Eftalya
Avukat hanımla yaptığım görüşme sonrasında hiç vakit kaybetmeden bulduğum bütün ipuçlarını topladım. Hepsini bir çantaya özenle sığdırıp, yatağın üzerine koydum ve dolabımı açıp, ne giyeceğimi düşündüm. Mavi kalem elbisemi, beyaz ceketimi ve ona uygun ayakkabılarımı giydim. Takılarımı değiștirmedim. Hazırlığım bittiğinde, çantayı da alıp, arka kapıdan çıktım. Ne yaptığım anlaşılırsa, beni engellemeye kalkıșırlardı.
Hümeyra hanımın ofisine gittim ve elimde ne var ne yoksa hepsini ona verdim. Bildiklerimi ona anlatırken, bu konuşmanın bir süre aramızda kalmasını da rica ettim. Vakti geldiğinde bizzat kendim söyleyecektim çünkü.
"Merak etmeyin, Eftalya hanım, bu davanın en kısa zamanda çözüme kavuşması ve haklarınızı geri kazanmanız için elimden geleni fazlasıyla yapacağım. Süreç biraz uzayabilir ancak herhangi bir engelle karşılaşacağımızı sanmıyorum.
"Teşekkür ederim, Hümeyra hanım. İzninizle ben kalkayım, şüpheleri üzerime çekmek istemem."
"Haklısınız, bu süreçte olabildiğince az dikkat çekmeniz gerekiyor. Görüşmek üzere, Eftalya hanım."
Eve hiç şüphe çekmeden geri dönmeyi başardım. Tabii ki de Avukattan haber gelene kadar boş durmadım. Engin'in doğum günü yaklașmaktaydı ve benim ne yapacağımı planlamam gerekiyordu. Saatlerce düşündüm durdum. En sonunda telefona Engin'in çıkmamasını umarak evini aradım. Neyse ki, telefonu Hilal açmıştı.
"Eftalya, nasılsın canım? Görüştün mü avukatla?"
"Görüştüm, Hilal'ciğim. Biraz daha iyi gibiyim de müsaitsen yarın bulușabilir miyiz?"
"Tabii, mevzu ne ki? Kötü bir şey yok, değil mi?"
"Yok, yok. Engin'in doğum günü yaklaşıyor biliyorsun. Ne yapsam onu düşünüyorum."
"Merak etme, yarın her şeyi konuşuruz."
"Çok teşekkür ederim, Hilal. O halde yarın konuşuruz her şeyi."
Ertesi sabah, Hilal ile onun seçtiği bir mekanda buluştuk. Biraz havadan sudan konuştuktan sonra, esas meselemize geldik.
"Abimin doğum günü kutlaması için hemen her şeyi hazırladım, bir tek senin ona alacağın hediye ve abimi oyalama görevi kalıyor."
"Tamam, çok fazla bir işimiz yok o halde. Peki nerede yapıyorsunuz kutlamayı?"
"Bana sorsalar mekan kapattırırdım ama, annem bu sefer evde kutlayalım dedi. Emir büyük yerden."
"Anladım, Hilal'ciğim. Peki sence ona ne hediye almalıyım?"
"Abimin özellikle isteyeceği bir şey olduğunu sanmıyorum. Onu mutlu etmek zor değil."
"Umarım haklı çıkarsın, Hilal."
Hediye konusunu kapattık ve başka şeylerden konuştuk. Bir süre kız kıza dolaştıktan sonra eve geri döndüm. Kapının önüne bırakılmış olan küçük kutuyu görmemle şüphelendim. Üzerinde yazan notu okuduğumda "Gerçek ailenden küçük bir hatıra daha." yazıyordu. Biri ailemle ilgili araştırma yaptığımı biliyordu. Onlar görmeden hemen kutuyu alıp, içeri girdim ve odama çıktım.
Büyük bir merakla kutuyu açtım. İçinde özenle bakıldığı belli olan bir cep saati vardı. Nedendir bilinmez, saat 16:30'da durmuștu. Bunun anlamını bulmak için annemin günlüğüne baktım. Babamla annemin tanıştığı saat olduğunu öğrenmem uzun sürmedi. Annem tanıştıkları günü ufacık detayına kadar yazmıştı.
Şimdi saatin neden 16:30'da durduğu netlik kazanmıştı. Babam özellikle yapmış olmalı diye düşündüm. Ta ki günlüğün son sayfasına bakana kadar. Günlüğün son sayfasında yazılı olan tarih ve saat, ilk sayfasında yazılı olan tarih ve saat ile aynıydı.
Belki de ailem tanışma yıldönümlerinde öldürülmüştü. Gözyaşları içinde elimde tuttuğum saate baktım. Saatin iç kapağında şunlar yazılıydı:
"Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur..."
Gülümsedim. Aklıma gelen bir fikirle, saati tekrar ayarlamayı denedim. Biraz zor olmuştu ama, nihayetinde istediğim gibi ayarlamayı bașarmıștım.
Engin ile ilk tanıştığım saati gösteriyordu artık.
10:30
Turgut Uyar'ın şiirinden alınmış bu satırları babam özenle seçmiş. Onu tanımayı, ikisinin aşkını onlardan dinlemeyi ne çok isterdim... Şimdi her şey fotoğraflarda ya da tozlu defterlerde kaldı...
