Engin
Hâlâ Eftalya'mın bana dönmesini bekliyordum. Üstelik yaşananlarla ilgili sorulara da cevap arıyordum. Neyi öğrenmişti, neyin peşine düşmüştü ki o kadar hızlı bir şekilde araç kullanıyordu? Onu bulduğumda ağlamaklı bir ifadeyle yalan söylediklerini sayıklayıp durmuştu. Yalan söyleyenler kimdi? Onu üzmeye ben kıyamazken onu kim paramparça etmişti? Bunu düşünüp durmaktan, kafamda dönen sorulara cevap aramaktan aklımı kaçıracak raddeye gelmiştim.
Yine bütün bunları düşündüğüm bir gündü kapım çalındığında. Heyecanla koşup kapıya baktığımda karşımda duran kişiyle donakaldım.
Eftalya'ya çok benzeyen bir kadın karşımda duruyordu. Ne tepki vereceğimi düşünürken, karşımdaki kadın sessizliği bozdu.
"Merhaba, Engin bey. Ben Erva Mahur Ülgen. Eftalya'nın ikiziyim. Kendisiyle görüşmem mümkün mü acaba?"
Dedikleri, şaşkınlığımı ikiye katladı. Eftalya'nın bir ikizi mi vardı? Peki neden soyadı farklıydı? Acaba bunun Eftalya'nın söyledikleri ile bir ilgisi olabilir mi? Erva hanımı içeri buyur ettim. Belki de aradığım cevapları verebilirdi.
"Ne yazık ki ikiziniz korkunç bir olay sonrası hafıza kaybı yaşadığı için burada değil."
"Demek öyle. Peki, eşi olduğunuz için sizinle de konuşabilirim sanıyorum. Zira anlatacaklarımı geçen bunca yıl sonra bile hazmedebilmiș değilim. O yüzden bu durgun tavrımı mazur görün."
"Sizi anlıyorum, Erva hanım. Buyrun lütfen. Anlatacaklarınızı merakla bekliyorum."
"Her şey bizim dünyaya geldiğimiz gün başladı. 18 Ekim 1861 tarihinde İstanbul, Șișli'de dünyaya geldiğimizde ailemizi büyük bir tehlike bekliyormuş meğer... Biz ise o tehlikenin içine doğmușuz."
"Ne gibi bir tehlike?"
Erva hanım sıkıntılı bir şekilde iç çekti ve anlatmaya devam etti.
"Aile içinde ve akrabalar arasında miras kavgası devam ederken, bizim dünyaya gelmemiz, bütün planları alt üst etmiş ve miras, değiștirilen vasiyetname ile bize bırakılmıș. Tabii bu durum akrabalarca hiç hoş karşılanmamıș. Özellikle de dayım tarafından. Kendisini tanırsınız aslında. Altan Bozoklu."
Duyduğum isimle donakalmıștım. Altan bey aslında Eftalya'nın dayısı mıydı? Bunca zaman sevdiğim kadının bir yalanla yașamasına mı tanık olmuştum ben?
Bu gerçek beni mahvetmeye yetmiști. Yine de bütün hikayeyi öğrenmek zorundaydım.
"Engin bey? İyi misiniz?"
"İ.. İyiyim... Devam edin lütfen."
"Dayım, ikizimi benden koparmakla kalmadı. Vasiyetname ile oynayıp, hakkımız olanı da kendi üzerine aldı. Eftalya'nın mirastan pay alamaması için de evlenmesi gerekiyordu."
"Bunun için de beni kendi tuzağına çekti..."
"Maalesef. Ancak siz öğrendiğim kadarıyla birbirinize deliler gibi așıktınız ve bu tuzaktan Eftalya'nın haberi yoktu. O yüzden evliliğinizin bu gerçeklerle yıkılmasına müsaade etmeyin."
"Buna asla müsaade etmeyeceğim. Zaten Eftalya'nın bana olan duygularından hiç bir zaman şüphe duymadım."
"Bunu duyduğuma çok sevindim. Sanıyorum ki Eftalya hafızasını kaybetmeden önce bu gerçekleri öğrenmiş olmalı."
