Selam Balım,
Özlediğinize dair söylentiler duydum. Ben ve çocuklarım hemen yanınıza geldik.
Bugün kısa bir bölüm ile karşınızdayım. Çünkü bu bölümde geçmişe bakmayı planlıyorum. Ama tabi ki de değişirse bilemiyorum. Masal nasıl aşkına yeniliyor onu okuyacağız, sonra Hayal'in kaçırıldığı sahneyi. Ama önce 1.5 yaşlarında olan Hayat'ı okuyacaz.
Aşağıda bir Aslı Karaca görürseniz şaşırmayın ama eğer ki hayalinizdeki ki gibi değilse hemen
'ŞARKI LİSTEMİZ♪'
Firuze.
İmkansız bir aşk denir.
Unutma beni.
Anlamazdın.
Son arzum.
Nazende Sevgilim.
Unutma beni.
Karışık çalabilirsiniz her yere uyuyorlar.
MİNNAK BÖLÜME HOŞGELDİNİZ EFENDİM!
BENDE YAZMAYA! ♥
~♥~

~♥~
-Zaman hiçbir şeyi düzeltemez,
sadece üstünü örter.
Sakladığın acılar,
bir gün mutlaka ortaya çıkar.
Herkes zamanı geriye alabilmek ister,
Kimi eski güzel günleri tekrar yaşaya bilmek için.
Kimi yaptığı yanlışları düzeltmek için.
~♥~
(21 Kasım 2023)
"Abi sen bir iki saat idare et anneme falanda götürme sana emanet. Zaten zorluk çıkarmaz benim güzel kızım. " dedi Murat Giray'a. 9 aylık kızının saçlarını okşarken. Sarı saçları ve mavi gözleri ile oldukça güzel bir bebekti.
"Tamam oğlum bakarız Hayat hanıma, biz çokta güzel anlaşıyoruz dimi amcasının güzelim. " Hayat kollarını açarak Giray'a doğru gitmek istedi. Babası kızının bu halinde güldü.
"Eyvallah kardeşim de ne yaptın lan kızıma, herkesten çok seni seviyor. Hayat hani kimseyi sevmeyecektik. " Kızının yanağına ufak bir öpücük kondurdu. Gülücükler saçtı ortalığa Hayat.
Bugün evlilik yıl dönemlerinin 2. yılıydı. Hatırlamaz ise Leyla yaşına bakmaz terlik ile kovalardı. Bu yüzden karısı Leyla'ya ufak süpriz hazırlamıştı. Bir yere götürecekti, ufak bir yemek ve tatlı bir hediye ile bu işi kökünden çözecekti. Ama kızı şimdilik ona küçük sorunlar yaratabilirdi o yüzden kardeş dediği insana emanet ediyordu.
Son bir kez sarıldıktan sonra kızına Giray'a teslim etti. Bahçe kapısından ilerledi.
Hayat ile oyunlar oynadı Giray. Güzel vakit geçirdiler. Sonra uyuya kaldılar. Yani en azından Hayat.
Sonra telefon çaldı, her yerde kız kardeşini arayan Giray kafasını bilgisayardan kaldırarak çalan telefona baktı. Murat arıyordu kızını merak ettim sanmıştı ne bilsin ki görevli polisin son numarayı arayacağını.
Leyla ve Murat o gün kurtumaları imkansız olan bir kaza geçirdiler ve kurtulamadılar. Bu işte mi o adamındı bilinmezdi.
Giray emaneti hiç bırakmadı ve bırakmayacaktı. Hayat Hayalden sonra aileye iyi gelmişti.
Şimdi kocaman bir aile olsalar bile Leyla ve Murat'ın aşkı mahşere kalmıştı.
~♥~
(10 Nisan 2004)
İnsanı sevdiği sınarmış. Sevdiği ile sınava tutulurmuş. Belki de sevdiği onu sınava tutardı. Sevdiği onu kullanırdı. Sonuçta bu koca dünyada başımıza ne geldiyse sevgiden gelmedi mi?
