İçeriğe geç

Hafersy Diyarı

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Hafersy Diyarı

Bölüm 5

3. Bölüm

Yatakta dönüp dururken aklımda yemekhanedeki olay dönüyordu. Müdür içeri girdiği gibi Sahsa alevlerini yok etmişti. Müdürle beraber içeri giren diğer çocukta dikkatini dağıtmıştı. Onlar gittiği gibi Victoria beni kolumdan tuttuğu gibi o karmaşanın içinden odaya ışınladı.

İçeri girdiğimizde Victoria'nın hışımından kurtulmam biraz zaman almıştı. Geri yatağa uzandığında uyumaya çalışıyorum aralıksız bir saattir.

Uyuyamayacağıma kanaat getirip derin bir iç çekerek yataktan kalktım. Victoria'nın yatağına baktığım zaman uyuduğunu görmek aklıma bir fikir getirdi. Sinsice gülümseyip dolaba doğru ilerledim, kapaklarını açınca dizlerime kadar gelen deri topuklu bot, siyah kazak ve siyah deri dar bir pantolonla, bir pelerin çıkarıp giydim. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda derin bir nefes verdim bu anlattığım bir ya da 2 dakika gibi durabilir ama yarım saat sürdü neredeyse.

Merdivenleri sessizce inerken bir yandan da etrafa bakıyordum. Gecenin bir yarısı etrafta dolaşmayı kimse istemez. Merdivenlerden indiğimde bahçeye çıkmak için adımlarımı kapıya yönelttim.

Dışarı çıkmayı başarınca avlunun ortasında salak gibi dikildim. Ee ben çıkmayı başardım da ne yapacağım şimdi, tam vazgeçip geri dönecektim ki ileriden bir ses geldi.

Sesin geldiği yöne doğru gitmek doğru bir fikir olmaya bilir ama bu gitmeyeceğim gerçeğini değiştirmezdi.

Adımlarımı o yöne doğru yönelttim. Etrafı incelemeye de devam ediyordum, vardığımda hayatımda gördüğüm en güzel hayvanla karşılaştım.



Kar beyazı gibi kanatları, bembeyaz tüyleri vardı. Kanatların üzerinde yuvarlak taşa benzeyen şekiller vardı.

Onu gördüğümde yanına gidip gitmemekte kararsız kaldım. Tam yanına gidecekken zihnimde bir ses duydum.

Merhaba sevgili kraliçem.

Şaşkınlıkla etrafımda dönerek sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştığımda o hayvan yanıma doğru uçmaya başladı.

Hayvan mayvan ayıp oluyor ama Irene. Beni etrafta arama tam önündeyim sevgili ruh eşim.

"Ne yani bu ses senden mi geliyor? Ama bu imkansız?"dedim şokla.

Hadi ama bütün diyar'ın güçleri sende. Peşinde kötü bir kraliçe ve oğlu var ve sen hâlâ imkansız mı diyorsun?

"Tamam bu dediklerin doğru olabilir. Benim peşimde de olabilirler ama tam karşımda hayal gibi gelen bir hayvan olduğunu idrak etmek biraz zor geliyor canım."

Tamam bu dileklerim biraz hayal gücüne kaçıyor ama tamamen doğru. Şimdi seninle biraz konuşmam gerekecek. Yarın sizden ruh hayvanınızı karşınıza çıkarmanızı isteyecekler. O zaman geldiğinde beni yanına çağırman için içinden geldiği gibi davranamazsın. Aslında davranabilirsin ama senden şüphelenebilirler. Ki bu son isteyeceğin şey.

Dedikleri karşısına şok olmayı bırakmam lazım galiba. Tamam anlamında kafamı salladığımda uçarak koluma kondu tıpkı kelebek gibi.

π•'∆€$¢° ✓©|• ¶> >¶ *¶££✓©®

(Sana yanıma gelmeni emrediyorum)

Bunları demen yeterli. Dediğin zaman senin yanına geleceğim. Lütfen dikkatli ol Irene.

"Tamam" dedim gülümseyerek.

Tam devam etmek için ağzımı açmıştım ki bir anda parıldayarak toza dönüşüp bileğimdeki varlığını yeni fark ettiğim dövmeye süzüldü.

Kendime gelmek için bir silkelendim. Gerisin geri dönüp yürürken bir anda bir şeye çarptım. Çarpmanın şiddeti ile burnum sızlarken geriye doğru adımladım.

"Ah, burnum koptu" dedim acıyla.

"Önüne bakamıyor musun?" Dedi genizden gelen bir ses.