Saati güzel bir kutuya koydum ve bașucumdaki komodine bıraktım. Acaba kim bana ulaşmak istiyordu? Başka bir aile dostumuz daha mı vardı? Yoksa ikizim miydi bana ulaşmak isteyen? Düşündükçe başım çatlıyor gibi hissediyordum.
Odamdaki takvime çevirdim bakıșlarımı. Engin'in doğum günü 3 gün sonraydı. Tereddütte kalmıştım. Acaba ona söylemesem bile birazcık çıtlatmamın bir sakıncası olur muydu? Hiç olmazsa gerçeği öğrendiği an vereceği tepkiyi az çok öngörebilirdim. Evet, en doğrusu buydu.
(3 Gün Sonra/Engin'in Doğum Günü)
Beklediğim gün nihayet gelmişti, neşe ve heyecanla kalkıp, gardırobuma yöneldim. Yeşil, kayık yaka ve kalem etek elbisemi aldım. Kesinlikle çok yakıșacaktı. Aksesuarlarımı da alıp, giyinmeye başladım. Giyinme faslının ardından son hazırlıklarımı yaptım ve çıktım. Elbette ki hediyemi unutmadım.
Soydan'ların evine vardığımda, evin bahçesi muntazam şekilde süslenmişti. Hayranlıkla etrafı incelerken, Filiz teyze gülümseyerek yanıma geldi.
"Eftalya, yine çok şık olmuşsun. Engin seni görünce kalpten gitmez inşallah."
"Teșekkür ederim, Filiz teyze."
Sürprizin son hazırlıkları bittiğinde geriye bir tek Engin'in gelişini beklemek kalmıştı. Nihayet beklenen an geldiğinde ise onun verdiği tepki paha biçilemezdi. Mutlulukla etrafa bakıp, teşekkürlerini sıralarken, sıra bana geldiğinde yine yapacağını yapmıştı.
Kollarını belime dolamıștı ve herkesin gözünün üzerimizde olmasını umursamayarak, söyledikleri ile bir kere daha aşkımızı cümle aleme duyurmuș oldu.
"Benim tek dileğim, Eftalya'm hayatıma girdiği an gerçek oldu."
Alkışlar, uğultular bahçede yankılanırken, ben ise kızaran yüzümü gizlemek için başımı Engin'in göğsüne sakladım. O da bu halime gülüp, saçlarıma kokulu öpücükler kondurdu.
Sıra hediye faslına geldiğinde, ona saati verdim. Engin'in șüphelenmesi çok uzun sürmedi, yine de bunu belli etmedi.
"Eftalya'm, biraz kalabalıktan uzaklașalım mı?"
"Olur, baş başa kalmak istediğini bilmiyordum."
Mutfağa gittiğimizde direkt konuya girdi.
"Eftalya, güzelim bana söylemek istediğin bir şey var mı?"
"Çok mu belli oluyor?"
"Gerginsin, anlamamak imkansız."
"Engin, eğer hayatıma dair bildiğin her şey yalan olsaydı, yine de beni sever miydin?"
"Güzelim, bildiklerimin yalan ya da doğru olması bir şey değiştirmez ki. Birlikte sıfırdan bir hayat kuracaksak, geri kalan hiç bir şey mühim değil."
"Bunu sordum çünkü hayatımla ilgili ikimizi etkileyecek koca bir bilinmezlik var, bunu henüz sana anlatamam ama söz veriyorum her şey açığa çıktığında ilk sana anlatacağım."
"Bekliyor olacağım, meleğim."
Engin
Eftalya'nın o geceki tavırları gözümden kaçmamıştı. Bana hayatı ile ilgili bildiklerimin yalan olduğuna dair imalarda bulununca üstüne gitmedim. Henüz anlatmaya hazır değildi belli ki. Yine de bu, kafamın içinde dönüp duran soruları engelleyememiști.
O gece doğum günümü kutladıktan sonra, Eftalya'nın dediklerini çok düşündüm. Elimdeki cep saatine bakıp bakıp durdum. Eftalya kesin kendisi için manevi değeri olduğu için bu cep saatini bana vermişti, sorun şu ki, bildiğim kadarıyla Altan beyin böyle bir saati yoktu. Onun cep saatlerinin bozuk olduğunu bilmezdim hiç. Üstelik, saatin camı çatlaktı, sanki darbe almış gibi.
Dahası da vardı; Eftalya'nın manevi değeri olan eşyalara ne derece önem verdiğini bilirdim. Bu gece taktığı takıları ilk defa görmüştüm, Fulden hanımın bu takılara sahip olduğunu sanmıyordum. Öyleyse bu saat ve mücevherler nereden çıkmıştı? Eftalya'nın hayatında ne gibi sırlar vardı?
Bu sorulara kafamda cevaplar arayarak uykuya daldım. İlk defa huzursuzdum. Belki onun bu sırlar yüzünden hayatının mahvolacak olması düdüşüncesi, belki de bunun ona zarar vereceği ihtimaliydi beni huzursuz eden, bilmiyorum... Tek bildiğim şey, Eftalya o ailede güvende değilmiş gibi hissettiğim... Umarım yanılıyorumdur.
**** **** **** **** **** **** ***** ****** ***** **** ****