Topuklu ayakkabılarının yerde çıkardığı sesleri dinleyerek ilerledi Masal. Güç diyordu bu sesler, asillik, zariflik diyordu. Bir çok kadının ona imrenerek baktığı yerdeydi. Zirvede.
Kendi odasına geçmeden abisinin odasına geçecek ne yapması gerektiği hakkında ufak bilgiler alacaktı ama ondan önce uğraması gereken bir yere daha vardı. Adımlarında olan güveni kesmeden devam etti. Şirketin küçük bir kısmının olduğu yani şirketin ortağının odasına girdi yüzünde ki tebessüm ile. Çok geçmeden yüzünde ki tebessümün solacağını bilmeden.
"Selam." dedi tüm ihtişamı odayı doldururken.
"Hoşgeldin hayatım. " dedi adam. "Nasılsın? " diye de devam etti. Masal odanın ortasına ilerleyerek adamın oturduğu masanın önünde ki koltuklardan birine oturdu.
"Yorgunum Cengiz, ayaklarım ağrıyor. " dedi. Odaya göz gezdirdi değişen bir şey var mı diye. Hersey aynıydı. Gözleri camdan görünen manzaraya kaydı.
"Diyorum sana giyme şu topuklu ayakkabılarını. " Sesinde onu düşündüğü belli eden bir ses vardı ama içi tam tersiydi. Saf kötülük vardı içinde. Güçlü olmasını istemiyordu böylece onu yenmek daha kolay olacaktı.
"Sen silahını almadan dışarıya çıkıyor musun? Bende böyle silah gibi kuşanıyorum, hem böyle daha havalıyım. " dedi Masal. Cümlesinin sonunda ağzından minik kıkırtılar döküldü.
"Sensin bir silaha ihtiyacın yok be güzelim böylede iyisin. " dedi Cengiz. Yakında öleceksin zaten demek yerine. Saf kötülüğü vardı ama güzel rol yapıyordu. Yüzün de bulunan iğrenç gülümsemeyi hiç söylemiyorum mesela, dikkat ile dinliyordu. Soru sorduğu yerlerde özenle cevaplıyordu Masal'ın sorularını.
Yüzüne kocaman bir gülümseme kondurarak cevap verdi Masal. Şimdi sıra Cengiz'in işine gelmişti. Uzun zamandır bugünü bekliyordu. Bugün hayatlar bitecekti.
İki kişinin hayatını bitirecekti Cengiz Kaya nam-ı diğer Çakır Kara.
"Abin bugün bir yere gidecek mi? " dedi, yavaştan başlıyordu sorgu. Ama cevap azıcık bile şüphe olmadan geldi.
" Hayır, akşam eve gelir sadece. "
"Evde kim var şuan?" dedi Cengiz. Masal ilk olmayan şüphelenişlerinden birini yaşadı. Kendisi ile ilgili hiç soru sormuyordu. Masal o güne çok lanet etti gelecekte ki hayatında. Ama elden birşey gelmezdi. Geçmiş değiştirilemezdi.
"Ne o, beni beğenmedin galiba evdekileri soruyorsun?" dedi şaka ile karışık çünkü onu kaybetmek istemiyordu. O da giderse kimsesi kalmazdı. Babası, annesi, abileri çok başka alemdeydi. Abileri evliydi kendi hayatları vardı biri hariç, oda yurt dışında idi. Giderken kafasına terlik fırlatmıştı. O an aklına gelince gülümsemeden edemedi. En kısa zamanda arayarak özür dilemeliydi. Yengeleri ile anlaşamıyordu, Derya hariç. Zaten en yakın arkadaşıydı ama araları bozuktu. Cengiz yüzünden kavga etmişlerdi. Seviyordu Masal, Cengiz'i. Birde hamileydi, bağırmak istemediğinden salonu terk etmişti. Cengiz'in kulaklarının algıladığı cümle ile yüz ifadesi değişti.
