(4 Gün Sonra)
Eftalya
Okuduklarımın şokunu hâlâ atlatabilmiș değildim. Aileme bakış açım kökten değişmişti. Öğrendiklerimin ne anlama geldiğini düşünüp duruyordum.
Bildiğim her şey yalan mıydı şimdi? Hıșımla kafamda dönen soruları susturdum ve belgeleri sakladığım yerden çıkarıp, henüz açmadığım zarflara baktım. Büyük bir zarfı açıp, içinden çıkanlara baktım. Bir sürü mal varlığının bilgileri mevcuttu. Köșkler, para, takı... Ve bütün bunlara hakkım olmasına rağmen erişimim yoktu. Hakkım olanı elimden almıștı.
Belgelere bakmayı bıraktım ve kutudaki diğer eşyalara göz gezdirdim. Bir albüm gözüme ilişti. Elime alıp, ilk sayfayı açtım. İlk karede üç kardeş gülümseyerek poz vermiști. Oldukça samimilerdi. Birini zaten tanıyordum. Beni bunca zaman bir yalanla büyüten adam. İki de kadın vardı, birbirlerine çok benzediklerine göre ikiz olmalıydılar. Yalnız biri dikkatimi çekti. Diğer kadından farklı olarak göz renklerimiz benziyordu. Esma hanım bu olmalı. Güzel ve asil bir kadınmış doğrusu.
Diğer bir fotoğrafa baktığımda, bu sefer de öz annemin en mutlu gününü, onun düğününü gördüm. Gülümsemesinde bile asalet vardı. Gelinliği de pek hoștu. Buruk bir gülümseme ile bu fotoğrafa baktım bir süre. Ne acı... En yakınından, kardeşinden ağır bir darbe almış... Acaba ölürken ne hissetmiștir? Ölürken diyorum çünkü hayatta olmadığına eminim... Yoksa ben şu an onun güvenli kollarında olurdum, yaşadığım her şeyi onunla paylaşırdım... Bir diğer fotoğrafa çevirdim bakışlarımı. Annem bize hamileyken çekilmişti. Nasıl da mutlu ve heyecanlıydı... Gözlerim doldu, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Başaramadım tabii, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Küçük bir çocuk gibi hiç durmadan ağladım.
Çalınan hayatıma ağladım, kaçırdığım günlere, yalanlarla heba olan yıllarıma... Ama yemin etmiştim bir kere, bunların hesabını soracaktım. Sadece doğru anı beklemem gerekiyordu.
O yüzden belgeleri okumaya ara verdim ve hiç bir şey olmamış gibi yine salona indim. Madem benimle oynuyorlardı, ben de onlara ayak uyduracaktım. Gülümsedim ve onlarla yemek masasına oturdum.
Hiç bir şey belli etmemeye özen gösterdim. Gündelik konulardan konuştuk. Yemekten sonra biraz hava alıp, kafamı toplamak için alışverişe çıkma kararı aldım.
Odama çıkıp, siyah İspanyol paça pantolonum ve beyaz bluzumu gardıroptan çıkardım. Beyaz ayakkabılarımı, aynı renk çantamı ve siyah paltomu aldım. Giyindikten sonra, saçımı ve makyajımı yaptım. Takılara bakarken, odamda sakladığım kutuda küçük bir takı kutusu buldum. İçindeki takılara bakarken, kalp şeklinde bir kolye dikkatimi çekti. Biraz kurcaladığımda, açılan ve dört yapraklı yonca gibi duran bir kolye olduğunu anladım. Dört çerçeveye dört fotoğraf konmuștu. Annem ve babamın düğün fotoğrafı, doğduğumuzda çekindikleri aile fotoğrafımız ve ikimizin ayrı ayrı fotoğrafı. Buruk bir tebessüm ile fotoğraflara baktım. Daha sonra kolyeyi kapatıp boynuma taktım. Ayrıca kutunun içindeki kalp şeklinde küpeleri ve çiçekli broșu da taktıktan sonra salona indim.
