İçeriğe geç

Hayal |Gerçek Aile|

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Hayal |Gerçek Aile|

Bölüm 2

~1~Yeni Haberler

Selamlar balım,

İlk bölüme hoş geldin.

Not: Bu bölüm düzenlemeye alınmış ve düzenlenmiştir. Sormak istediğiniz bir şey olursa yorumlarda sorabilirsiniz. *

Beğenmeni umar ve uçarak bölüme geçerim.

BÖLÜME HOŞ GELDİNİZ! ♥

BENDE YAZMAYA!

~♥~

“Allah cezanı vermesin Yeliz , Allah seni kahretmesin Yelloz, hayır sanki o eteği giyeceğimi bilmiyorsun da giyiyorsun! Gel şimdi bana etek seç bu üstün altına etek gider! Yemin ederim tam dayaklıksın Yeliz defol git şu çantanı hazırla, pencereleri kapat 5 dakikaya hazır ol kapının önünde “ göz devirerek saydırmaya devam ettim dolabın önünde dün yatmadan hazırladığım kombinin üstü altımda da pijama ile duruyorum.

Aman ne güzel.

Hem ev arkadaşı hem en yakın arkadaşı olan Yeliz ile yaşayan, psikolog olma yolunda ilerleyen, 22 yaşında olan bir kızdı Hayal.

Evet yukarıda ki cümlede ki kişi benim.

Üstümdeki beyaz yandan kurdeleli üst ile elime ilk geçen mavi çiçekli şort etekle hazırım. Zaten düz ve uzun olan kumral saçlarımı açık bıraktım. Üzüldüğümden hiç kesmemiştim saçlarımı. En azından Hayal olduğumdan beri. Saçlar anıları saklardı.

Aynaya baktığımda etek ve üst zaten güzel olan fiziğinde çok güzel durmuştu. Belimin inceliği tam vurgulanmıştı.

Badem şekilli yeşil gözlerime siyah bir eyeliner , gür kirpiklerine maskara ve son olarak dudaklarıma şeftali renginde bir ruj ile tam tamına 12 dakika da hazırdım ama hazır olamam bir kaç dakika daha aynaya bakmayacağım anlamına gelmiyordu.

Çanta olarak beyaz normal boyuttaki bir çantaya sadece gerekli olan bir kaç parça eşyamı ekledim. Daha sonra odamdan aşağı inerek birde orada Yeliz’i beklemeye başladım.

10 dakikanın sonunda merdivenlerden inen Yeliz’i gördüğümde yaslandığım duvardan doğrularak karşımda ki aynaya baktım. En sonunda ayakkabılarımızı giyinerek evden çıkabilmiştik.

Evden çıkma amacımız olan pazara en acilinden bir giriş yaptık. Daha okula geçecektim. Dersim vardı. Pazarın girişinden her zaman aynı yerde tezgah kuran Ahmet amcaya doğru ilerledim.

“Kolay gelsin Ahmet amca. ” dedim birazda sesimi duyması için bağırarak.

“Hoş geldin Hayal kızım, ne istersin? Kabaklar taze bak.” dedi babacan bir tavırla.

Gülümseyerek “ O zaman 3 kilo alayım ben ondan.” dedim ve bir poşet alarak patlıcan doldurdum.

“Yeliz sende domates ve salatalık al, düzgün olsun mümkünse. ” dedim Yeliz’in kahve gözlerine bakarak. Bebek gibi bir yeni vardı.

“Tamam.” dedi sadece. Bense aldığım kabağı ortaya koyarak Ahmet amcadan toplam tutarı öğrendim ve ödedim. Daha sonra evin diğer ihtiyaçlarını almak için ilerdim. Bir kaç şey daha aldıktan sonra pazarın sonuna gelmiş bulunmaktaydık. Geldiğimiz yolları geri dönerken gördüğüm tanıdık yüzlere selam verdim.

Ben eve dönmede gelen fikir ile tüm işleri üzerimden atmaya karar verdim.

“Yeliz koş Ahmet amcadan siparişleri al hadi koş koş. ” evet bu işi de Yeliz’e bıraktığıma göre eve gidip eşyaları dizerek üniversiteye geçebilirim. Yaşasın.

“ Ya bunu da bana bıraktığına inanamıyorum Hayal” inan boncuğum.

