar var mı diye kontrol etti. Daha sonrada doldular ve özellikle Hayal’in gözleri olmak üzere her tarafa kırgın bakışlar attılar. “ Neredeydin? ” diye sordu ilk önce ama karşısındaki kişinin cevap vermesini beklemeden devam etti, bu sefer sesinin desibeli artmıştı. “NERDEYDİN HAYAL? BEN BURADA SENİ BEKLERKEN, MERAKTAN ÇATLARKEN NERDEYDİN? ” dedi duvara yaslanırken. Gücü tükenmişti.

“Polisi arayacaktım ben! Neredesin, senin saat akşam 5 te evde olman gerekiyor değil mi? Hayal SAAT KAÇ HAYAL, SAAT KAÇ? Saat 11 Hayal saat gece 11 ben burada 6 saattir meraktan öldüm öldüm dirildim. ”Hayal ona sarılmak için yaklaştı. Bu hareketi belki onu affettirmezdi ama sinirini geçirebilirdi. “Yeliz bak, ” diye bir açıklama yapmaya çalıştı ama Yeliz ona fırsat vermeden yaslandığı duvar dibinden doğruldu.

“Yaklaşma Hayal, ben yatmaya gidiyorum sende git yine kaybol ortadan” dedi ve yukarıya doğru çıktı. Hayal gözlerini onun arkasına dikti.

~♥~

( Hayal'den.)

Of Yeliz of !

Bende peşinden yukarıya doğru yol aldım. Kendi odama geçtim. Yere oturdum duvara başımı yasladım. Yine aynı konu düşüncelerimde boğuşuyordum. Hâlâ neden diye sayılıyordu içimden bir ses ama benim o sese bir cevabım yoktu.

Yan odadan gelen devrilme sesi ile korku ile ayağa sıçradım. Neler oluyordu?

Hızlıca yandaki odaya girdiğimde ağlayan bir Yeliz ve devrilmiş olan sandalye ve bir kaç makyaj malzemesi, defter ve kitap. Şimdiyse dilenmesi gereken bir özür ve ben vardım.

Aynı anda konuştuk.

“Özür dilerim. ” dedik.

“Hadi yatalım artık. Çok uykum var, bu pisliğin içinde yatamazsın gel benim odamda yat.” Böyleydik işte kavga eder 5 dakika geçmeden barışırdık. Ama haklıydı bu kez. Odadan çıktım ve lavaboya geçtim. Makyajımı çıkarttım ve odama geçtim pandalı pijamalarımı giyindim, saat 12.00ye alarm kurdum. Ancak uyanırdım. Yatağıma geçmeden tekrardan tavanda asılı olan yıldızlara baktım. Bıraksanız peşimi, dokuzunuz birden. Bırakın beni.

Yatağıma geçtim ve Yeliz’i düşünmeye başladım. Ailesini beklerken ki hali geçti gözlerimin önünden. Onları bekleyip bekleyip gelmemesi en sonun da geldiklerin de ise cansız bedenleri ile gelmesi. Çok acımıştı canı gözlerim ile görmüştüm. Evin içinde attığı turlar. En az 30 kere aramıştı ama cevap veren yoktu. Ölüm kimisi için çok güzel olsa da bazı insanlar için işkenceydi.

Yeliz bekleyemezdi. O günden sonra da zaten hiç kimseyi bekleyemedi.

~♥~

Kaza kaza bakınca

Derininde acı var

Bilmeyince acıtan

Karıncanın belin

Saldırganın hâlini

Anlayıp unutturan

Herkesin bi’kaçı var

Kendisinden içeri

Gıybet çok

Kıymeti yok

Yarının hayali bugüne yeter mi?

İçimi sıkar

Yoluma uzanır

Dünden yaralarım yarına giderli

Sarılırım birine, hatırlatır derine, yâr

Küsmenin ne faydası var?

Solup gidiyo’ bahar

Güzelinden biriktir

Öldüm derken diriltir

Seven elbet sevilir

Nefret işte nefret kadar”

Bazen yaptığım işlerden nefret ediyorum, mesela bu gece gece kattığım bir şarkı olabilir.

“Kaza kaza bakınca

Derininde acı var

Bilmeyince acıtan”

Yeter sus artık sende ya!

