İçeriğe geç

Harp Okulu

Bölüm 7 · 7 dk okuma

Harp Okulu

Bölüm 7

İnanılır gibi mi?

.

.

.

.

.

"Bu sefer ki kavganızın sebebi ne Helena çok merak ediyorum? Artık her geçen gün ne konulardan dolayı karşıma geçeceksin diye merakla bekler oldum sayende."

"Sayemde mi?!" Sinirden kükremek yerine sesli bir gülüşle karşılık vermeyi tercih etmiştim. Bu sakin ve dalga geçer hâli delirtiyordu beni fakat ona istediğini vermek de istemiyorum.

" Oğlunuza sorun! Ayy pardon Oğlunuza mı dedim! Çok sevgili, bir türlü suçlu konuma gelemeyen, olay çıkaran kendisi olmasına rağmen sizin tarafınızdan hiç azar işitmeyen bu çok sevdiğiniz öğrencinize sorun! Yani sizin Koreli Edward ın da Amerikalı olduğunu bilmesem dış görünüşünüzde ki farklılıklara rağmen Baba Oğul olduğunuzu düşüneceğim artık! "

Edward söylediğim şeyden aşırı keyif almış gibiydi. Yüzünün hâli beni çileden çıkartacak kadar gıcıktı fakat hepsi beni manipüle etmek içindi. Onlara istediklerini vermek istemiyorum fakat beynim durmuş gibi son zamanlarda. Plan yapamıyor, hırsım ve öfkem çabuk sönüyor, çaresiz ve cevapsız kalıyordum. Bir dakika! Çok perişan haldeyim ben. Neler oldu bana böyle, hafızam da gerileme hissetmeye başladım. İlk defa ağlamak istediğimi fark ettim. Düşünceler için de müdürün beni hiçbir şey söylemeden odadan çıkarmasıyla şaşkınlıkla odadan çıktım. Adım atmadan son dakikaları gözden geçirdim. Ne oldu şimdi? Ben düşünceler içinde kendi halime acırken o sırada bir şey mi oldu!? Stres olmamı gerektirecek bir durum olmadığını düşünüp dersliğe doğru yöneldim. Düşünmekten - düşünmeye çalışmaktan- yorulmuş hissediyordum. Aslında bir süredir düşünmeyi ertelediğimi fark ettim. Neden ve ne zaman düşünmeyi bıraktığımı düşünmek istiyordum fakat şimdilik bunu da ertelemeye karar verip derse girdim.

....

Son zamanlarda kendimi ders aralarında ve sonlarında kantine doğru giderken bulmaya başladım. Daha doğrusu ben sınıftan çıkmadan Wang ve Oji sıralarından kalkıp direkt yanıma geliyor ve birlikte giriş kata, Sung amcanın kırtasiye dükkanına - daha çok alet edevat temin edebileceğimiz küçük ama her işi halledebileceğimiz bir konteyner oda- gidiyor olduğumu fark ettim. Tae görüş açımıza girdiğinde bize gülümseyip dükkan işini bir kenara bırakıp yanımıza geldi.

Sanırım bulmuştum. Neden düşünmeyi ertelediğimi galiba buldum. Tae ve Wang, Oji! Onlarla kısa sürede ve birden bire ne oldu da takılmaya başladım bilmiyorum ama tüm dikkatimi bu üçü dağıtıyordu. Özellikle Tae. Kendimi sıradan bir lise yıllarındaymış gibi hissediyorum.

" Helena.. Helena sana diyorum"

Kolumu dürten Tae düşüncelerden sıyrılmamı sağlamıştı.

" Afedersin ne dedin? " Kolunu tekrardan koluma çıkarıp hafifçe yüzüme eğildi.

" Sen iyi misin? Müdür çok kızdı mı diye soruyordum fakat çok dalgın gözüküyorsun."

" Yok kızmadı, kızmaz da zaten, ilkokul çocuğu değiliz ya! Hiçbir şey söylemedi hatta."

" Peki bu halin ne?" Soruyu soran meraklıya dönüp göz devirdim.

" Ne varmış halimde Oji? Her zaman ki halim."

Tae, Oji; A Ama....

"Ne çok soru soruyorsunuz, her zaman ki hâli işte, hadi oturalım bir yere de ara bitmeden soğuk birşeyler içelim."