“İnan boncuk inan. ” derken Yeliz’in kötü bakışlarına daha fazla çekmemek için elimdeki poşetler ile eve ilerlemeye devam ettim.

Yan tarafta daha önce Yeliz ile beraber yaşadığımız evime güne gelen ve beni benim haberim olmadan evlendirmeye kalktıkları için özenle evimden kovulan iki teyze duruyordu.

Giyinmiş olduğum şort eteği ve Madonna yaka bluzuma bakıyor ve birbirlerinin kulağına bir şeyler söylüyorlardı. Anlamadık sanki.

“ Çok güzel eteğim dimi teyzelerim çok beğenerek aldım bende. Bluz da bir harika , baya rahat istiyorsanız size de getirttireyim mi? ” Allah’ım sen bana gerekli sabrı ver. İnsanların benim hakkımda ki fikirlerini yüzüme karşı söyleyemiyorlarsa başkalarına da söylemelerine gerek olmadığını düşünüyordum. Gayet de haklıyım.

Dilini damağına vurarak ses çıkaran teyzelere karşı

itici bir gülümseme yayarak yürüdüm. Teyzelerin yanından geçtikten sonra yüzümde ki itici gülümsemeyi silerek sahici bir gülümseme kondurdum. Başka insanların ne suçu vardı?

Eve varır varmaz arkamdaki kapıyı kapattım, poşetleri yerleştirmek için mutfağa ilerledim. Meyveleri ve sebzeleri yıkayarak kutularına yerleştirdim.

Tam aldığım yumurtaları yerine katarken bir şeyin kırılma sesini duydum. Cam bir şey kırılmıştı ve elimde ki yumurta da yere düşerek kırılmıştı.

Bir anda değilsen kalp atışlarım yüzünden yavaşça dolabın dibine çöktüm. Aklıma gelen şeyleri yok etmek istercesine hızlı bir şekilde aldığım nefesleri bir düzene sokmaya çalıştım. Bir veya iki dakikanın sonunda bunu hak gerçekleştirebilmiştim.

Gözümün önüne gelen anılar bana ne kadar salak biri olduğumdan bahsediyordu. Belki de haklıydı o sesler. Hiç bir zaman doğru yolu bulamamıştım.

Ben hiçbir zaman geçmiş ve gelecek arasından çıkarmamıştım. Gelecek her zaman korkutucuydu. Geçmiş ise ölümden beterdi, işkenceydi. Geçmiş ve gelecek arasında ince bir çizgideyim. Bu her zaman böyleydi. Yani en azından hatırladığım anılara kadar.

Büyütülme şeklim bir çocuğu geçtim bir yetiş kimin bile kaldıramayacağı türlü türlü şeylerle doluydu. Herkesin bir travması vardır bence. Yenebilenlere ne mutlu. Ben bu travmalar dan kurtulacak kadar güçlü olduğumu düşünmüyordum, düşünemiyordum.

Derin nefesler aldım. Geçmişten kurtulmalıydım. Geçmiş her zaman önüme çıkamamalıydı. Güzel şeyler düşündüm. Deniz, çiçek, kelebekler ve yıldızlar. Belki daha bir sürü şey. Ben güzel şeyleri saydıkça kalp atışlarım normalleşmeye başladı.

Ayağa kalkacak gücü bulana kadar bekledim. Kendimde o gücü bulunca ayağa kalktım.

Elime bir oklava alarak salona doğru ilerledim. Ses

o taraftan gelmişti. Yeliz evde değildi, o halde camı kim kırmıştı? Evde biri vardı. Elimdeki oklavaya güvenerek kapının köşesinden baktım. Gördüğüm şey ile rahatladım.

Salonun kapısından başımı tam uzatarak baktığım

da köpeğimin kırılan bardağın yanında durduğunu gördüm. “Ah be Çiçi, ah be bebeğim. Yüreğime indirecektin! ” . Elimde ki oklavayla birlikte Çiçi’yi o cam kırıklarının arasından kaldırdım ve mutfağa götürdüm. O sırada bir kaç kez üst üste basan zile doğru ilerledim. Yeliz’in gelmesi muhtemeldi. Zili ondan başkası böyle çalmazdı. Tahminim doğru çıktı. “Hayal elinde ki oklava ne?” dedi gözleri elimdeki oklavaya bakarken. Ben bu oklavayı bırakmadım mı ya?

