Ülkenin en ücra köşesinde demircilik ve kılıç dövülmesiyle meşhur eski bir kasabada gün içinde demirci dükkanlarından demir çekicin örsle arasındaki şekilsiz demir parçasına vurma sesleri yankılanıyordu. Bu sesin fazlaca işitildiği yerlerden birisi de Borto’nun dükkanının bulunduğu mahalleydi. Borto kasabadaki en iyi demir dövücülerden biri olsa da huysuz ve cimri oluşundan dolayı kimse onun dükkanında çalışmak istemezdi.
Sabah dükkana geç gelir önemli şahsiyetlerin kılıçlarını kendisi yapar sıkıldığında çıkar gider tüm işi çıraklarına bırakırdı. Bu huyuna rağmen yıllardır onunla çalışan bir çırağı vardı.
“Efendim dün kuzey ordusu üçüncü bölük komutanı kendisiyle beraber üç askerinin kılıcını size gönderdi. Bu sene de kılıcını sizden başkasına yaptırmak istemediğini söyledi.” dedi otuzlu yaşlarına yeni giren çırak. Borto dükkana geldiğinde saatin öğlen ikiye doğru geldiğinden habersiz gibiydi. Yeni uyanmış gibi keyifsiz ve somurtuyordu.
“Daha valinin hançeri duruyor. Önce onu bitirmem lazım.” Tüm sıkkınlıkla sandalyesini çekip oturdu.
“Tamam efendim. Dolabınızdaki üçüncü rafa koyuyorum.”
“Peki tamam.” Çırağın yüzüne bile bakmamıştı bunu söylerken. Önündeki masa epey bir dağınıktı. Şekilleri bozulmuş bıçaklar ve demir parçalardan yığınlar vardı. Zaten bir demirci dükkanında demirden başka ne olabilirdi ki?
Masadaki ıvır zıvırı elinin tersiyle ittirerek kolunu koyacağı bir yer açtı. Yüzünde yaşlılığın verdiği çizgiler yüzünü astığında daha da belirginleşiyor ve onu daha da çirkin bir hale sokuyordu.
“Senin şu yeğenlerin Dimitri. Kılıçların teslimini yetiştirebildiler mi?”
“Dün gece bitirdiler efendim. Bugün sahiplerine yetiştirmek üzere gemiye yükleyecekler. Hatta şimdi limandadırlar.”
“Çocuk çalıştırmak hiç hoşuma gitmez Dimitri. Çünkü tecrübesiz ve beceriksizdirler. Ama hayatta kalma içgüdüsünden midir bilmiyorum senin yeğenlerin canla başla çalışıyorlar. Çocuk oldukları için de fazla parada gözleri olmuyor. Bu da ekonomik olarak bana epey bir katkısı oluyor tabii.”
“Öyledirler efendim. Bakmayın çocuk olduklarına bu işe becerileri vardır.”
“Öyle öyle.” Boşluğa dalıp bir müddet durdu. “Babalarına ne olmuştu demiştin?”
“Güneyde yaşarlarken eniştemi vebadan dolayı kaybettik. Ablam da iki çocuğuyla yanıma geldiler.”
“Başınız sağ olsun. Ya da bilmiyorum ne denirse artık” söylediklerinin aksine çok umursamaz bir tavrı vardı. Sanki sorduğu sorunun cevabı umurunda bile değildi. Dimitri’nin söylediklerini duyunca insani bir üzüntü bile hissetmişe benzemiyordu. İri ve hantal gövdesini sandalyenin arkasına yasladı. “Her neyse sen işine geri dön. Ben de şu hançere bir bakayım.”
“Peki efendim.”