“HAYAL KAPAT ŞUNU! ” diye bağıran bir ses geldi sol yanımdan. Tek gözümü açarak baş ucunda ki komedinde duran ve oldukça fazla ses çıkartan telefondan ertele tuşuna bastım. “ Tamam kapandı

işte. ”

Şuan beni arayan danışmanı tekrar arayarak, ki adı hatırladığıma göre adı Şeyma idi, testi ertelesek ne olur gibi mükemmel bir soru sormayı planlıyordu.

“Sen neden kurdun bu alarm mı? ” dedi kafasını yastıktan kaldırmamış olan Yeliz.

“Hastaneye gideceğim. ” dedim uykulu olmanın verdiği umursamazlık ve boş vermişlik ile.

“Neden, ne oldu?” derken bir gözü açıldı.

“DNA testi yaptırmam gerekiyormuş.” dedim öyle dümdüz.

“ O niye doğru düzgün anlat şunu.” dedi hafifi bir sitemle. Ardından hızla dizlerinin üzerine kalkarak yastığını kucağına aldı.

“Tekinler gerçek ailem olmaya bilirmiş. ”dedim bir yandan esnerken. Ben neden bu kadar rahattım ona dair hiçbir fikrim yoktu.

“Hadi lan oradan!” diye mükemmel ötesi bir kibarlıkta cevap verdi. Ona ayıplayan bakışlar atarlar cevap verdim.

“Gayet doğru söylüyorum hayatım. ”

“İyi kalk hazırlan, ayrıca kim bunlar? ”diye mantıklı bir soru yöneltti. Gerçekten, kimdi benim gerçek ailem?

“Tanımıyorum, hem sonuç ne çıkarsa çıksın akşam evdeyim zaten. ” dedim onu yalnız bırakmayacağıma vurgu yaparak.

“Bende geliyorum. ”

“Hayır otur oturduğun yerde, dersin var. ” dedim. Aslında tek kalmak istemiyordum. Nasıl bir tepki vereceğimi, nasıl davranacağımı da bilmiyordum. Böyle bir durumda nasıl davranılırdı. Nasıl davranılırdı ailenin karşısına ilk çıktığında?

“Kes sesini geliyorum. ”

“Hayır Yeliz. Dersine gideceksin ve lütfen İspanyol paça kotunu alabilir miyim?”

“Tamam!” dedi kızgınca ama o dersten devamsızlığı vardı o yüzden gelemezdi.

Güzel bir duş aldım. Saçlarımı da bir çırpıda Yeliz’e fön çektirdim. Islak olmasını sevmiyordum, bende onun saçını maşaladım.

Altıma Yeliz’in kotu üstüme bordo ve yine Madonna yaka bir bluz, kotla aynı renk siyah eyeliner, kirpiklerime maskara, şeftali tonunda allık dudaklarıma dün ki gibi şeftali renginde bir ruj ile hazırdım.

Kendime hem günlük hem şık hem de istemem yan cebime koy bir kombin yapmıştım.

Yeliz’de ince beyaz bir bluz ve mavi kot giyinmişti.

Normalde kullanmadığımız, kullanmayı da tercih etmediğimiz Yeliz’in annesinin arabasını kullanarak hastanenin önüne gelmiştik. Yani ben gelmiştim Yeliz oradan okula geçmişti.

Hastanenin koridorunda güneş gözlüğümü saçıma takmaya çalışıyordum. Düz saçımda durmuyordu. Ve bunu daha havalı gözükmek için yapıyordum, neden? Bilmem. En sonunda takmayı başardım.

Danışmaya gördüğümde oraya doğru ilerledim, yaklaştım “ İyi günler DNA testi için gelmiştim ben. ” dedim kibar bir sesle.

Orada duran kadın cevap verecekken arkadan gelen bir başka bir kadın sesi onu böldü.

“Hayal Hanım, dün telefonda konuşmuştuk.”

“Şeyma Hanım, ” dedim hatırladığımı belli edercesine. Kadın karşıma geçti, onu hatırladığımı anlayınca gülümsedi.

“Size ben yardımcı olacağım, buyurun Aslı Hanım’ın odasına gidelim. Bu arada ben asistanıyım, onlarda sizi bekliyordu. ” dedi. Erken mi gelmişlerdi? Ben her yere tam zamanında giderdim. Ne erken, ne geç. Elini gidelim dercesine uzattı.