Elbette ki onların takıları görunce verdiği tepki paha biçilemezdi. Gözlerinde şaşkınlık ve tedirginlik vardı. Öz annemin takılarını taktığımı anlamış olmalarının verdiği keyifle tebessüm ettim ve tek kelime etmeden evden ayrıldım. Mağazaları dolașırken, Hilal'i gördüm ve gülümseyerek yanına gittim. Beni gördüğüne oldukça sevinmişti.
"Eftalya, seni görmek ne güzel! Her zamanki gibi çok şık görünüyorsun."
"Teşekkür ederim, Hilal'ciğim. Sen de çok güzelsin her zamanki gibi."
Birlikte koyu hir sohbete dalıp, alışveriş yaptık. Hilal ile konuşmak gerçekten bana iyi gelmişti. Öğrendiğim kadarıyla Murat'ın ailesi ile de oldukça sıkı fıkı olmuştu. Hilal, alışveriş sonrasında evine davet etti ve gelmem konusunda bir hayli ısrarcıydı. Dayanamayıp kabul ettim.
Alışverişten sonra Hilal'in evine misafir oldum. Filiz teyze beni büyük bir neşe ile karşıladı.
"Eftalya, hoșgeldin güzel kızım! Hadi geç içeri."
Açıkçası bana anne dediğim insandan daha yakın gelmişti. Özellikle de öğrendiklerimden sonra. Samimi ve sıcak sarılışını karșılıksız bırakmadım ve sonra salona geçtim. Çok geçmeden, Filiz teyze ikramlıklarla dolu bir tepsi ile yanımıza geldi. Gayrı ihtiyari kalkıp, zigon sehpaları çıkardım. İkramlıkları sehpalara koyduğunda ise, boş bir koltuğa oturup, bizimle sohbet etmeye başladı.
"Ee, Eftalya'cığım. Bugün pek bir düşünceli gördüm seni. Gülümsemen o güzel gözlerine ulașmıyor. Her şey yolunda mı?"
Duraksadım, öğrendiklerimi daha ben bile yeni kabulleniyorken, bana şefkatle yaklașan bu kadının vereceği tepkiyi düşünemiyordum. Yine de içimdeki bu yükü biriyle paylașmak iyi olurdu.
"Bildiğim, gördüğüm her şey bir yalandan ibaretmiș, Filiz teyze..."
Bu söylediklerime acı acı güldüm sonra. Ne yaman çelişki değil mi? İçinde fırtınalar kopuyor ama sen gülüyorsun. Gözyaşlarımı engellemeye çalıştım ama nafile. Sesim bile titriyordu konuşurken.
"Günlerdir, bana söylenen yalanlar yüzünden paramparça vaziyetteydim. Lakin umuyorum bunu da atlatacağım."
Hilal de, Filiz teyze de adeta donakalmıș vaziyette beni dinliyordu. İlk tepki Hilal'den geldi.
"Eftalya ne diyorsun sen? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?"
Derin bir nefes aldım. Hilal'in böyle bir tepki vermesi normaldi. Soydan ailesi nasıl bir yalana şahit olduğunu bilmiyordu.
"Ne dediğimin gayet farkındayım, Hilal. Benim ailem bildiğim insanlar aslında beni gerçek ailemden sadece kendi bencil hırsları için koparanlarmıș."
İkinci tepki ise Filiz teyzeden geldi. Dehşete kapılmış gibiydi. Güzelim ela gözleri sanki yerinden çıkacak gibi olmuştu.
"Eftalya... Kızım doğru mu bu? Sana gerçekten de böyle bir kötülüğü yaptılar mı?"
"Maalesef yaptılar."
Filiz teyze daha fazla dayanamadı ve bana sıkıca sarıldı. Onun sessizce döktüğü gözyaşları, benim de ağlamama sebep olmuştu.