"Olabilir. Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor."
"Son bir şey daha. Sanırım size düzenlenen saldırının kim tarafından yapıldığını da biliyorum."
"Öyle mi? Peki kim?"
"Kuzenim. Yani teyzemin oğlu. Meran Özer. Bunu yapmasının sebebi ise teyzem. Kısacası annemiz iki kardeşi tarafından ağır ihanete uğramıştı."
Daha ne kadar șașırabilirim bilmiyorum. Aklım almıyordu, insan kendi kanından birine bunca kötülüğü yapamazdı. Korkunçtu... Sevdiğim kadının bunca eziyet ve yalanın içinde yaşamış olmasına inanamıyordum.
"Peki şimdi ne olacak?"
"Bu tehdidi ben ortadan kaldırabilirim. Sonrasında ise Efyalya'nın bu süreci en az hasarla atlatması için elimizden geleni yapacağız. Bu zamana kadar onun yanında olamadım ama artık geç de olsa bunu değiștireceğim."
"Pekala. Dikkatli olun lütfen."
"Merak etmeyin, dikkatli olmaya çalışacağım."
Erva hanımı kapıya kadar geçirdikten sonra, koca evde tek başıma düşünmeye devam ettim. Öğrendiklerim gerçekten ağırdı. Bir yandan da düşünmeden edemiyordum, Eftalya bütün bunları ne zaman, nasıl öğrenmişti? Neden bana daha önce anlatmamıștı?
Tehdit edilmiş olabilirdi, ya da daha fazla kanıt topluyordu. Belki de o gün gerçeği öğrendiği için yanıma gelmek üzere yola çıkmış ve kaza yapmıştı. Gerçekten bilmiyorum.
**** **** **** **** **** **** **** **** **** **** **** ****
(20 Mayıs 1989)
Eftalya
Saldırıdan sonra gerginliğim ve kușkularım bir türlü geçmemişti. O adamlar kimdi? Benden ve Engin'den ne istiyordu? Ailem neden şüpheli davranıyordu?
Sorular aklımın içinde dönüp dururken artık daha fazla dayanamadım ve evin boş olduğu bir vakitte araştırma yapmaya başladım. Önce salondaki çekmeceleri karıştırdım. İlk 3 çekmecede hiç bir şey yoktu, dördüncü çekmeceye baktığımda ise garip bir anahtarlık buldum. Evdeki hiç bir kapıya uymuyordu.
Dolaplara bakmaya ve gizli bir bölme olup olmadığını bulmaya çalıştım. Önce yatak odalarındaki gardıroba baktım ve büyük bir kutu buldum. Dikkatli bir şekilde indirip, içindekilere baktım.
Büyük bir albüm, bir yığın evrak dolu bir dosya ve bir de büyük bir zarf. Kutuyu odama taşıdım ve güzelce sakladım. Daha sonra evin içindeki araştırmalarıma devam ettim. Babamın çalışma odasına sıra geldiğinde, anahtarlığın nereye ait olduğunu bulmuştum.
Çalışma masasının altındaki dolabı açtığımda, yine yığınla belge ve zarf buldum. Bunları da alıp, dolabı tekrar kilitledim. Odama geçip, önce elimdeki zarflardan ilkini açtım.
Bu bir mektuptu ve Esma Ülgen isimli bir kadından gelmişti. Tarihi ise bir hayli eskiydi. Başta babamın eski bir ilişkisi olduğunu düşünmüştüm. Ne kadar da safmıșım...
"Altan, güvendiğim çoğu kişi beni yanılttı ve ben bunların hiç birini umursamadım. Ancak sen... Sen beni sırtımdan vurdun. Oysa senin bu mirasa hiç ihtiyacın yoktu. Geliri yüksek bir işin vardı zaten. Miras için kendi kardeşini nasıl tek kalemde silip atabildin?
Benim canımdan daha kıymetliydi o miras senin gözünde... Hatta kendi yeğenlerini bile umursamadın! Yazıklar olsun senin için heba ettiğim sevgime, sana harcadığım emeklere...
