Victoria anlatmaya başladığında can kulağıyla dinliyordum.
"Nasıl başlayacağımı bilmiyorum.
Bildiğimiz üzere çok önceden bu Krallıklara Rodos Krallığı'da ekliydi. Rodos Krallığını senin ailen yönetiyordu. Ama benim bildiğim kadarıyla Rodos Krallığı'da Naidalar ile birlikte bilinmez bir şekilde kaybolmuştu. Kimse yerini bilmiyordu. Ailen'i senin bulman lazım Irene. Yoksa Karanlık Ateş Diyari'nın Kraliçesi buraya gelecek. Kız kardeşlerim gelmelerini engelliyor ama daha ne kadar dayanabilirler belli değil. Senin de bir an önce güçlerini geliştirmen gerekiyor. Lütfen bir an önce başla."
Duyduklarım karşısında neredeyse şok olmuştum. Kendi Krallığım bilinmez bir şekilde kaybolmuştu. Victoria'nın dediği gibi bir an önce güçlerimi geliştirmem lazımdı ama önce sorularım vardı.
"Naidalar kim? Neden Krallığım onlarla beraber kayboldu? Karanlık Ateş Diyarı'nın Kraliçesi kim ve neden buraya geliyor ? Sadece kendi Krallığımı bulmak için geldim ben buraya" derken aklıma halkım geldi." Kendi halkımda kayıp değil mi?"
Dediklerim karşısında Victoria'nın yüzünde karışık bir ifade oldu.
"Naidalar öncelikle sizin Krallığınızın olduğu yerdeki dere perileri. Neden onlara birlikte kaybolduğunu bende bilmiyorum. Karanlık Ateş Diyarı'nın Kraliçesi ise sen doğduktan sonra oğlunun güçleri yok oldu. Normalde güçler yok olmaz ama Taylon güçlerini kaybetti sen doğduktan sonra. Tahminimce ailen Anastasia seni bulmasın diye dünyaya gönderdi. Ve evet halkında kayıp. Taylon Anastasia'nın üvey oğlu bu arada. Sen sormadan diyim Çok yakışıklı." Derken yüzünde hülyalı bir bakış oldu.
Gülmeden edemedim. Tanıdığım kadarıyla Victoria erkekleri seviyor.
"Neyse bu kadar bilgi bana yeter de artar bile. Okulu biraz gezelim sıkıldım ben boş boş oturmaktan"dedim gülümseyerek.
Kafasını salladı tamam anlamında ve odadan çıktık. Koridorlarda yürürken bir sürü öğrenci hâlâ bana tuhaf tuhaf bakıyordu. Neymiş insan köylü burada olamazmış.
Sırasıyla sınıfları gezerken bana hem derslikleri hemde önemli dersleri anlatıyordu. Savunma ve koruma dersini Prof. Lonkford, Büyü ve Sihir Tarihi'ni ise Prof. Nolan anlatıyormuş. O derslere girmezsek diğer dersleri geçmek baya bi zor oluyormuş.
Victoria anlatmayı bitirdiğinde yemekhaneye indik. Yemekleri aldıktan sonra boş bir masa bulup oturdum. Kafamı kaldırıp etrafa baktığımda bazılarının yanında tuhaf hayvanlar vardı. Bir kaçı kendi aralarında konuşuyor, diğerleri ise aralarında elementlerini birbirlerine gösteriyorlardı. Bunu görünce kaşlarımı çattım. Güç gösterisi yapmaktı amaçları. Kafamı salladığımda Victoria'nın bana dönmesini sağladım. Tek kaşını kaldırarak bana baktığında omuzlarımı silktim.
"Öyle etrafa insan köylü gören öğrenciler gibi bakma. Dikkat çekiyorsun."
"Ne yapabilirim acaba? Her gün bu şekilde bir şey görmüyorum." derken sitemliydim. Yani dünyada her zaman ateşi kontrol eden ve suyla oynayan insanlar görmüyoruz.
