İçeriğe geç

Hain Kılıçların Gölgesi

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Hain Kılıçların Gölgesi

Bölüm 3

Mercester Petro

Kasabanın bir sokağında iki genç sürdükleri arkası ahşap kutuların içerisinde kılıç dolu bir at arabasıyla gidiyorlardı. Yürüdükleri sokağın sonu doğrudan limana çıkıyordu. Zaten çok geçmeden önce martı sesleri ve ardından denizin limana vuran dalga sesleri duyulmaya başladı ama limanın kalabalık gürültüsü bu seslerin önüne geçiyordu. Biraz daha ilerlediklerinde ise limana demir atmış büyük yük gemileri de göründü.

“İşte geldik. Geminin adı “Merces” olması lazım.” Derken ayağa kalktı arabadaki sarı saçlara sahip genç delikanlı. Bir eliyle arabanın kenarındaki ahşap parçaya tutunuyor dengesizce hafiften aşağı sarkıyordu.

“Yerine oturur musun Marcus? Annem seni uyarmadı mı?” diyerek kardeşini uyardı atların yularlarını elinde tutan genç kız.

“Ne yapayım Serytie, deniz beni heyecanlandırıyor. Yerimde duramıyorum.” Marcus denizi görmek için ayaklarının ucuna basıyor büyük gemilerin arasından denizi görmeye çalışıyordu.

“Kaç yaşına geldin annem hala kardeşine dikkat et diye beni tembihliyor. Daha kaç yaşına kadar sana bakıcılık yapacağım ben?”

“Merak etme on sekiz yaşına bastığım an şu gemilerden birine sahip olup denize açılacağım. O zaman beni görmeyeceksin bile.”

“On sekize geldiğinde mi? Şu gemilerden birisine mi? Yapma Marcus. En azından gerçekleştirebileceğin hayaller kur. Şurada iki ay kalmış on sekizine girmene.”

“İmkansız hayal dediğin bu gemilere değil de gerçek bir savaş gemisine sahip olmaktır. Düşünsene bir savaş gemim var. Hatta bir donanmam.” Marcus bu hayallerinden bahsederken gözleri parlıyor ve sesi heyecandan titriyordu.

“Bu gemilere sahip olmak imkansız değil yani?”

“Göreceksin abla. Bir gün o dümeni ben çevireceğim.”

“Ne demiştin geminin ismini?”

“Merces. Kaptan Mercester Petro’ya ait olduğu için bu adı almış. Düşünsene ben de gemimim ismini Marcus Etruper koyuyorum.”

“Zihnini bu imkansız hayallerin yerine derslerine harcamalısın Marcus.”

“Ama abla düşünsene-”

“Artık düşünmek istemiyorum Marcus lütfen sus. Şu malları teslim edip dönelim. Daha çok işimiz var.”

“Saat kaçta gidersek gidelim o adam bizi geceye kadar çalıştırıyor. Biraz oyalanıp geç gitmenin bir zararı olmaz.”

“Senin için öyle olmayabilir belki Marcus ama zaman benim için çok değerli.”

“Zamanımız yok ki Serytie. Ne eğlenmeye ne de başka bir şeye. Hafta içi okula okuldan sonra da Borto’nun dükkanındayız. Yaşıtlarımız hafta sonu gezip eğlenirken biz yine dükkanda ya demir taşıyoruz ya da kılıç biliyoruz.”

“Geçinebilmek için buna mecburuz Marcus.”

“Biliyorum ama yaşlı bir demircinin çırağı olarak ölmek istemiyorum. Sen de istemez misin abla çıkalım şu kasabadan farklı insanlar tanıyalım. Yeni yerler keşfedelim. Mesela güneye gidelim. Babamla beraber yaşamış olduğumuz toprakları gezelim.”

“Geçmişe takılı kalma Marcus. Geçmiş seni geriye geçer.”

“Aman seninle de konuşulmuyor. Hemen bir nasihat veriyorsun. Birkaç gündür moralin mi bozuk pek havanda değilsin?”

“Ben de artık sıkıldım bu hayattan Marcus ama daha iyi şartlarda yaşamak istiyorsak okul derslerine çalışmamız ve iş yapıp para kazanmamız lazım.”

“Bir gün çıkar mıyız bu kasabadan dışarı?”

“Bu kasabada durmak gibi bir niyetim yok. Ya da o pis kokulu demirci dükkanında.”

“O zaman beraber güneye gideriz.”

“Güneye gitmek isteyeceğimi sanmıyorum.”

“İyi peki nereye gidelim?”

“Benimle geleceksin yani?”

“Tabi ki seni bu yabancı dünyada bir başına bırakamam.” Dedi sinir bozucu yapma bir endişeyle. Serytie kardeşinin alışık olduğu bu davranışına göz devirerek karşılık verdi. Alışmıştı kardeşinin bu çocuksu tavırlarına. Reşit olamaya birkaç ayı kalmış olsa da çocuksuluğu hala daha üzerindeydi. “Eğer gidersek annem burada tek mi kalacak?”

“Sen burada olacaksın.”

“Neyse ki dayım var. Ona emanet ederiz.” Serytie’ya sorduğu sorunun cevabı umurunda değildi. Kendi pembe hayallerinin içerisindeydi.