Burnumu tutarak kafamı kaldırdığımda gördüğüm kişiyle nutkum tutuldu.

Kendime gelmek için kafam iki yana salladım ama bu yakışıklılık karşısında kendine gelmek zor oluyor.

Kömür karası saçları ve gözleri insanı ona bakmaya zorluyordu. Saçlarının dalga dalga olması insana oynama isteği aşılıyordu.

"Ne o manzaran güzel galiba ha ne dersin?"

Hâlâ ona bakmaya devam ediyordum. Bir anda parmaklarını önümde şıklatmasıyla yerimde sıçradım.

"Ha ne, evet doğru" derken saçmaladığımın farkına varamadım. Ne ki daha sonra dediğim şeyi idrak ettiğimde gözlerimi kocaman açıp ona baktığımda yanaklarım utanç içinde yanıyordu. Hemen arkamı dönüp devam ettim.

"Yani manzaram güzel olabilir..

Ama kesinlikle manzaram güzel değil ama ben genede... Ah, bu ne kadar da zor ya. Birşeyi açıklamaya çalışmak,"derken geri ona döndüm ve konuşma devam ettim. "Yani tamam birisi bir şeyi açıklamaya çalışmak yerine doğruyu söylese ne kadar güzel olur değil mi?" dedim elimi hareket ettirip saçmalayarak.

Yüzüne baktığımda tek kaşını kaldırarak bana baktığında omuzlarımı silktim.

"Ne var ne diye öyle bakıyorsun?"

"Önünde birisi saçmalarsa sende bakmaz mısın?"dedi.

"Yioo niye bakayım" dedim. "Bu arada sen kimsin?"dedim sorarak.

"Benim kim olduğumu bilmiyor musun?" Diye sordu tek kaşı havada.

Bilmem mi gerekiyordu? Lan acaba önemli birisi olmasın acaba bu yakışıklı. Yüzümde nasıl bir ifade gördüyse şüpheyle bakmaya başladı.

"Gerçekten bilmiyorum seni ya"dedim korkuyla. Anasını bu çocuk prense ben bittim yeminle.

"Emin misin? Gerçekten bilmiyorsun yani?"

Kafamı salladım hızlıca 'evet' anlamında.

Yanıma doğru adımlamaya başlayınca korkudan kalp krizi geçirmeye az kalmıştım.

Tam dibime kadar gelip sadece nefes alacağım kadar yer bıraktığı için ona şükretmem gerek galiba.

"Şimdi gerçekten sen beni tanımıyorsun değil mi?"

Tanımıyorum abicim ne diye zorluyorsun.

"Tanımıyorum," dedim titreyerek. " O zaman sana iyi geceler ben gidiyorum", dedim ve arkamı dönüp yürümeye başlayacağım sırada kolumdan tuttu. Tam o sırada elektrik çarpmışa döndüm.

Başıma giren ağrıyla iki büklüm olup ona dönmeye çalıştım ama ağrı çok fazla olduğu için izin vermiyordu. Tek gördüğüm onunda iki büklüm olduğuydu.

Aklıma gelen anılarla gözlerimin dolduğunu hissettim. O acı, o keder nefes almamı zorlaştırıyordu.

GEÇMİŞ ZAMAN..

"Hadi ama güzelim. Bu böyle olmayacak,"dedi Oedon gülerek.

Ona kızgınca bakmaya çalıştım ama benimde gülmem uzun sürmemişti.

"Nasıl yapmayı planlıyorsun acaba? Sen ona göre yap bende öyle yaparım tamam mı?"dedim gülerek.

Bekle diyerek bir yere gittiğinde görüntü bulanıklaştı.

ŞİMDİKİ ZAMAN

Anılardan kurtulmam biraz uzun sürmüştü ama o süre bana bir ömür gibi gelmişti.

Dizlerim daha fazla beni taşıyamayınca dizlerimin üstüne çöktüm. Kafamı kaldırıp ona bakamıyordum. Ellerimi yüzüme kapatıp ağlamamaya çalıştım ama daha fazla dayanamadım. Sarsılarak ağlamaya başlamam uzun sürmemişti.

"Neden böyle oldu?"dedim kesik kesik.

Konuşmadan önce boğazını temizlediğini duydum. Sonunda kafamı kaldırmaya cesaret etmiştim. Ona baktığımda tekrar ağlama isteği doldu içim. Gözlerinin dolduğunu görünce içimde bir şeyler koptu sandım. Boynuna sarılmak için kollarımı uzatacağım sırada benden önce davranıp kendine çekti ve sanki küçük bir çocuğu sakinleştirmek ister gibi saçlarımı okşadı.