Haksız mıyım ama? Haksız değilsin Irene. Aha geldi bizim iç ses. Naber uzun zamandır görüşmüyoruz. Valla çok sıkılıyorum burda. Olabilir.
Kendi iç konuşmam bittiğinde önüme döndüm. Tepside kırmızı renginde bir türlü yemeği, yanında pilava benzeyen ama kesinlikle pilav olmayan sarı ve yeşil renginde bir şey vardı. İçecek olarak su yada başka birşey olsun dediğim afedersiniz ama bok rengine benzeyen içecekde vardı. Yüzümü buruşturdum. Bunları yemek olarak önümüze koyan her kimse yemekten asla anlamıyor galiba.
Yüzümü buruşturduğumu gören Victoria bana açıklama yaptı. "Bu yemekler senin geldiğin yerdekilere benzemiyor olabilir ama kesinlikle seveceksin. Bak,"derken o kırmızı renginde olan türlü yemeğine benzeyen şeyi gösterdi. "O buranın meşhur bir yemeği olan hyrtaz yani sizdeki türlü yemeği." Bu sefer diğer sarı ve yeşil renginde olan pilavı gösterdi. " Bu ise buranın sıradan yemeği piylxy. Tahmin edersin ki sizdeki pilava benziyor ama kesinlikle pilav değil. Yani bildiğin sizde olan şeyleri çaldık." Bu seferde içeceği gösterdi. " Bu da buranın nadir görünen çiçeğinden yapıldı. Tadını nasıl söyleyeceğim bilmiyorum ama çok güzel."
" Bunlar ne biçim şeyler ya. Tamam önümde nimet var ama bunu yapan insan olamaz. Görüntüsü çok kötü. "
Mecburda olsam genede yemek zorundaydım yoksa dikkat çekerdim. Dikkat çekmek istemiyorum şuanlık.
Yüzümü buruşturmamak için büyük bir gayret göstererek o türlü yemeğinden bir parça alıp ağzıma götürdüm. Tadı sandığımın aksine çok güzeldi. Gözlerimi kocaman açarak bir kaşık daha aldım. Önceki dediğim şeyleri unutun ,bu hayatımda yediğim en güzel ikinci şeydi. Birinci şey ise çikolata. Onun önüne geçecek şey yoktur.
Hızlı hızlı yediğim Victoria'nın gözünden kaçmadı. Gülerek" Eee nasılmış tadını kötü bulduğun yemeğin güzel olması?"
" Neden daha önce demedin tatlarının müthiş olacağını. Efsane bir yemek. Bu yemeği yapanın ellerine sağlık. Önceden dediklerimi unut bu arada." dedim ağzımdaki yuttuktan sonra.
Yüzüme şaşkınlıkla baktı, sonra kendini tutamayarak koca bir kahkaha attı. Onu umursamadan önümdekileri bitirdim. Tek içecek kalmıştı. Onuda önce terettütle bir yudum alıp , sonrada tamamen bitirmiştim. Tadı vişne ve çilek karışımıydı.
Sonunda kahkahasını bitirdiğinde nefes almaya çalışıyordu. Kızgınca baktığımda susmaya çalışıyordu.
"Ay affet beni. Ama çok komik görünüyordun. "
"Ne zaman dersler başlayacak haberin var mı?"
O düşünürken bende etrafı incelemeye devam ettim. Herkes kendi halinde takılmaya devam ediyodu. Bugün geldiğimde yaşadığım şeyleri düşündüm. Ay ne yaşadın sanki Irene. Görende savaştan çıkmış sanar. Ay sanane iç ses belki ben düşünmek istiyorum.
İç sesimden cevap gelmedi. Aman gelmemesi daha iyi.
Victoria masadan kalkınca bende kalktım, peşinden giderken bir kız gördüm. Karşısında ki kızı eziyordu galiba. Bunu görünce kaşlarımı çattım, ne biçim bir anlayışları varsa kızı alevleriyle korkutmaya çalışıyordu.
"Victoria bu kız kim? Ve neden o karşısındaki kızı ezmeye çalışıyor?"
