
.
.
.
Teneffüs zili çalar çalmaz bana seslenmelerine rağmen Wang ve Oji'yi duymamazlıktan gelip izimi kaybettirmek adına tuvalete girmiştim. Onlarla takılmayı sonlandırmam şuan da verebileceğim en mantıklı - mantıksız- karardı. Kanıtlar aramalıyım ama tek başıma. Onları yanımda gezdirirsem yönetim bu durumu yanlış - doğru- anlayabilir. Uzun öğle arasını tuvalette geçirmek niyetinde değildim. Kalabalığın arasına karışıp kantinden bir tost alıp bahçede boş bulduğum bir köşe ararken önümü kesen Tae, Wang, Oji üçlüsüne bakakaldım.
" Ne diye kaçıyorsun bizden?"
" Dedim ya sizi bu olaya karıştıramam. Benim gündemim tamamen bu olduğu için her türlü etkilenirsiniz. Bu yüzden benden uzak durun."
" Saçmalıyorsun."
"Saçmalamıyorum Wang! Yönetim arkadaşlığımızı kurcalayıp sizinle de uğraşmaya başlarsa görürsün. Böyle çok göze batarız."
"Ne yani sırf bu namın yüzünden hiç arkadaşın olmayacak mı?"
"Yani en azından kanıt toplayana, delil sunana kadar."
"Aslında böyle yapacağına bizimle takılıp biraz da olay çıkartmayı ertelersen yönetim ve okul ahalisinin gözüne batmadan gizlice ve bizimle araştırmaya çalışabilirsin."
Tae'ye 'ne saçmalıyorsun?' numaralı bakışımı atmıştım.
" Yani neden etkilenen taraf sen değil de biz oluyoruz? Sen bizimle takıldıkça vukuatların da azalacak ve herkes senin düşüncelerinin değiştiğini düşünecek."
" Evet, biraz daha ilk dönemde ki Helena gibi takılırsan müthiş inandırıcı olur ama biz araştırmaya ve ipuçları bulmaya gizlice devam edeceğiz." Ellerini ceplerine koyup Oji'yi destekleyen Wang devam etti;
" Aynen öyle! Özellikle eski Helena'ya dönme ayrıntısının altını çizmek isterim. Şu asık suratını düzeltip, ruhun emilmiş gibi takılmayı bırakman gerek."
Bu çocuk cidden sinirlerimi bozuyordu, ne var Tae gibi nazik olsalardı. Bunlar nasıl arkadaş anlamıyorum ama sanırım haklıydılar -eski Helena'ya dönme fikri hariç- biraz sessiz kalarak göz boyaya bilirim belki.
" İlk dönem ki Helena derken?" Tae den beklediğim soru ışık hızıyla gelmişti. Omuz silkip tostumdan bir ısırık daha alarak çimenlerin üzerine doğru yürürken konuştum;
" Eski Helena yok artık, kafamda bu tarz çirkin teoriler varken hiçbir şey olmamış gibi devam edemem."
Benimle birlikte çimlere otururlarken Tae sorusuna cevap almanın derdine düşmüştü.
" Eski Helena dan bahsedin bana."
Göz devirip konuşmak üzere olan Oji' yi susturmak adına lafa daldım yine.
" Ya yok öyle birşey Tae. Aynı sevimsiz Helena işte." Oji susmamaya kararlıydı. Söyleyeceklerini umursamadığımın mesajını vermek adına tostuma odaklanıp kocaman ısırıklar alarak etrafı izlemeye koyuldum.
" Hiç de bile! Görsen Tae; Helena ilk dönem çok başarılı ve aşırı sosyaldi. Enerjisi herkesi kendisine çekiyordu. Bir arkadaş grubu vardı araları çok iyiydi. Daha sonra Helena birşeyler öğrendiğini söyledi. Tavırları enerjisi değişti daha itici birine dönüştü. Önce arkadaşları sonra da tüm okul ondan uzaklaştı. Söyledikleri şeyler hep tahminiydi ve hiçbir kanıtı yoktu. Onun aksine okul yönetimi hep kanıtlarla Helena'nın söylediklerini çürüttü. Böylece geriye sevimsiz bir Helena kaldı." O konuşurken yutmaya çalıştığım her lokma boğazıma diziliyormuş gibi hissettim. Şaşkınlık ve sinir duygusunu aynı anda hissettim. Bu iki salak benimle sürekli dalga geçmek için mi yanımda durmak istiyorlardı?!
Elimde ki tosttan geriye kalan kağıdı yuvarlayıp Oji'nin suratına atıp dizlerimin üzerine kalkarak kükredim;
" Siz ikinizi burada gebertirim, beni deli etmek için mi benimle arkadaşlık kurmaya çalışıyorsunuz?! Yok iticiymişim, yok sevimsizmişim gebertirim sizi." Sesim fazla yüksek çıkmıştı fakat bu onları daha da keyiflendirmiş gibiydi.