Konuyu çabucak kapatan Wang fark etmeden beni soru yağmurundan kurtarmıştı. Hemen yanı başımızda ki kantinden soğuk birer limonata alıp dışarıda ki banklardan birine oturduk. Kendi aralarında konuşurlarken neden birden bire onlarla takılmaya başladığım gündemini tekrardan düşünmeye koyuldum. Sebebi ortak nokta olan Tae idi. Onlarla takıldığım süre boyunca dikkatim çok dağılmıştı. Fakat bu durumu avantaja çevrilir mi bilmiyorum. Bir arkadaş grubunun içinde olmam okulun büyük bir kısmını şaşırtmıştı fakat alışmaya da başlamışlardı. Okul yönetimi açısından onlar için riskli bir durumdu aslında. Ama genel olarak dikkatler benim üzerimde değildi eskisi gibi. Bunun sebebi de uzun zamandır bir vukuat çıkartmamış olmamdı. - Edward ın yaptıkları hariç- Aslında rahat kafayla neler yapacağımı, neler yapabileceğimi düşünmem için fırsattı fakat bu sefer de bu çocuklar beni yalnız bırakmıyor sürekli muhabbetlerinin içine çekiyorlardı. Ne yapmam gerektiğini bilmediğim bir durum daha başıma bela oldu. Ya onlardan uzaklaşmam lazım yada sorularından kaçmayıp kafamı meşgul etmesini istediğim herşeyi onlara anlatıp olaya karışmalarına göz yummam lazımdı. Bu sırada duyduğum şeyle dona kaldım.

" Helena, kafanın içinde ne dönüyorsa, kafanı meşgul eden ne varsa bize de söyle lütfen! "

Tae nin düşüncelerimi okumuş olması beni ürkütmüştü.

" Kafamın içinde hiçbir şey dönmüyor Tae!"

" Kafasının içinde neler döndüğünü ben söyleyeyim.."

Merakla Wang' ın söyleyeceklerine odaklandım.

" Şimdi ne yapsam da herkese bu okulun nasıl kötü emellerinin olduğunu anlatsam da inandırsam, nasıl salak olduklarını, nasıl kör olduklarını ne yapsam da fark ettirsem..." Söylediklerine karşı sinirlenmiştim.

" Dalga mı geçiyorsun sen benimle Wang!?"

" Dalga falan geçmiyorum, bunları düşünmüyor musun? " Hızla oturduğum yerden kalktım. Benimle birlikte Tae de ayaklanmıştı.

" Neden gerildiniz durduk yere şimdi?"

Tae'nin söylediklerine aldırış etmeden sinirle konuştum;

" Bir şey söyleyeyim mi haklısın sizin ne kadar salak olduğunuzu düşünüyordum." Tam oradan ayrılacakken Tae kolumu tutmuş bir adım daha atmamı engellemişti. O sırada sakince yerinden kalkan Wang yanıma geldi.

" Neden hemen alevleniyorsun ki dalga geçmek için söylememiştim. Lafımı bitirmeme bile izin vermedin; sadece çok kurcaladığını, anı ve hayatı yaşamayı ertelediğini düşündüğümü söyleyecektim. Kafanı elinde olmayan şeyler için meşgul etme."

" Bilmiyorsunuz, anlamıyorsunuz, inanmıyorsunuz durumun ne kadar ciddi ve can sıkıcı bir olay olduğunu indrak edemiyorsunuz."

" Biliyoruz Helena anlattın kaç kere, hem mümkün bir şey den bahsediyorsun fakat inanıp inanmamak bir şey değiştirmeyecek."

" Bence de!" Duraksadım, son olarak Oji de oturduğu yerden kalkıp yanımıza geldi ve devam etti;

" Sana inanıyoruz diyelim Helena peki kanıtın var mı? Üstelik elimizde olmayan bir durum bu. Hayır yani bu okulun kuruluş amacı; Güney kutbundan biz insanlığı tehdit eden üstün teknolojiye sahip üstün ırka karşı, dünya birliğini sağlamak adına kurulmuş bir kurum değil de Tek ve Yeni Dünya düzeni için harekete geçmiş ve bizi de piyon olarak kullanıyor olmalarıysa, ne olmuş yani ne yapabiliriz ki?"

Üçümüz de aynı anda Tae nin vereceği tepkiye odaklandık.

Tae; Yeni Dünya düzeni mi?! Tabi Yaa! Bunca salgın bunca can kaybı bunca kimyasal silah... Hepsinin sebebi Güney Kutbunda ki insanlığı tehdit eden sözde ne idüğü belirsiz bir ırk olamazdı bence de. Ne onlara ne de yayınladıkları haberlerin hiçbirine inanmamıştım zaten."