Yüzüne bakmak için ona döndüm ama izin vermeyip boynuma gömdü kafasını.

Kokusunu içime sadece benim oksijenim o olsun diye çektim. O kadar özledim ki onu. Kelimeler yetmezdi.

"Seni kaybettim sandım. Yok oldun sandım. Gözlerimin önünde kaybettim sandım seni Irene,"dedi boğuk sesiyle ağladığını fazlaca belli etmişti. "Bir daha asla ama asla seni benden almalarına izin vermiyorum. Ne yapacaksalar yapsınlar ama seni benden bir daha koparamazlar."

Kafasını tutup biraz uzaklaştırdım onu. Yüzü yaştan görünmüyordu neredeyse. Dudaklarımı yanaklarına, alnına ve dudağına bastırıp geri çekildim.

"Asla bizi geri ayıramazlar. Buna izin vermem. Tekrar aynı şeyi yaşamak zorunda değilim."

Kararlılıkla yüzüme baktığında aklına bir şey gelmiş gibi kaşlarını çattı.

"Harbiden sen beni tanımıyor muydun?"diye sordu.

"Cidden mi? Biz asırlar boyunca ayrıyız ve kavuşunca kurduğun ilk cümle bu mu Oedon?!" Dedim kızgınlıkla. Huylu huyundan vazgeçmez derlerdi de inanmazdım.

"Evet,"dedi cidiyetle.

"Ya sen nasıl bir şeysin ya. Sırf senin bana dokununca hatırlamamı istedikleri için sildiler ya hafızamızı hatırladın mı?" Dedim kaşlarımı çatarak.

"Bu nasıl bir cümle lan,"dedi kaşlarını daha da çatarak.

Oflayarak ayağa kalktım ve gitmek için arkamı döndüm.

"Ben gidiyorum sende o aklına de bir şeyleri yerine getirsin,"dedim ve okula gitmek için yürümeye başladım.

Arkamdan gelmemesi iyi olmuştu. Çünkü benimde bir şeyleri düşünmem lazımdı. Aklıma hâlâ o olaylar gelince delirecek gibi oluyordum. Odaya vardığımı anlamam biraz uzun sürdü çünkü düşüncelere fazla dalmıştım.

Kapının bir anda açılmasıyla yerimde sıçradım. Kafamı bile kaldırmaya fırsatım olmadan kolumdan tutulup içeri çekildim.

"Neredesin sen? Ne kadar korktum haberin var mı? Ya sen nasıl tek başına gecenin bir vakti dışarı çıkıyorsun?"

Victoria'nın yüzüne baktığımda özlemim daha ağır geldi ve konuşmasını önemsemeden boynuna sarıldım.

"Herşeyi hatırlıyorum. Seni hatırlatıyorum. Victoria ben.. neden ya neden. Neden böyle oldu?" Dedim ağlamamaya çalışarak.

Gözlerimin dolduğunu hissettiğim için kafamı boynuna gömdüm.

Kaskatı kesildiğini hissettim. Sonra kollarını etrafımda hissettim.

"Ne, nasıl?" Derken sesi kısıktı. "Hatırlıyorsun değil mi? Gerçekten.. Yalan söylemiyorsun?"

Geri çekilip yüzüne baktığımda kafamı iki yana salladım.

"Aşk olsun Victoria ben yalan mı söylüyorum sana," dedim üzüntüyle.

"Yani sen herşeyi biliyorsun," dedi yüzündeki gülümsemeyle.

"Evet, biliyorum. Herkesi ve özellikle senle Oedon'u çok özledim. Bunu bize yapan Anastasia'yı doğduğuna pişman edeceğim," dedim. Konuşurken başta mutluydum ama sonlara doğru kırgınlıkla doldu içim. Anastasia'nın bunu bana daha doğrusu bize yaptığına inanamıyordum.

"O zaman sen Sasha'yıda hatırlıyorsun. Ne kadar istemesem de hatırlıyorsun," dedi.

Sarılmayı bıraktığımız'da yatağıma uzanıp ona baktım. Ne kadar da kısa sürmüştü ağlamamız. Kafamı salladım evet anlamında. Onun beni karşılamasını hatırlayınca bir gülme geldi bana. Kahkaha atmaya başladığımda Victoria ne olduğunu anlamaya çalışır gibi yüzüme baktı.

"Ay, aklıma geldi Sasha'nın beni karşılaması ne kadar da komikti. Bak şimdi gene geldi gülme." Arada nefes alarak konuştuğum için sesim tuhaf çıktı ve tekrar gülmeye başladım.