Bana döndüğünde gösterdiğim yere baktı önce sonra ise kolumu tutup oradan uzaklaştırmaya çalışırken konuştu.
"O Prenses Sasha Kendisi Gloria Prensesidir. Aman diyim ona bulaşma Irene kendi iyiliğin için. O kız görüp görebileceğin en tehlikeli kızdır. Yani Anastasia'dan sonra gelen."
Konuştuktan sonra kızı daha dikkatli inceledim. Buz mavisine yakın gözleri, beyaz teni ve kızıl saçları vardı. Üzerindeki siyah pantolon uzun bacaklarını sıkıca sarmıştı. Kazak olarak ise beyaz bir boğazlı kazak giymişti.
Hâlâ kızı korkuturken daha fazla izlemek istemedim. Hızla yanlarına giderken Victoria büyük ihtimalle şoka girdi. Bende bime girdim Irene. Sen geç dalganı.
Yanlarına vardığımda kızın önüne geçerek Sahsa'nın dikkatini çektim. Önce tek kası havaya kalktı, sonra alaylı bir ses tonuyla konuştu.
"Ne oldu koruman mı geldi Asteria? Zaten senin gibi birisini korumak isteyen de olmaz ama." derken arkadaşlarıyla gülüştüler.
"Evet canım seni cehenneme gönderecek kişi geldi." Tamam bunun demeseydim iyiydi. Ulan okuduğun kitaplardaki karakterler böylemi davranıyor ya, davranmıyor sen niye davranıyorsun.
"Hah, beni sen mi göndereceksin cehenneme? Güleyim'de boşa gitmesin."
Herkes etrafımıza toplanmaya başladı. Sanki sirk çekiyoruzda izlemeye geliyorlar. Bazıları, ya da daha doğrusu hepsi Sahsa'nın arkasında durmaya başladı. Bunları görünce bir tırsmadım değil ama dışarıya yansıtmadım.
"Evet güzel insan köylümüz kikon nasıl bir karşılama istersin? Ateş topuyla mı yoksa özel servis mi?" Bunları derken elini havaya kaldırıp avucunu açtı. Açtığı anda elinden kocaman bir ateş çıktı. Tam ben karşılık verecektim ki Victoria yanıma gelip elini omzuma koydu. Konuşmaya başladığında çok ciddiydi.
"Okul içinde güç gösterisi yapmak yasak bu arada Sasha. O yüzden vazgeçsen iyi olur."
"Hah, sen kim oluyorsun da bana engel oluyorsun? Senin gibilerin yeri her zaman hizmet etmektir."dedikten sonra elini hafif sallayınca elindeki ateş Victoria'nın üzerine doğru hareket etti. Bunu görünce elimi havaya kaldırıp avucunu Victoria'nın etrafına bir havadan bir kalkan oluşturdum. Tabi ki hava ateşi durdurmaz ama kimsenin anlamadığı tılsımla korudum onu.
Onu engellediğimi görünce kaşlarını çattı. Elini daha fazla havaya kaldırınca bu sefer ateş bana doğru hareket etti. Gözümü kırpmadan kafamı hafif eğince bana çarpmadan kendimi havadan bir hortumla korudum. Ateş hortumun içinde dönerek muhteşem bir gösteri çıkardı ortaya.
Herkes yaptığımla şaşırırken susmuşlardı. Çünkü bir insan köylü kikon bunları yapamaz. Sasha gururuna yedirememiş olacak ki elleriyle alkış çaldığında alevler etrafını sardı.
Etrafa baktığımda herkesin yüzünde korku vardı. Sasha daha da hırslanınca Yemekhane tamamen alevler içinde kaldı. Kendi etrafımda dönerek durumun ciddiyetini kavramaya çalıştım. Allevleri yok etsem benden şüphelenirlerdi, yok etmesem bizi pişmiş tavuğa döndürdü.
Ben bunları düşünürken kapılar ardında kadar açıldı. Hepimiz o tarafa döndüğünde Müdür Aloeus içeri girdi.