“O ayrı mesele boncukçum .” duraksadım biraz,” Salondaki cam kırıklarını temizler misin? Çiçi bardak kırmışta. diye sordum. O da beni onayladı. Elinde getirdiği sebzeleri ve meyveleri mutfağa götürdüm.

Yeliz başını sallayarak kiler olarak kullanılan dolaptan süpürgeyi çıkardı ve salona ilerlemeye başladı.

Bende yumurtayı kırdığım yeri iyice sildim ve malzemeleri yerine yerleştirdim. İşim bittiğinde üniversiteye gitmem gerektiği aklıma geldi. Tekrardan odama çıkarak gerekli olan ders artikellerini aldım. Son kez aynaya baktım ve tekrardan aşağı indim.

Evde kimsenin çalışmamasına rağmen orta

gelirden biraz daha yüksek bir gelire sahiptim. Miras yiyoruz. Ben de Yeliz de. Dedemden kalan evler kirada olduğundan her ay banka hesabıma para yatıyordu. Bu beni hem okuyup hem çalışmak zoruna bırakmıyordu. Bu para olmasa, kesin çalışmak durumunda kalırdım. Nedeni ise onlardan para isteyecek bir ailem yoktu, hiç olmamıştı.

Ayakkabılarımı giyinmeden Yeliz’e çıktığımı söyledim. “Yeliz ben çıkıyorum en azından ben gelene kadar dikkat et kendine.” Yeliz’den onaylayan sesler duyduğumda beyaz sporlarımı tekrar giyindim ve çantamı aldım, evden çıktım.

Metroya kadar yürüdüm ve metroda klimalı ortama giriş yapmanın rahatlığı ile boş bulduğum bir yere oturdum. Kafamda ki düşünceler sürekli beni meşgul ediyordu. Ben bir psikolog olacaktım fakat daha kendimi engelleyemiyordum. Bu sesleri susturma amaçlı telefonum dan müziğimi açıp dinlemeye başladım.

Şöyle söylüyordu Sezen Aksu;

‘Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler’ ‘Şimdi bana seninle bir ömür vadetseler tek bir söz bile söylemeye hakkım yok’

Başka müzikler çaldı, kimisi Serdar Ortaç’tan kimisi

de Model'den. İneceğim durağa geldiğimde telefonumu ve kulaklığımın kutusunu çantama koydum. Üniversiteye doğru yürüdüm.

2 ders depresyon ve bipolar bozukluğu gibi konular işlendi ve hala karnı aç olan ben bayılacak noktaya gelmeden kampüsün kantinden bir şeyler aldım, yedim.

Ardından son dersim bitti. Bende bittim.

Yine aynı yollardan geçerken eve ne yemek yapsam diye düşünüyordum aynı zamanda. Kabak taze demişti Ahmet amca. Kabak dolması mı yapsaydım? Tam patlıcan ve kabak dolmasına karar vermiştim ki çantam kolumdan çekildi.

Gün ortasında hırsızlığa uğruyordum. Ne saçma. Neye şaşırıyorsam, her halta zaten beni buluyor başka kimi bulacak.

Çantamı tabi ki elimden bırakmadan kendime doğru çektim. Tamam çıt kırıldım bir insan gibi gözüküyor olabilirim ama içimden canavar çıkmayacağını nereden bilebilirdi.

Benim ona karşı direnmeye çalışacağımı düşünmemiş olacak ki tıpış tıpış yanıma geldi. Hiç beklendiği anda tokat attım. Tokat karşısında daha şaşkınlığı bitmeden tekrar şaşıran adam eliyle yanağını tuttu. Adamın çok daha şaşırmasını fırsata çevirerek bir elimle uçmaması için tutarken dizine bir tekme attım.

Adam beklenmedik tekne karşısında yere düşüyor ve ben bir kaç tekme daha savurdum. Sonra çantamı elinden kopartıp üstümü başımı düzeltiyor ve saçlarımı geriye atarak yürümeye başladım.

Umarım çok havalı gözükmüşümdür diye etrafıma bakarken kimse göremeyişim beni biraz üzdü.

Evin önüne geldiğimde çantamdan anahtarı aramaya başladım. Anahtarımı ararken telefonum çaldı. Lanet olasıca!

Anahtarı boş verip telefonu açtım. “Alo” dedim karşıdaki kişinin kim olduğunu anlamak için çünkü numara bilinmeyen numaraydı.