Wang elini çimlere yaslamış gülerken Oji pot kırmışcasına mahçup bir telaşla beni sakinleştirmeye çalıştı.
" Tae'ye durumu ve farkı anlatmak için öyle dedim Helena yoksa ben kesinlikle öyle düşünmüyorum."
" Sus konuştukça batıyorsun. Tae'ye karşı sicilimi kirletiyorsunuz, sizinle neden takılmaya devam edeyim ki? Hem..." Sesim Tae'nin sesini duyunca kesildi. Onun sesi karşısında aşırı yüksek kalmıştı benim sesim. Sakince benim gibi dizlerinin üzerine kalkıp ortaya konuştu.
" Ben söylenenlere değil gördüklerime inanırım. Benim gördüğüm ve daha önce de dinlediğim Helena; Güçlü, yetenekli, duyarlı ve savaşçı bir karaktere sahip. Üstelik düşüncelerim kim ne derse desin değişmeyecek hele ki bu saatten sonra hiç değişmez! " Son sözünü gözlerime bakarak söylemişti.
Şaşkınlıktan yutkunmayı unutmuştum. Neler diyordu öyle! Hem de şu iki salağın önünde. Şunların diline düşürecekti beni. Bir anlam yüklemek de istemiyordum ayrıca, Tae ve ailesinin her ferdi kibar ve tatlı dillidir. Şaşkınlıktan ağızları açıkta kalan ikilinin konuşma fırsatını ellerinden alarak ortalığı yumuşatmaya kalkıştım. Gerçi Tae sayesinde yumuşamıştı ortam yumuşayacağı kadar..
" Duyun ve utanın! Kaç yıllık sınıf arkadaşınızı bu kadar doğru tanıtamadınız. Sizi yanımda istemiyorum. Başınızın belaya girmesinden değil yanlış anlamayın, size gıcık olduğumdan tamamen!" Diyerek konuşmalarına fırsat vermeden oradan uzaklaştım. Okula girmeden son bir kez onlara baktığım da Oji ve Wang'ın heyecanlı tavırlarını farkettim. Umarım Tae'nin söylediklerini kurcalamıyorlardır. Başıma bela almış gibi hissediyordum. Ayaklarımı sürte sürte sınıfa çıkarken dedikleri şeyi tekrardan düşündüm. Okulun pes ettiğimi düşünmesini sağlayabilirler miydi gerçekten? Belki de yönetimin dikkati biraz olsun benden koparsa daha fazla delil toplayabilirdim. Çünkü kendimi açık etmem uzun zamandır bilgi toplamama engel olmuştu. Çok umursamaz bir o kadar da temkinliydiler. Düşünceler içinde sınıfa girerken Edward önümü kesti.
" Ne düşünüyorsun öyle kara kara?" bitmiyor sınavım, bitmiyor! Göz devirirken ellerimi cebime tıkıştırıp yüzüne baktım.
" Sana ne?"
" Uzun zamandır bir açık bulamamanın huzursuzluğu var içinde değil mi? " Yani gerçekten sesli mi düşünüyorum diye kendimden şüphe etmeye başlıyorum artık. Nasıl herkes beni gözlemleyerek benim düşüncelerimi tahmin edebiliyor anlamıyordum fakat bu beni deli ediyor. Çok mu şeffaf biriyim? Düşmanın, düşüncelerini tahmin etme boyutu korkunç ve çok tehlikelidir. Bu durumu nasıl değiştireceğimi hiç bilmiyorum. Yüzüme gülümseme ekleyerek mi konuşsam yoksa bıkkın suratımı değiştirmeden mi cevap vermeliyim onu da bilmiyorum. Şimdi de bunu düşünürken uzun süredir cevapsız kalmam Edward'ı sinirlendirmişti.
" Cevap versene!"
" Haklısın biliyor musun Edward! Artık ne seninle, ne okulla, ne amaçlarınızla ilgilenmemeye karar verdim. Nasıl olsa benlik bir durum yok, niye tek başıma uğraşıyorum ki? pes ediyorum, güzel yaşlarımı bunları kafama takarak geçirmeyeceğim." Yüzünde çirkin bir gülümseme ile iki adım daha yaklaşıp keyifle konuştu;
" İşte bu ya, ha şöyle kendine gel artık, emin ol böyle daha mutlu olacaksın." Gözlerimden sahteliği belli olan bir gülümseme yerleştirirken suratıma; göz devirmeyi de ihmal etmeden kapının eşiğini kapatmış Edward'ı itip sıraya oturdum. Pek inanmış gibi değildi fakat denemekten zarar gelmezdi. Aslında kimin ne düşündüğü pek umurumda değildi. Asıl sorun nereden ve nasıl deliller bulacağımdı. Müdürün odası şimdi bir hazine gibidir. Kim bilir ne dosyalar ne sırlar vardı o odada. Eski kafalı bir sistemdi bu, eminim dosyalar halinde her bilgiyi saklıyorlardır ama o odada tek başıma bulunmam imkansızdı. Odasını asla terk etmeyen bir müdür ve 7/24 kayıt halinde olan kameraları aşmak kolay olmazdı fakat benim köşede uyuyan riskli bir fikrim daha vardı. Telaşlı ve korku doluydum fakat planımı gerçekleştirmek için kararlıydım. Sadece o günün gelmesini beklemem gerekiyordu...