"Olur mu öyle şey hiç? Merak ettim sadece birtanem. " dedi, dağılan ifadesini toplarken.
"Derya ve çocuklar var başka kimse yok, " dedi korkusuna yenilerek. Cengiz ise gülümsedi. 2 yaşında kızları vardı. Herkes üzerine titriyordu birşey olacak korkusuyla. Kız alınan izlenimlere göre akıllı usluydu, sorun çıkarmazdı. Aslında niyeti diğer kızaydı ama çok hareketliydi. Neyse oda iyidir dedi içinden. Psikopat bir manyaktı. Derya'nın ismini duyunca beynine ona dair görüntüler oluştu. Takıntılı bir manyaktı.
"Sadece soruyorum olarak sormuştum, bebeğim. Ben kendi şirketine geçiyorum biraz da kendi işlerinin başında durmalıyım sende istersen otur ister sen abinin yanına git ister kendi odana geç takıl öyle, yarında yemeğe çıkalım. " diye sıraladı cümleleri. Telaşlanmıştı. Hiç böyle olmamıştı. Yarın yoktu, yarın diye bir şey yoktu bugün kızı alacak kişilerden teslim alacak ona bir süre sonrada toz olcaktı. Geldiğinde herkese tekrardan kök söktürecekti. Onu ciddiye almayan ve aşkına sahip çıkmasına izin vermeyen ilk önce sevdikleri ile kan gölüne çevirecekti ortalığı.
Masal önce odasına gitti, döndü durdu odanın içerisinde bir sağa bir sola aklında bir şet vardı ama eğer ki aklında olan şey çıkmazsa yarın Cengiz'e nikahı basacaktı. Hemen odadından çıktı, Cengiz'in odasına girdi. İçeriyi iyice aradı. Her yere baktı. Bir şeyler bulmak için de, neden secdigi adamdan şüpheleniyordu?
Bu odaya hiç girmemeliyidi, bu olay bu şüphe başından beri yanlıştı. Tam oda düzenini eski haline getirdi. Tam masanın arkasında açık bıraktığı çekmeceye kapatırken bir dosyayı yere düşürdü. İçinde yerlere fotoğraflar saçıldı.
Bunlar Derya'nın fotoğraflarıydı. Abisi Hayal ve Aslı da vardı ama fotoğraflarının üzerinde çarpı işareti ile. Bu işaretlerin anlamını biliyordu. Gözleri yavaştan doldu. Bilmek istemezdi hiç bilmeseydi yada daha erken bilseydi en azından kalbi bu kadar kırılmaz idi. Çarpı işareti ölüm demekti. Bunu herkes bilirdi. Göz yaşı yanağına düştü. Yere eğilerek düşen göz yaşını sildi. Yerdeki fotoğrafları el çabukluğu ile topladı.Bu son ağladığı gündü. Bir daha ağlayamadı.
Fotoğrafları toplayarak koştu. Abisinin odasına doğru koştu. İnsanlar ona baktı, belkide ayıpladı ama hiçbir şeyi algılama zamanında değildi. Sadece abisine gitti. Bu da son oldu tam ki 20 yıl sonraya kadar. Bu aşk ondan ailesini almıştı. Bunu kendi duyguları yapmıştı.
Kendin kendine. Masal o gün o aldatılmanın etkisi ile çöktü, hatta oltum noktasına geldi. İntihara kalkıştı Hayal'in her zaman gittiği iskelede ama aynı zamanda o günlerde Eylül doğdu. Eylül de kış için hazırlık yapılırdı, Masalında bu kış için bir hazırlığı yoktu.
Hiç kimsenin bilmediği bir şey daha vardı, Eylül doğarken Gece'de doğmuştu. Artık Hayal yok Gece vardı. Hayatını acı ile geçiren Gece.