Bir anda odada siyah dumanlar yükselmeye başladı. Kaşlarımı çatarak susmaya çalıştım. Dumanlar yok olduğunda karşımda Oedon'u gördüm.

"Bu kadar mutlu olmanın sebebi ney sevgilim?" Daha yeni yanındaydım ama sesini duyunca özlemim artıyordu. Ne dediğini anlayınca tekrar güldüm. İnsanların diyarında kala kala oradaki bir kızdan bana bulaştı bu gülme. Ay aklıma geldi de o kızıda özledim.

"Ay yeter herşeyi anlat artık. Bekleye bekleye çatlayacağım." Victoria'nın sesini duyunca yataktan doğruldum.

"Unuttun mu? Sabah yemekhanede yaptıklarını. Neymiş insan köylü burada olmazmış. Beni alevleriyle korkutmaya çalışıyordu be," dedim sinirle. Bu sinir bana hiç iyi gelmiyordu." Sana yaptıklarıda akıl alır gibi değil. Sende beni Aloeus içeri girdiğinde direkt odaya ışınladın. Bende uyuyamayacağıma kanaat getirip dışarı çıkayım dedim. O sırada da Oedon'la karşılaştım. Bak hafızamı kazanmama yardım etti."

Oedon'un yanıma doğru geldiğini görünce yatakta geriye kaydım. Yanıma uzandığında kolunu omzuma koydu ve yanına çekti. Kafamı boynuna koyup sinirden deliren arkadaşıma baktım.

"Bak hatırlattığın iyi oldu. Ya sen daha buraya yeni geldin başına bir şey gelse ne olacaktı?! Ne kadarda endişelendim biliyor musun?! Ya Anastasia gelseydi, ya da ne bileyim gerçek kikonlar gelseydi? Sen kendini neden her zaman tehlikeye atıyorsun?! Bu sefer de seni şikayet edeceğim kişi var,"dedikten sonra Oedon'a döndü." Sen de orada pişmiş kelle gibi sırıtma sevgilini uyar."

Oedon'a döndüğümde güldüğünü görünce dayanamadım ve dudağının tam dibine bir tane öpücük bıraktım.

Bana döndüğünde konuştu. "Bu öpücüğün anlamı neydi sevgilim?"

Omuz silktim. Tekrar öpeceğim sırada kafasını çevirdi ve öpücük dudağına geldi. Tam o sırada çıldırmış bir ses duyduk.

"Tanrım ben bunlara kızıyorum onlar burda öpüşüyorlar." Ellerini beline koymuş ve bize sinirle bakıyordu. Onun o yüz ifadesini görmek için her şeyimi verirdim o zaman.

"Aman be Vic sende bir dur olmuş bitmiş işte ne diye uzatıyorsun ki?" Oedon bu şekilde konuşmaya devam ederse Vic'in bizi öldürmesi an meselesiydi. Bir anda odada hava akımı dolaşıp kıkır kıkır gülme sesi getirdiğinde bozulan saçlarımı düzeltmek için elimi kaldırmıştım ki Oedon'un elini saçımda hissettim. Dağılan saçlarımı okşayarak düzeltti.

"Gerçekten kafayı yiyeceğim. Siz birbirinizi bu ayrı kaldığınız zaman özlemişsiniz belli. Ama artık uyku vakti. Hadi sende git Oedon."

"Tabii ki özledik birbirimizi bir daha asla bizi geri ayıramazlar. Buna izin vermem. Tekrar aynı şeyi yaşamak zorunda değilim. Vic bak ben gözümün önünde kaybettim sandım Irene'yi. Onların önünde kendimden bir parçayı kaybettim. Ve bu onları daha da zevke getirdi."

Oedon'un bunları anlatmasıyla gözlerimden bir yaş aktı. Derin bir nefes alarak kafamı boynuna gömüp konuştum. "Vic Oedon bu gece burada kalabilir mi? Ben yanlız uyumak istemiyorum biliyorum sen varsın ama Oedon'la uyumak istiyorum senin içinde sakıncası yoksa?" Derin bir nefes verdiğini duyunca biraz sustu. Tekrar konuştuğunda sesinde şefkat vardı.

"Bunu sorman hata bebeğim. Kalsın tabii ki. Senin içinde bir mahsuru yoksa Oedon?"

Konuşmaları bir sisin ardından duyuyordum sanki. O kadar yorgundum ki istesem de kalkamıyordum. Tek duyduğum Oedon'un " tamam benim bebeğim yanında kalmamı istiyorsa sıkıntı olmaz. Baksana uyumuş zaten. "

Vic'in ne dediğini duymadım uyukuya dalmıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.