Kulaktan kulağa büyük bir enerjiyle fısır fısır konuşan Oji ve Wang'ın gözleri beni aramıştı. Gözleri beni bulunca gülümsemeleri artmış sıralarına oturmuşlardı. Mimik oynatmadan başımı, sınıfa yeni girmiş hocaya çevirdim.
Yeni başlayan ve 7 hafta sürecek dersimiz; Komando Temel/Mukavemet Kazandırma eğitimiydi. Uygulamalı eğitimlere başlamıştık. Son zamanlarda bedenimi eğitmekle uğraşmadığım için oldukça ağrılı ve yorucu bir süreç olacaktı benim için fakat alışmam uzun sürmezdi. Bu ani karar değişikliğim tüm derslerden faydalanmam ve kendimi eğitmem gerektiğini gösteriyordu. Kendim için kendime iyi bakmam gerekiyordu. Yarın ki dersimiz okulun karşısında bulunan askeri eğitim sahasında olacaktı. Temel Kara Harp eğitimi. Seviyelerine göre parkurlar bitiriyor, beden ve reflekslerimizi geliştiriyorduk. Dersin bittiğine dair hocadan komutu aldıktan sonra kendimi bir an önce yurda atmak için çabucak sınıftan çıktım. Fakat kene gibi yapışan Oji ve Wang beni kantine doğru yönlendirmeye çalışıyorlardı.
" Hadi oturup biraz neler yapabiliriz konuşalım, Tae bizi bekliyor. "
" Aldım başıma belayı ya! Rahat bıraksanıza beni! Sizinle ortaklık yapmayacağım."
" Ortaklık deme ya arkadaşlık yapıyoruz burada, hepimiz birimiz birimiz hepimiz için." Oji'nin söylediği şeye karşılık istemsizce tiksinç birşey görmüş gibi yüzümü ekşitmiştim.
" Arkadaşıma B*ka bakar gibi bakma Helena, Ortak arkadaşımız Tae'nin hatrı var üstelik. Hem o, hem de biz de birşeyler öğrenmek ve sana destek olmak istiyoruz." Destek değil köstek olduklarının farkına ne zaman varacaklardı acaba? Ama doğru, Tae vardı. Yani onun da yaptığı iş miydi? Ortaya çıkacak zaman mıydı sanki! Söylediklerine karşı cevap bekleyen Wang'a dönüp konuştum.
" Henüz karar vermedim. Biraz düşüneceğim sonra konuşuruz. Şimdi izninizle gidip yarın ki ders için dinlenmek istiyorum."
" Ama Tae bekliyor."
" Beklemesin!" adımlarımı merdivenlerden aşağı atarken Oji arkamdan bağırıp duraksama sebep olacak birşey söyledi.
" Tae'yi hak etmiyorsun!" Arkama döndüğümde Wang Oji'nin boğazına yapışmış kavga ediyorlardı. Hiçbir şey demeden ve ima ettiği şeyi kafamda kurmamak için duyduğum şeyi duymamış gibi yapıp kafamı dağıtmak adına yurda koşturdum. Neyse ki benim için unutmak ve duymamış gibi yapmak kolaydı. Odama attığımda kendimi; yarın ki idman için odama girmeden çamaşırhane de ki dolabımdan aldığım kıyafetleri dolabın kapağına asıp, spor salonuna uğradım. Amacım kendimi yormak değildi, ufak hareketlerle bedenimi ısıtıp kaslarımı açtım. Düşünmek istediğim de ya kütüphaneye, yada spor salonuna uğrardım. Yine düşünmem gereken bir zamandı. Tae birden bire hiç izin almadan hayatıma girmişti. Kendisi yetmezmiş gibi Oji ve Wang'ı da karıştırmıştı. Tae ile bu konulara girmeden baş edebilirdim fakat diğer ikili benim hakkımda daha fazla şey biliyor ve onları da ilgilendiriyordu. Onları işin içine karıştırarak başka ne tür faydalar görebilirdim onu düşünmem gerekli. Koşu bandından inip, ter içinde odama çıktım. Duşa girip kendimi yatağa atarken beynim hâlâ onlarla meşguldü.
Merhabalar okurken aklınızda canlanması kolay mı zor mu merak ediyorum. Anlaşılır mı yazdıklarım?


