İçeriğe geç

Harp Okulu

Bölüm 9 · 7 dk okuma

Harp Okulu

Bölüm 9

Dostluğun ilk adımları

.

.

Sabah saat 7 de askeri parkur alanına gitmek için iki sınıf okulun bahçesine toplanıp alana doğru yürümek için sıraya girdik. Oji ve Wang uyku sersemliği olsa gerek benimle muhatap olmadan hocadan gelecek komutları bekliyorlardı. Sabah saati oldukça serin olan hava birazdan bizim için dayanılmaz hale gelecekti. Bu kıyafetlerin içinde koşturmak oldukça meşakkatli. Okuldan gruplar halinde çıkarken çalışanları getiren servisi görünce duraksadım. Sung amca bana el sallarken Tae sadece kaçamak bir bakış atıp kontrolden geçmek için güvenlik kapısına yöneldiler. Adımlarımı gruba uydururken tekrar baktığımda bu yöne baktığını ve bakışlarımı görünce tekrardan bakışlarını kaçırdığını gördüm. Dün çıkışta onların yanına gitmemiş olmama mı alındı acaba diye düşünürken pek de umurumda olmadığını fark ettim. Tempolu adımlarla 10 dakika da varacağımız alana doğru yürümeye devam ettik. Oldukça büyük olan bu alan normal tempoyla 2 saatte gezilip bitirilecek bir alandı. Tabi işin içine parkur girince zaman oldukça genişliyordu. 3. Seviye ye uygun devasa bir parkur hazırlamışlardı. Anlayacağınız akşam beşe kadar burada koşturup duracaktık. Bizi yağmur yağmasıyla korkutan hocaya içimden bir küçük sövmüş bulundum. Bileğimdeki dijital saatten hava durumuna baktığımızda bulutlu fakat yağmursuz bir hava gözüküyordu ve bu beni aşırı mutlu etti. Sınıflar tekrardan ikiye ayrılıp ısınma ve parkuru tanıma olarak derse başlandı. Nedense bu parkuru kazanmak istiyordum. Güçlü olduğumu herkese kanıtlamak ve hevesli olduğumu sanmalarını istedim bir an. Yaklaşık 80 kişiydik - sadece bir sınıf- 300 kişilik bir kapasiteye sahip bu alanda hiç de kalabalık gözükmüyorduk. Sınıf ikişerli gruplar olurken Edward bana doğru yaklaştı. Her adımına lanet getirirken kolunu omuzuma atıp benimle parkur yapmak istediğini söyledi. Sorun çıkartmamak için kendimi zor tutuyorum fakat dayanmam lazımdı. Böylesinin belki de daha iyi olacağını düşündüm. Ona ne kadar normal davranırsam o kadar benden uzaklaşacaktı. Yani planladığım gibi olmasını umuyordum. Fakat biraz da korkuyordum. Hiçbir şey demeden omzuma attığı kolundan kurtulup parkuru başlamak adına yerime geçtim. Bizden önce birkaç grup parkuru yapmaya başlamıştı. Aradaki mesafeyi hesaplayıp başla komutunu duyunca koşmaya başladık. Minik bir ısınma koşusundan sonra, kademe kademe yükselen bariyerlerin üzerinden atlayıp, sürünerek karşıya geçmek için yere attık kendimizi. Bedenimi sürüklemesi için dirseklerimden yardım alırken seviyenin arttığını hissedebiliyordum. Her bir engel oldukça uzamıştı bu sebeple kolay gibi gözükse de çok vakit alıyor, bir o kadar da yoruyordu. Edward arada bana baksa da tam konsantre, çevik bir şekilde her engeli geçiyor fakat beni geçmemeye de özen gösteriyor gibiydi. Bu durum beni strese sokmuştu, hızımı biraz düşürüp beni geçmesini ve aramızı açmaya çalışıyordum fakat başaramadım. Birkaç engel daha geçtiğimizde uzun bir 'monkey bar' gördüğüm de derin bir nefes verip ellerimi yukarıda ki demirlere tutunup ilermek için zıpladım. Kol kaslarımı yavaş yavaş kaybettiğim için onları kullanmakta zorluk çekiyordum. Başımızda bekleyen kimse olmadığı için hile yapabilirdim fakat Edward yanımdayken buna cesaret edemezdim. Daha yarısına bile gelemediğim bu engeli geçmekte zorlanıyordum fakat yarıda bırakırsam baştan başlamak zorundaydım. Pes etmeden ilerlerken önümüzde ki engel dikkatimi çekmişti. Hızımı arttırıp engeli tamamlamak için ellerimi serbest bırakırken önümde ki büyük duvara baktım. Normalde bu uzun duvarlarda basmak için çıkıntılar olurdu fakat bu sefer bir tane halat vardı. Duvarın uzunluğuna bakmak için başımı yukarı kaldırdığımda oldukça uzun olduğunu gördüm, hiçbir önlem almadan çıkmak tehlikeliydi. Yapacak birşey yoktu fakat kendime güveniyorum. Ellerimi halata uzatırken yanımda ki nezaket yoksunu Edward, beni kenara itip çıkmak için hazırlandı.