~♥~
"Annecim koşmayın gelemiyorum peşinizden. " dedi o aralar ikizlerin son aylarında olan Derya. Artık kendini bile taşıyamıyor sürekli uyuyordu. Bu son hamileliği diğerlerinden çok farklıydı. 5 dakikada bir uykuya dalıyor, saçma sapan rüyalar girerek Yusuf'un onu aldattığını ve çok kilo aldığı için artık onu sevmeyeceğinden bahsediyordu.
Bugün diğer günlere göre daha enerjikti bugün ikinci kızının doğum günüydü. Hayal'in doğmuştu ve 2 yaşına girecekti. Sonsuza kadar mutlu kalan bir aile dilerdi hep Allah'tan dua ederken.
Ama atladığı çok önemli bir şey vardı, hiçbir acı veya mutluluk sonsuza kadar sürmezdi.
"Anne sen otur ben izliyorum onları. " dedi Burak. Merhametliydi. Annesine yardım etmek istiyordu, bazen canı yanıyordu annesinin görüyordu. İstemiyordu kimsenin canın yanmasını.
"Teşekkür ederim kurtarıcı prensim, gel bakalım bizim prensesimiz uyanmış mı? " dedi çocukça neşe dolu bir sesle. Ardından arkasını dönüp koşan iki soytarıya baktı. Çocukları çok tersti, Aslı ve Çağrı asla yerlerinde durmazken Giray, Burak ve Hayal bir saray çocuğu gibiydi. Bu durumda Aslılar soytarı oluyordu. Burak ciddiyet ile kafasını salladı.
"Aslı ve Çağrı eğer ki biriniz düşerek yaralanın, o zaman bir de terlik ile döverim sizi. " dedi ve oğlunun elinden tutarak içeri geçtiler. Bizim soytarılar isede omuz silerek koşuşturmaya devam ettiler.
Derya ve prensi Hayal'in odasına girdi. Kızı ağlıyordu, çoktan uyanmıştı. "Benim güzeller güzeli prensesim uyanmış mı? Peki neden ağlıyor benim bir tanem? " dedi ninni gibi sesi ile. Ayakta iken kucağına alamıyordu o yüzden hemen yükleyerek beşiğinden yere indirdi. Elinden tutarak sallanan sandelyesine oturdu ve kucağına aldı. 1 kat çıkmak bile onu çok yormuştu.
Oğlu ise Hayal'e ayırdığı kıyafetleri dolaptan çıkartıyordu. Tebessüm etti ama kızı hala ağlıyordu. "Güzel kızım benim, sen niye ağlıyorsun ki? Sen uyanınca ağlamazsın? Ne olmuş benim birtaneme? " sesinde biraz telaş vardı, ateşi yoktu ama kızarmıştı. Biraz sarıldı kızına ağlaması iç çekişlere döndü o vakitte. O sırada Burak oyuncakları topladı.
Annesi kızının üstünü değiştirdi. Burak zaten çok düzenli bir şekilde giyinmişti. Birlikte aşağı indiler.
Sırada iki yaramazın üzerini değiştirmek vardı. İkiside abileri olan Burak'ın çağrısını dinleyerek annelerinin yanına gittiler. Burak kız kardeşini aldı, oyun halısının üzerine oturttu ve önüme bebeklerini yığmaya başladı. Hayal aralarından bir tanesini hemen eline aldı ama hala etrafa huysuzca bakışlar atıyordu. Oyun oynamaya başladılar.
Derken Cengiz'in planı devreye girdi, etrafta kimse yoktu o an. Bahçede tek bir kuş uçmuyordu. Her tarafta alisa gelmez bir şey vardı. Buralarda aslında hep ses olurdu ama bu sefer ses yoktu. Etraf sessizdi. Etrafına baktı Burak. Hayal ise olacak olanları hissetmiş gibi ağlamaya başladı.
Sessizlik vardı. Kurşun sesleri çıkana kadar sürdü bu sesizlik. Kurşunlar kimseye zarar vermeden alıyordu çünkü onlar Derya'nın, bir tanecik sevdiğinin çocuklarıydı.
