Gabriel yelkenleri bağlarken kayık tekneye alınmıştı bile. Fırtınanın gözüne ilerlemeye devam ederken dümen üstündeki hakimiyetimi kaybetmiştim. Artık tüm yük tayfanın üstündeydi. ‘’Küreklere asılın!’’ diye bağırdım olabildiğince yüksek bir sesle. Sesimi yutan rüzgâr tayfaların beni duymasını engelledi. Ama teknenin her yerinden aynı sesi duymaya başladım ‘’Küreklere asılın!’’. Demek ki beni birileri duymuştu.
Gemi sancak tarafına doğru ani bir şekilde eğilirken buna hazırlıklı olmadığım için ayaklarımın kaymasını engelleyemedim. Ama bu tekrar ayağa kalkmamam için bir neden değildi. Tekrar ayağa kalkıp dümeni tuttum. Şiddetlenen rüzgâr her ne kadar işimi zorlaştırsa da dümeni sancak tarafına döndürmeyi başarmıştım. Şimdi tek yapmam gereken şey dümeni böyle tutmaktı.
Gemi dönmeye devam ederken fırtınanın gözünden yavaş yavaş uzaklaşıyorduk. Tayfaların ne durumda olduklarını görmek için gemiye bir göz attım. Craig ve Austin yerlerinde değildi. Neredeydiler bunlar, diye geçirdim içimden telaşla. İçimden bir ses fırtınanın şiddetiyle denize düştüklerini söylüyordu. Bunun gerçekleşmiş olmaması için dua etmeye başladım.
Gözlerim gemiyi süzmeye devam ederken Craig ve Austin’i gördüm. Geminin ahşap korkuluklarına tutunmuş eğilmiş bir şekilde duruyorlardı. Ve buradan görebildiğim şekilde ıslaklardı. Yoksa gerçekten denize mi düşmüşlerdi? O anda aklıma bir soru düştü, Craig ve Austin korkulukların yanındaysa onların yerlerinde kim vardı?
Gözlerimi normalde Craig ve Austin’in olması gereken yere çevirdim. Yerleri boş değildi ama… Bu adamları daha önce hiç görmemiştim. Benim tayfamdan değillerdi. O zaman teknemize aldığımız kayıktaki adamlar mıydı?
‘’Kaptan! Kayalıklara yaklaşıyoruz.’’ diye bağıran tayfanın sesi kulağıma ulaştı. Tekrardan denize baktığımda önümüzde çok büyük kayalıkların olduğunu gördüm. Ani bir karala dümeni kayalıkların sağına kırdım. Akıntı yönünü değiştirirken deniz teknenin gövdesine şiddetli bir şekilde vurmaya başladı. Böyle giderse batmamız içten bile değildi. Ani yön değişimiyle afallayan tayfa bir süreliğine kürekleri bırakmıştı ve…
Tayfa tekrardan kürekleri çevirmeye başladığında artık çok geçti. Hakimiyet artık bizde değildi.
Deniz teknemizle bir oyuncakmış gibi oynarken akıntı tekneyi sürüklemeye başladı.
Teknenin fırtına ve kayalıklar arasında akan bir akıntıda sürüklendiğini fark ettim. Ve fırtına da akıntıya doğru ilerliyordu. Yaptığım hesaplamalara göre biz akıntının ortalarına kadar gittiğimizde fırtına akıntının üstünden geçecekti. Bu da demek oluyordu ki gemi fırtınaya kapılacaktı.
Son bir umutla dümeni tekrar çevirmeye çalıştım. Ama akıntı geminin başka bir yöne dönmesini engelliyordu.
‘’Demir atın.’’ dedim demir attığımızda yavaşlayacağımızı umarak. Craig beni duymuş olacak ki makaranın yanına gitti. Makarayı çevirmeye çalıştı ama üstüne çöken yorgunluk ve üşüme hissi onu engelledi. Tam o sırada makaraya doğru koşan Oliver’ı gördüm. Fırtınayı hissedip güverteye çıkmış olmalıydı.
Craig ve Oliver aynı anda makaraya asıldılar. Zincir yavaş yavaş uzamaya başladı. Fırtınaya giderek yaklaşıyorduk. Tayfa he ne kadar kürekleri çevirmeye çalışsa da başarısız oluyordu.
Demir toprağa tutunduğunda fırtınaya çok az kalmıştı. Gemi sarsılırken fırtına gemiye doğru gelmeye başladı.
Bu fırtınadan artık kurtulamayacağımızı anladım. ‘’Sıkı tutunun.’’ diye bağırdım.
Ve nihayet beklenen şey oldu. Fırtına gemiyi içine çekmeye başladı. Ama gemiyi uçuramıyordu. Demir, sert ve büyük bir kayaya takılmıştı. Akıntı fırtınanın tam tersi yönde bizi sürüklüyordu. Geminin ağırlığı bizi yerde tutuyordu.
Ama bu kurtulmamız için yeterli olmamıştı. Geminin direkleri koparken kürekler fırtınaya kapıldı. Deniz azgınlaşarak yükselmeye ve köpürmeye başladı. Deniz bizi içine doğru çekmeye çalışırken fırtına bizi yükseltmeye çalıştı.
O an gözüme bir şey takıldı: Oliver’ı teknede tutan tek şey tek eliyle geminin korkuluklarına tutunmasıydı. Anlaşılan ilk başlarda fırtınaya kapılacağımızı düşünmemişti. Korkuluğa çarpan bir ağaç parçası korkuluğun parçalanması için yeterli olmuştu. Oliver fırtınanın kurbanı olurken kafama çarpan orta büyüklükteki bir taş bilincimi kaybetmem için yeterli olmuştu…