" Önce ben çıkayım." Göz devirmekle yetinip tırmanmasına izin verdim. Çevik hareketlerle çıkan Edward beni şaşırtmıştı. Hafif kalıplı ve hatırı sayılır bir vücut yapısı vardı fakat ben bu halimle en az onun kadar güçlüydüm. Belki de beni sevmemesinin sebeplerinden biri de budur. Çıkmasını beklerken düşündüğüm şey gülmemi sağladı. En tepeye ulaştığında dönüp bana bakmıştı gülümsememi yüzümden silip konuştum;

" Devam et, ne duruyorsun?"

" Yoruldum Helena, kolay gözüküyor fakat göründüğünden çok daha uzun. Sen çıkmaya başla anca çıkarsın." Söylediği şeye sinirle güldüm, beni hafife alması yok mu deli oluyordum. Ellerimi birbirine sürtüp halata tutundum, hızlı hamlelerle tepede duran Edward' a yaklaşıyordum fakat onun orada durması beni streslendiriyordu.

" Artık diğer taraftan inip bana yer açsan mı?"

" Seni çekeceğim elini ver" diyerek bana doğru uzatmıştı elini. Stresim ve sinirim iyice artmaya başladı.

" Gerek yok Edward, ben çıkabilirim sadece o yeri boşalt da biraz soluklanayım. "

" Emin misin bak pişman olursun?!" Söylediği şeyle duraksadım. Oradan çıksa elimi atıp kolaylıkla çıkabilirdim fakat tam halatın bitişine oturmuştu.

" Saçmalama çık oradan, elim kayıyor."

Beni dinlemeyip halatın bağlı olduğu yerdeki düğümü çözmeye başladı.

" Ne yapıyorsun gerizekalı! Bırak onu." Kalbim hızla çarparken Edward keyifle düğümü çözmeye çalışıyordu. Yükseklikten korkmazdım fakat aşağı bakmaya yeltenemedim. Başka tutanacak hiçbir şey yok ve buradan düşsem mutlaka bir yerimi kırardım. Kontrollü bir şekilde ellerimi gevşetip aşağı doğru kaymaya başladım düşersem en azından mesafem kısalsın ki alacağım hasar azalsın fakat inatla aşağı bakmıyordum. Tam o sırada Edward düğümü ciddi ciddi çözmüş düşmemi keyifle izlemişti. Ne kadar yere yaklaştırabildim kendimi bilmiyordum bu sebeple en sert düşüşe hazırladım kendimi. Gözlerim sıkıca kapanırken saniyeler sürmeden ayaklarımın yere değdiğini hissettim. Ayaklarım yerdeydi fakat hiçbir kırık çıkık acısı hissetmiyordum. Hızlıca gözlerimi açtığımda Oji ve Wang'ın birlik olup beni tutmuş olduklarını gördüm. Şaşkınlıkla suratlarına bakmaya kalmadan Oji beni bırakıp ağlamaklı bir şekilde bağırmıştı.

" Gözüm!! Gözüm çıktı, walla çıktı! Düşüşün dirseğin kadar acıtmadı Helena." Şaşkınlıktan cevap vermemiştim Oji'ye. Yavaşça beni bırakan Wang bir şeyimin olup olmadığını sorduğunda ona da cevap veremeden sadece başımı salladım. Telaşla gözünü tutan Oji ye bakmayı akıl edip, eliyle kapattığı gözüne baktım. Şimdiden sişmişti.

" Özür dilerim Oji iyi misin? Başka bir yerine birşey oldu mu? Peki ya sen Wang iyi misin?"

" Evet iyiyiz biz önemli değil de sen iyi misin?"

Oji birden gözünü bırakıp bana döndü. Yine başımı sallamakla yetindim.

" Helena ne oldu öyle? Edward'ın halatla uğraştığını gördük ve son anda yetiştik."

O sırada başımı duvarın üstüne kaldırdığımda Edward'ın çoktan gitmiş olduğunu gördüm.

" Gördünüz sizde değil mi? Bilerek yaptı, halatı çözdü ve öylece bıraktı." Şaşkınlıkla konuşurken hoca ve birkaç öğrenci neler olduğunu öğrenmek için yanımıza geldi.