Adamlar kurşunları sıktılar ama boşa, sadece gürültü kirliliği vardı etrafta. Son hamleyi yapmak için hareketlendi bir adam. Duvardan atladı etrafına baktı ve hızlıca kardeşini yükleyerek içeri götürmeye çalışan Burak'ı gördü gözleri. Hayal'i elinden almaya çalıştı, ne Burak Hayal'i bıraktı ne de Hayal Burak'ı.
Adam Hayal'i hızla çekiştirdi. Burak yine bırakmadı. Kulaklıktan gelen seslere kulak verdi ' geri çekiliyoruz' diyordu ses. Umursamadı hiçbir şeyi, gözüne o kadar hırs bürünmüştü ki gözü hiçbir şeyi görmedi. Oysa ki karşısındaki ufacık bir çocuktu.
Silahını kullandı. Silah patladı. Silahtan çıkan bir kurşun hızla Burak'a isabet etti. Artık hem Hayal'i kaybetmişlerdi hemde Burak yaralıydı. Derya ise kurşun seslerini duyar duymaz çocuklarını gizli odalaran birine kitlemişti. Hızlıca aşağı indiğinde kızını almışlardı oğlu ise yerde yatıyordu.
Acı ile çığlık attı, dizlerinin üzerine düştü. "Oğlum! Kızım! " diye feryat figan ağlamaya başladı.
O ağlarken acele ile çıkan Yusufta gelmişti. Yetişememişti. Dur diyememişti.
"Yusuf," dedi hızlıca nefes alarak. Babasının arkasından arabadan inen Giray'a kimse dikkat etmemişti. Giray kardeşlerinin yanına gitti. Vurdukları kapıdan sesleri bayağı duyulduğundan yerlerini bulmakta çok zorlanmamıştı. Hemen kapılarını açtı. Ağlayan çocuklara göz gezdirdi dolu gözler ile. "Yusuf, " diye tekrardan sayıkladı Derya.
"Yusuf oğlum Yusuf! Yardım et ne olur birşey yap! Yusuf kızım yok Hayal yok! Kızımı aldılar kızımı bul Yusuf. Ne olur! " dedi ağlayarak, cümlesinin sonunda çığlık atarak. Yusuf ise algılayamadı olanları. Ne demek kızı yoktu? NE DEMEK KIZINI ALMIŞLARDI?! Yetişememiş miydi?
Herkes bağırdı. Herkes üzüldü. Derya aylarca tedavi gördü. Neredeyse doğumda Zeynep'i kaybediyordu. Çocuklar her saat başı kardeşlerini sordular sadece Giray anlamıştı olayları hiç anlamak isteme bile. Ama olan olmuştu. Burak bir kaç sene elini kullanamadı, neyseki kalbine denk gelmemişti o kurşun diye dua edildi.
Hayal'in cehennemi doğum gününde başlamıştı. Elinde ailesinden kalan tek bir bebeği vardı. Ama Cengiz acımasızdı. Hayal'in hayatı neredeyse hiç başlamadan sona ermişti. 1 hafta geçmeden Masal orda ki acıya dayanamayarak kendin suçlaya suçlaya küçük bir notla ortalıktan kaybolmuştu.
Sonuç olarak iki kişinin hayatı yerle bir olmuştu. Bunada en çok koca İstanbul'da küçük bir iskele şahit olmuştu.
Notta ise şu yazıyordu ;
Kendi cezamı çekmeliyim kendi kaderimi yaşıyorum, aramayın beni. O bulunmadığı sürece ben sizin yüzünüze bakamam. Hep iyi olun, özür dilerim beni affetmek zorunda değilsiniz amama özür dilerim
~♥~
Selam kuzumm,
Bazı şeyler anlaşıldı galiba bu arada minnak dedim bölüme ama 2000 kelime oldu. Pek minik değil ama okudunuz ki burdasınız.
Umarım beğenmişsindir. Yorum yaparak dilek ve isteklerini, beğeni yaparakta beğendiğini göstere bilirsin.
SEVİLİYORSUN! ♥