At arabası ‘Merces’ yazılı geminin önünde durdu. Orta yaşlı takım elbiseli bir adam at arabasını görünce onlara doğru yaklaştı. Serytie atın yularını elinde tutarak arabadan indi.

“Bizi Borto gönderdi. Güneye gidecek mallar arabanın arkasında.” Adam Serytie’ın yüzüne dahi bakmadan arabanın arkasına geçip kutuların içlerini açtı. Serytie adama doğru dönerek bir bakış attı. Alışıktı insanların bu kaba davranışlarına ama her defasında sinirleri bozuluyordu.

“Borto iki çocuğa mı emanet etmiş bize verilecek malları? Ya bu mallardan yolda getirirken aşırdıysanız? Ya da bir zarar geldiyse? Kabak bizim başımıza patlar sonrasında.”

“Size soracak hali yoktu.” O sırada gemi çalışanlarından birisi aceleyle geldi.

“Efendim birazdan güneye itmek üzere demir alıyoruz. Kaptan haber vermemi istedi.” Adam başıyla onay verdikten sonra geri çocuklara döndü.

“Ben bu önlemi almak zorundayım. Çıkarın malları sayım yapacağız.”

“Gemi az sonra kalkacak. Yirmi beş kasa içerisinde iki yüzden fazla mal var arabada.”

“İki yüzden fazla mı? Demek ki tam sayıyı bilmiyorsunuz?”

“İki yüz altmış sekiz tane.”

“İndirin kasaları.”

“Bu mallar gemi hareket etmeden önce o gemiye yüklenecek.”

“Burada amir benim küçükhanım kapayın çenenizi.”

“Borto’yla iş birliğiniz olduğu için saygı sınırımı aşmıyorum. Ama bu mallar bize teslim etmemiz için verildi.”

“Öyle mi? Neymiş senin gibi bir s*rtüğün saygı sınırı?” Serytie belindeki kuşağa gizlediği hançeri tek hamlede çıkararak adamın gırtlağına dayadı. “Sen ne-?” adamın şaşkınlığından ağzından bir kelime dahi çıkamamıştı.

“Hayatının devamına başsız bir ceset olarak devam etmek istemiyorsan dediğimi yap.”

“Bir kadının lafını ciddiye alıp da dinleyecek değilim.”

“Elimdeki hançeri ciddiye al o zaman.” Serytie ciddiyetini göstermek için hançeri adamın kirli sakallı boynunda hafifçe kaydırdı. İri yapılı adam bu hamleye hazırlıksız yakalandığı için pes etmişti.

“Tamam, yükleyeceğiz malları.”

“Hemen.” adam başını sallayarak adamlarına doğru seslendi.

“Malları derhal yükleyin gemiye.”

Mallar gemiye yüklenirken Serytie hançeri adamın boğazından çekti. Adam birkaç adım uzaklaştıktan sonra onlara döndü. “Söyleyin o Borto’ya beş yıllık işbirliğimiz sona erdi. Bu onunla yaptığım son ticaret olacak. Bunun sebebi siz iki veletsiniz.”

“Borto’ya onun mallarını gemiye yüklemediğinden bahsedeceğim. Ayrıca çırağına sarkıntılık edip hakaret ettin.”

“Umarım yanağına bir şamar attığında o güzel yüzün çok bozulmaz.”

Serytie adamın son dediğini çok net duyamamıştı. Ya da duymuştu ama ciddiye almamıştı. Elindeki hançeri tekrardan beline soktu. Kasaları boşaltılmış at arabasına tekrardan bindi ve limandan hızlıca uzaklaştı.

Marcus ablasına ne diyeceğini bilememiş limanda olanları da sessizce ve şaşkınlık içerisinde izlemişti. Tam ağzını açacak oldu ki -çünkü asla dayanamazdı- ablasının sesini duydu.

“Bundan ne anneme ne de dayıma bahsetmiyorsun Marcus.”

“Tamam ama bana anlat en azından. Neler oldu orada öyle?”

“Sana sonra anlatırım. Yapmamam gereken bir şey yaptım Marcus.”

“Bence hayır. O adam Borto’nun ticaretine mani oluyordu. Borto bunu duyunca yaptığın şeye sevinecektir.”

“Borto’yu tanımıyormuşum gibi konuşma. Merces limanın en büyük gemilerinden biriydi. Onunla işbirliği gerçekten biterse biz de biteriz.”

“Ama az önce o malları teslim almayarak o ticareti engelliyordu zaten.”

"Bir sonraki teslimata iki hafta var. daha doğrusu Borto'nun katılamayacağı teslimat. Eğer şimdi malları almasalardı bu gece Borto işimizi bitirirdi. En azından iki hafta vaktimiz var.

"Ne fark eder ki abla? Ha bu gece ha iki hafta sonra. Ne değişecek?"

"Çok şey değişecek Marcus."

"Aklından ne geçiyor senin?" Serytie kardeşinin kaygılı sorusunu duymazdan geldi. Zihninde bir şeyler planlıyordu ve şu anda bunu kimsenin duymasına gerek yoktu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.