“Merhaba Hayal Tekin ile mi görüşüyorum?” dedi ince bir kadın sesi.

“Evet benim, ben kiminle görüşüyorum?”

“Ben Şeyma Kılıç, sizi Karaca Hastanesinden arıyorum. Bir bildiri vermem gerekiyor. ”

“Tabi buyurun Şeyma Hanım. “

“ DNA testi için yarın 15.00 da hastanemize gelmeniz gerekiyor Karaca hastanesine gelebilir misiniz? ” Çok pardon ablam anlamadım. Ne kadarda normal söyledin onu öyle ya.

“ Tamam da neden DNA testi vermem gerekiyor?

”Bence sorun çok haklı bir isyan.

“Aileniz öz olmayabilir gerçeği teyit etmemiz için gelmeniz gerekiyor Hayal Hanım. ” dedi Şeyma.

Aileniz öz olmayabilir gerçeği teyit etmemiz için gelmeniz gerekiyor Hayal Hanım, dedi durdu kafamın içindeki ses. Ne demektir gerçek olmayabilir? Bu bir rüya olmalıydı. Gerçekten onca şeyden sonra mıydı? İçinde büyüktür bir hissettim. Çok büyük ve yakıcı bir öfke.

“Tamamdır, teşekkürler bilgilendirme için. ”

Teşekkürler, hayatımın en kötü ya da en güzel haberin verdiğin için. Kadın iyi dileklerini ileterek telefonu kapattı. Ben dönmüş durumdaydım. İdrakim bu yaşananları algılayamıyordu.

Telefonu kapatınca gözümden bir gözyaşı düştü. Telefonu çantama attım ve çantayı kapattım.

Evi falan boş verip sahilde ki iskeleye gittim.

Kimsenin bilmediği ağaçların arasında kalan küçük bir iskele. Benim tüm göz yaşı ve kalp kırıklıklarıma şahit olan iskeleye.

~♥~

Sabahtan beri kızı takip ediyorlardı günlerdir olduğu gibi genç adamlar.

Ama bu sefer son olacaktı bugün son kez takip ediyorlardı genç kızı.

“Bana bak Barkın sadece çantayı alacaksın kıza dokunma saçının teline zarar gelirse seni gebertirim duydun mu !?” dedi siyah saçları, kahve gözleri ve kirli sakalları ile oldukça yakışıklı görünen adam.

“Tamam abi o iş bende. ”dedi diğeri. Emin değildi işte ondan.

Adam maskeyi yüzüne geçirdi. Kızın yanına gitti, çantayı elinden kapmaya çalıştığı gibi koşmaya çalıştı.

Ama kız adama tokat atınca afalladı, ardından bir tekme yedi ve yere düştü.İYİ DE HANİ SADECE ÇANTAYI ALIP GİDECEKTİ!? DAYAK YEMEK NEREDEN ÇIKMIŞTI.

Kız onu yere düşürdü ve tekmelemeye başladı. Adam abisine verdiği sözden bir şey yapamıyordu.

En sonunda kız tekmelemeyi kesti. Hiçbir şey olmamış gibi ilerdi ve evine döndü.

Genç adam hemen telefon açtı , birkaç kelime söyledi karşıdaki takmadı bile, “Hastaneye söyleyin hemen arasınlar tepkisine bakmak istiyorum”. dedi ve kız kardeşinin peşinden koştu.

Kızı takip ettiler. Gelen telefondan sonra düşen bir damla göz yaşı ile duraksadı kız.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi gözyaşını, başını yukarıya kaldırdı ve çantasını kapattı. Koşar adımlar ile bir yere ilerdi.

Geldiği yer kimsenin olmadığı tehlikeli olduğundan kapatılmış bir iskele oraya oturdu ve ağladı.

İyide bu kız gerçek ailesini buldu diye mutlu olmalıydı niye böyle oldu ki diye düşündü adamlar.

O sırada Hayal kaybolan çocukluğuna ağlıyordu.

'ŞİMDİ BANA KAYBOLAN YILLARIMI VERSELER’

‘ŞİMDİ BANA SENİNLE BİR ÖMÜR VADETSELER TEK BİR SÖZ BİLE SÖYLEMEYE HAKKIM YOK.’

~♥~

SEVİLİYORSUN! ♥

Bölüm sonu

4 yorum