Şaşkınlıktan üçümüzün de ağzı açık bir şekilde Tae nin düşüncelerini dinledik.

Oji Wang; Nasıl ya!? Onca olay onca tehdit, haberler veya kaos görüntüleri, gözümüzün önünde gerçekleşen olaylar, sana göre hepsi insanoğlu yapımı mı?

" Evet!" Güney kutbunun keşfedildiğine inanıyorum fakat oradaki üstün ne tür bir canlı olduğu belirsiz olan bir ırk diye bir şey yok bence. Varsa bile onlar da insandır. Bizzat Dünya liderlerinin planı olduğunu düşünüyorum."

Şuan büyük bir şaşkınlık içinde - aynı zamanda büyük bir keyifle - Benim Tae ye anlatmam gereken şeylerin Tae nin söylemiş olmasını izliyorum.

" Sen bunları nereden biliyorsun? Helena beynini yıkamış"

" Wang seni gebertirim! " Sinirle öne atıldığımda iki adım geri attı kendini, fakat odak noktası Tae idi..

" Hayır, Helena ile bu konuyu hiç konuşmadık. Bunlar benim şahsi düşüncem. Fakat açıkçası okulun kuruluş amacını bilmiyordum. Hatta okul hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Babamın böyle bir yere hizmet etmesine çok şaşırdım. Hatta bunun hesabını ona soracağım."

Tam gidecekken bu sefer ben onu kolundan tutup durdurdum.

" Dur Tae şimdi değil. Eve gidince bu konuyu konuşmanız daha iyi olur. Üstelik benim bir suçum olmadığını da söylersen iyi olur yoksa Song amca beni öldürür. "

" Sanmıyorum, er ya da geç öğreneceğimin farkındaydı. Neyse dediğin gibi uzun bir konu üstelik, evde konuşmam daha iyi olur. "

Çok küçük bir sessizlik olmuştu. Bize şaşkınlıkla bakan Oji ve Wang a keyifle dönüp konuştum.

" Evet şimdi inanıyor musunuz bana? Ya da ne tür bir ihtimalin içinde olduğumuzun farkına vardınız mı?"

" Yine de bu okulun amacının bu olduğunu bilemeyiz."

Kalktığımız banka geri oturmak için yöneldiğimde peşimden gelip daha önce oturdukları yerlerine oturdular.

" Evet siz bilemezsiniz ama ben biliyorum."

" Nasıl ve ne biliyorsun Helena? Sürekli bir şeyler bildiğini söylüyorsun fakat ne olduğunu söylemiyorsun." Oji ye bakmadan cevap verdim;

" Ben bu okulun amacının.. Daha doğrusu güney kutbu olayının bir proje olduğunu babam dan duydum. Ama bu sizin için bir kanıt değil, bu yüzden nasıl ve nereden kanıt bulabilirim diye düşünmeye çalışıyorum."

" Bunu birlikte düşünelim." Wang ın böyle bir şey söylemesine çok şaşırmıştım.

" Ne oldu Wang bey? Daha demin dalga geçiyordun?"

" Yine de çok da umurumda değil açıkçası. Hâlâ öğrensek bile bir şey yapabileceğimizi ve yapmamızı gerektirecek bir durum olduğunu düşünmüyorum." Anlamamakta ısrar eden Wang a doğru dönüp tane tane konuştum;

" Wang! İnsanlar öldürülüyor ve bizim aracılığımızla öldürülmeye devam edilecekler, anlayabiliyor musun?" Biraz durdu ve düşündü. İşte şimdi anlamış gibiydi.

" Evet son 7 yılı düşününce dehşet şeyler yaşıyor dünya. Çok büyük rakamlarda can kayıpları oldu." Tae yi onaylayıp bakışlarımı tekrardan Wang a yönelttim.

" Ama yine de sizin bu olaya karışmanızı istemiyorum."

" Ne, niyeee? Eşeğin aklına karpuz kabuğu sokup böyle kaçamazsın! " Bir an da sitem dolu bir sesle konuşan Oji ye kahkahalar ile karşılık vermiştik. O kadar uzun süre gülmüştük ki zilin sesi kahkahalarımız arasında sönük kalmıştı.

Selamlar kitap konusunu bu bölümde daha net görmüş oldunuz.

Zamanla aralarına yeni şeyler ekleyip çıkarabilirim fakat temel konu daha doğrusu teori bu yönde.

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Fikir ve düşüncelerini heyecanla bekliyorum.

Bölüm sonu

10 yorum