"Ah benim bahtsız kuzum. Ah benim güzel yavrum, sana kıyanlar gün yüzü görmez inşallah! Peki Engin ile de konuşacak mısın bu konuyu?"
"Hayır, önce kendim onlarla yüzleșmeliyim. Sonra her şeyi Engin'e anlatacağım. Şimdilik kanıt topluyorum."
"Anlıyorum, canım. Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?"
"Belki... Acaba bir ihtimal, Esma Ülgen isimli birini tanıyor musunuz?"
Filiz teyzenin gözleri kocaman açılmıştı, yüzü kireç gibiydi. Bir şeyler biliyor olmalıydı. Kısa bir sessizliğin ardından, bildiklerini anlatmaya başladı.
"Bu ismi duymayalı yıllar olmuş... Sen sorunca ne diyeceğimi bilemedim. Onu tanırdım elbette. Dostumdu benim, çok yakındık. Zavallı Esma... Gencecik yaşta, ne ümitlerle kurduğu yuvası darmadağın oldu. Kızlara ulaşmayı ne kadar denedim bilemezsin."
"Peki size o kızlardan birinin şu anda tam karşınızda olduğunu söylesem?"
Filiz teyze bunu duyunca, gözlerinde büyük bir şaşkınlık belirdi. Șok olmuştu. Hilal ise olanları anlamaya çalıșıyordu hâlâ. Filiz teyzeye dönecek olursak, uzun süreli şaşkınlığı atlatıp, bir kere daha sarıldı bana.
"Eftalya, şükürler olsun ki hayattasın. Ama anlamıyorum... Altan bunu neden söylemedi bize?"
Ona bu sefer de Altan Bozoklu'nun yaptığı kötülükleri anlattım. Tahmin edersiniz ki o da öfkelenmiști.
"Olacak iş değil! İnsan miras kavgası için kendi kardeşini sırtından vurur mu hiç? Bu kadar mı hırs bürümüş gözünü? Gerçekten aklım almıyor! Gereğini yapıp, bu olaya el atması için en iyi avukatları devreye sokacağım. Merak etme, şimdilik Engin bir şey bilmeyecek."
"Teşekkür ederim, Filiz sultan."
Filiz teyze ve Hilal ile yaptığım konuşmadan sonraki günlerde öz ailemle ilgili sayısız sırrı keşfettim. Soy ağacımızı, annem ve babamın nasıl tanıştığını, hatta... Uzun zamandır haber alınamayan kayıp abimi... Görünüşe göre ikizim bile bu sırrı bilmiyordu. Öfkem gittikçe büyüyor, sinsi bir zehir gibi kanımda dolașmaya devam ediyordu. Her şeyi ortaya çıkaracak, bu yaptıklarının bedelini onlara misliyle ödetecektim.
Önümdeki belgelere bakarken, odamda duran telefonun çaldığını fark ettim. Tabii ki odamdaki telefon çaldığında salondakilerin duyması mümkün değildi. Böylesi çok daha iyiydi.
Telefonu açtığımda duyduklarımla gülümsedim. Arayan, Filiz teyzenin sözümü ettiği avukatlardan biriydi.
"Alo? İyi günler, Eftalya hanım ile mi görüşüyorum?"
"Buyrun, benim."
"Ben Filiz Soydan'ın avukatı Hümeyra Baysal, sizi Esma Ülgen davası ile ilgili arıyorum. Müsait misiniz acaba?"
İnanılmaz keyiflenmiștim, artık tüm kozlar elimdeydi.
"Elbette müsaitim, istediğiniz saatte elimdeki tüm delilleri size getirebilirim."
"Harika, bugün saat 14:30'da gelebilirseniz, çok iyi olur."
Telefon konuşmamız bittiğinde bütün delilleri topladım ve düzenli bir dosya haline getirdim. Bundan sonra her şey tamamen değişecekti. Hayatımı geri alacaktım.