" Helena neler oluyor? Düştüğünü söyledi arkadaşların."

" Ben iyiyim de Oji iyi değil gözü benim yüzümden şişti, baksanıza."

"Yok yaa abartılacak birşey yok, bu acı da birşey mi? Erkek adamız herhalde!"

" Daha demin öyle demiyordun! Neredeyse kıza düştüğü için kızacaktın."

" Abartma lan zaten doğru düzgün tutmadın ondan böyle oldu."

" Benimle ne alakası var lan böyle zorlanma diye kendimi siper ettim üstelik."

Üzüntü ve mahçup bir şekilde Oji ve Wang'ın kavgasına gülerken hocanın iyi olduğumuzu görüp rahatlaması ve asıl konuya değinmesi bir oldu.

" Nasıl oldu da bu halat yerinden çıktı? Oldukça sağlamdı."

" Çünkü çıkmadı hoc..." Lafımı, yüksek sesle araya giren Edward böldü.

" Helena, Helena iyi misin? Tutamadım özür dilerim, ip gevşemişti, ben fark edene kadar düşüverdi tutamadım. Bir yerine birşey olmadı ya?" Şaşkınlıktan bir süre birşey demedim. Bu nasıl berbat bir oyunculuktu öyle. Resmen planlı bir şekilde canıma kastetmeye çalıştı. Üstelik yalanı da hazırmış.

" Hayır tabii ki de hocam kendisi çözdü ipi."

" Ne! Saçmalama Helena, dedim sana ver elini çekeyim seni diye ama sen beni dinlemedim."

" Yalan söyleme lan biz gördük ip elinin altındaydı." Wang sinirle üzerine yürüdüğünde hiçbir şey diyememiştim.

" Hocam neden böyle birşey yapayım ben? İpi tutmaya çalıştım sadece." Hoca kime inanacağını bilemeden şüpheli gözlerle her birimizi süzüp yerdeki halatın açılmış ucunu inceledi. 'Hmm' dedi seslice.

"Kimseye birşey olmadıysa herkes parkura devam etsin, ben ilgileneceğim bu durumla." Bir an inanmıştım, gerçekten hayal kırıklığına uğradım. O kadar eminim ki Edward'ın yaptığına inanıyordu fakat söyleyemiyordu. Neden? Hocaların bile ona kıyak geçmesi neden anlamıyorum. Olay sadece ben olsaydım susup olayın kapanmasına izin verebilirdim fakat işin içine Oji ve Wang da karışmıştı.

" Hocam çocuğun gözüne bakın nasıl olurda olayı örtbas edersiniz? Üçümüzde gördük o yaptı! Ne yani şahitliğimize mi inanmıyorsunuz?"

" Olayı örtbas etmiyorum Helena! Ben ilgileneceğim dedim, gerisine karışmayın. " Sinirden gözlerim dolmuştu.

" Canımızdan oluyorduk ya hocam, farkında mısınız?" Hocanın üzerine yürümekten son anda Wang durdurmuştu beni. Sözde olaylara karışmayacak olan ben, yine olayın kendisi olmuştum.

" Oji seni de karşıda ki hastaneye götüreyim gel benimle."

" Gerek yok ben iyiyim, sadece parkuru ben Helena ve Wang birlikte bitirelim istiyorum."

" Tamam siz devam edin, Edward sen de baştan başla." Edward yüzüne çirkin bir gülümseme yerleştirip gitmeden gizlice bana baktı. Geriye Wang, ben ve Oji kaldığımızda sinirle konuştum.

" Edward'ı baştan başlatarak vicdanını çok iyi rahatlatmıştı kesin. Eminim bu olay burada öylece kapanacak."

" Tamam sakin ol, önünde sonunda tüm kozlar bizim elimizde olacaktır, hadi devam edelim." Oldukça ciddi gözüken Wang ve Oji parkuru bitirene kadar bana hem ciddiyet hem hassasiyetle yardım etmişlerdi. Ömrüm boyunca ilk defa kendimi küçük bir kız çocuğu gibi hissetmiştim. Yaşıttık fakat sanki küçük kız kardeşlerini korumaya çalışan ağabeyler gibi davranıyorlardı. Suratlarında ki o ciddi ifade onlara olan tüm bakış açımı değiştirmişti. Tabii ya, bunlar Tae'nin arkadaşlarıydı. Ve benim için bir ilk daha yaşandı, ilk defa kendimi değerli ve önemli biri gibi hissettim.

Evet, Oji ve Wang Helena'nın güvenini kazanmayı başardılar.

Sizce nasıl gidiyor, yorumlarınızı heyecanla bekliyorum. ☘️ 🥰

Bölüm sonu

13 yorum