Bu satırları yazmak benim yüreğimi sızlatsa da, bana başka çıkar yol bırakmadın. Artık benim senin gibi bir kardeşim yok! Bir daha sakın kapıma gelme, karşıma çıkma.
-Esma Ülgen"
Donakalmıștım... Babam böyle bir kötülüğü yapacak bir adam mıydı? Eğer bu doğru ise, kim bilir daha bilmediğim neler vardı... İvedilikle diğer zarfı açtım. Yine aynı kadından, daha eski tarihli bir başka mektup. Sanırım araları bozulmadan önce yazmış.
"Altan, canım kardeşim... Sana müjdeli bir haber vermek için yazıyorum bu mektubu. Dayı oluyorsun. Detayları sana yüz yüze anlatmayı dört gözle bekliyorum.
Bu haberi daha dün aldım, doktorumun dediğine göre 1,5 aylık hamileymișim. Öyle mutluyum ki, kelimeler kifayetsiz kalıyor. Sevincimi en yakın zamanda seninle paylaşmayı çok istiyorum.
En yakın zamanda görüşmek dileğiyle.
Kardeşin, Esma"
Zavallı kadın, kardeşinin ona ihanet edeceğini nereden bilebilirdi ki? Mektubu katlayıp bir kenara koyduktan sonra gözümü belgelere diktim. Birini elime aldım ve yazanları okumaya başladım. Bu bir vasiyetnameydi.
Vasiyetnameye göre Macide Bozoklu'nun mirasının tamamı, reşit olduğu takdirde... NE? B.. Bana ve Erva isminde birine mi kalacaktı? Erva da kimdi? Babam ve Esma hanım arasındaki bu meselenin benimle ne ilgisi vardı? Neden vasiyetnamede soyadım Ülgen olarak yazıyordu?
Aklıma gelen o korkunç ihtimalle, yüzüm kireç gibi bembeyaz oldu. Hayır... Hayır bana bu kötülüğü yapmış olamazdı! Beni bunca zaman bir yalanlar zinciri ile büyütmüş olamazdı! Dolu dolu olan gözlerime inat hırsla diğer belgelere baktım. Doğum belgemde de soyadım aynı şekilde yazmıştı ve yine aynı isimler gözüme çarpıyordu. Üstelik değiştirilmiş bir başka vasiyetname ve bir takım hukuki belgeler mevcuttu! KAHRETSİN! Korktuğum bütün ihtimaller bir bir gerçeğe dönüyordu! Bütün bunlar yetmezmiș gibi benim sevdiğim adamı, Engin'i de kendi kötü planlarına alet etmişti!
Benim artık benden saklanan bütün gerçekleri öğrenmem, benden çalınan hayatı geri almam gerekiyordu! Bunun için elimden geleni yapmaya and içmiştim.
**** **** **** **** **** **** **** **** **** **** **** ****
(Günümüz/3 Gün sonra)
Eftalya
Kafam çok karışmıştı. Bazı şeyleri yavaş yavaş hatırlasam da, önümde duran kocaman kutunun içindekiler beni yeni bir gizemin içine atmıştı.
Benden gizlenmiş bir gerçek vardı. Belki de beni içinde bulunduğum travmaya sürükleyen büyük bir gerçek. Günlüğümü elime aldım ve bununla ilgili bir şey yazıp yazmadığımı kontrol ettim. Okuduklarım ile başıma keskin bir ağrı saplanmış, gözümün önünden yığınla görüntüler geçmişti. Kendime gelebildiğimde, artık benden saklanan şeylerin küçük bir kısmını hatırlıyordum. Hakkım olan bir miras vardı, benden çalınan bir aile, sevdiğim adamla mutlu olma şansı... İçim acı ve öfke ile doldu. Canımı çok yakmıșlardı ve ben onlardan öcümü bile alamamıştım! Yarım kalan her şeyi tamamlamam için son bir şansım vardı. Bu sefer bu son şansı çok iyi değerlendirecektim.