“Teşekkürler.” diye yanıt verdim.

Beni kapının önüne kadar getirdi ve işi olduğunu, gitmek zorunda kaldığını söyledi. Heyecandan titreyen elim ile kapıyı açtım.

İçerde 3 kişi vardı.

2 kadın, bir adam. Gerçek ailem.

“Merhaba” dedim gülümseyerek. Ne diye bilirdim ki başka.

“Merhaba” dedi kapının önünde ki doktor önlüklü kız. Elimi sıktı “ Aslı ben. ” dedi koskoca gülümsemesi ile.

“Hayal” dedim bende aynı şekilde.

Diğer kadın da sıktı elimi “Derya bende. ” çok benziyorduk. Bence DNA testine gerek yoktu, sonuç belliydi. Ama yine de görmek istiyordum.

“Hayal” yüzümde sahte olmayan bir tebessüm vardı. Ben gülümserdim, her zaman çünkü acımı en iyi böyle kamufle ederdim.

En sonunda adamda sıktı elimi “Yusuf bende. ” dedi. Aşırı karizmatikti. Gülümsedim.

“Hayal ve babacım şimdi sizden iki tüp kan alacağım. “

“Tamam” diye aynı anda konuştuk Yusuf Bey ile.

Aslı masasının üzerindeki kan tüpleri aldı. Daha sonra alkol benzeri şeyler daha alarak ve koltuğunu sürerek yanımıza geldi. Bende bu süreçte koltuğa oturmuştum.

“Kıymetimi bilin hemşire ellerine bırakmıyorum sizden kendim alıyorum kanınızı. ” dedi Aslı.

“Sen kan almayı öğrenene kadar tüm ailenin kolunda delinecek yer kalmamıştı çok konuşmada işini yap! ” dedi gülerek Yusuf Bey.

“Abartma baba ya” dedi buna cevap olarak. Hiç kırılmamıştı babasının a önceki cevabı ile.

“Babaya ya deme. ” dedi Yusuf Bey. Otoritesi oldukça fazlaydı belli ki.

Güldüm, çok şirinlerdi düşlediğim gibilerdi.

“Neyse babacım ve Hayal sonuçlar normalde 1 hafta ama hastane bizim olduğumdan yarım saate çıkar. ” dedi. Ardında ufakça mırıldandı ama ne olduğunu anlayamadım. “Bence hiç gerek yok ama her neyse. ”

Aslı egoist gibi görünse de sadece şakaya vuruyordu. Bunu benim gibi kamufle amaçla değil gerçekten istediği için yapıyordu.

Yarım saat daha sohbet ile geçti kimse kimseye o konu ile ilgili bir şey sormadı. Kimse kimsenin üzerine gelmedi sadece birbirimizi tanıdık. Mesela Derya Hanım’ın eskiden ünlü bir modacı olduğu Yusuf Bey ile de çok değişik bir şekilde evlendiği ve bunun gibi bir sürü şey. Bana soru sorarken çekiniyorlardı, cevap vermememden korkuyorlardı. Beni kaybetmekten. İlk beni defa kaybetmekten korkan insanlarla beraberdim.

“Aslı sonuçlar çıkmadı mı babacım. ” dedi Yusuf Bey. Merak ediyordu sonucu. Ama ben o sonucu kaldırabileceğimi düşünmüyordum.

“Çıktı çıktı, hatta baktım bile ben” diyen Aslı ile şoka uğradım.

“”Aslı! ”” ben dahil herkes ona bağırmıştı.

“Sizce gerek var mı sonucu açıklamaya? Görmediniz mi annem ile benzerliğini” harfleri uzata uzata konuştu. Haklıydı. Çok benziyorduk.

“ Sonuca gelirsek, Hayal benim kardeşim yani sizin kızınız yani ailemizd-” ağırlaşan göz kapaklarımı daha fazla açık tutamadım. Sanki bir güç tüm enerjimi emdi ve ben kendimi yere düşerken buldum. Son hatırladığım şey yere düşmeden öz babamın çevik bir hareketle tutmasıydı.

~♥~

SEVİLİYORSUN!

Bölüm sonu

1 yorum