Sabah pencereden süzülen güneş ışığının yüzüme vurmasıyla uyandım. Hemen kalkıp biraz oturduktan sonra banyoya girdim. İşim bittiğinde tekrar odama girip kıyafetlerimi giydim.
Telefonumu alıp mutfağa girdiğimde buzdolabına yöneldim. Kahvaltılık'ları masaya koyup, birkaç şey atıştırdım. Sıkıldığım da televizyon izlemek cazip gelince kumandayı aramaya başladım. Bulduğumda açıp bir kanalda durunca biraz izledim. Geri sıkıcı gelince kapatıp odama gitmek için merdivenleri çıkarken bir yandan da düşünüyordum.
Odaya varıp pijamalarımı değiştirmek için dolabın kapağını açınca karşımda Kıran belirdi.
"Kraliçem geçit açıldı hemen gitmeniz gerekiyor."
Kafamı onu geçiştirmek için salladığımda dediklerini geç anladım. Kafamı kaldırıp şokla baktım ona.
" Açıldı mı? Yıllardır beklediğim şey şimdi mi gerçekleşiyor yani?!" Dedim ve devam ettim. "Portal nerede bana hemen göster. Yıllardır aradığım Diyarım'a gitmeyi istiyorum. "
Kıran kafasını sallayıp minicik elini şıklatmasıyla odanın tam ortasında açılan portalı gördüm. ( MEDYA)
İçine girip girmekle kararsız kaldığımda Kıran'a baktım. O da bana baktığında omuzlarımı çaresizce silktim. Yıllardır aradığım Diyarım'a gitmeyi istiyorum ama korkuyorum. Ya orda istenmezsem.
Ben derin düşünceler içindeyken Kıran konuştu.
"Kraliçem korkmanızı gerektirecek bir şey yok ki. Sadece adım atın ve yeni evinizle tanışın"
Minnetle gülümseyip adımımı attım. Portal beni yakaladığı gibi içinde savrulmaya başladım aniden. Gözlerim korkudan açıldığında çığlık atmak için ağzımı açmaya çalıştım ama açamadım.
Yüzüme vuran güneşle uyandım. Kafamı kaldırıp etrafa baktığımda bir uçurumun kenarında olduğumu görmek gözlerimi fal taşı gibi açmamı sağladı. Portalın beni buraya getirmesini beklemiyordum. Hem o neydi Allah aşkına korkudan bayılmamı istiyorlarsa çok kolay başarıyorlardı.
Hemen kalkıp geriye gittim. Hareket etmem başımdaki ağrıyı güçlendirdi. Etrafıma baktığımda Bir sürü Sarayla karşılaştım. Ah galiba bu diğer Krallıklardı.
Size kendimi tanıtmadım galiba neyse. Ben Irene. Bebekken ailem tarafından Dünya'ya gönderildim ve kendi Krallığımı bulmak için çeşitli yollar denedim. Ama bir türlü başarılı olamadım. En son hatırladığım şey odamın ortasında bir portal bulmam ve içine çekilmedi. Umarım kendi topraklarımdayımdır.
Ayağa kalkıp aşağıya inmenin yolunu aradım. Havanın bana yardımı dokuna bilirdi. Havayı çağırıp beni aşağıya indirmesini istedim. Yavaşça aşağıya indiğimde kendimi bir kasaba da buldum. Bu kasaba büyük olasılıkla Aurora Akademisinin içinde olduğu kasabasıdır. Etraftaki telaşın ne olduğunu merak ettim. Birisine sormak için etrafımda döndüğümde bir muhafız dikkatimi çekti.
Yanına vardığımda hafifçe öksürdüm ki bana baksın. İsteğimi yerine getirerek bana döndüğünde kalabalığı işaret ederek " Neden insanlar telaş içindeler acaba?" Diyerek sordum.
"Hulminus Prensinin gelişi" diyerek kısa bir açıklama yaptı ve arkasını dönüp gitti. Kafam karıştı şimdi de. Ben bilsem sana sorar mıydım acaba diyerek sitem ettim.
Kafamı iki yana salladım ve etrafı gezmeye devam ettim. Burda bir akademi olacaktı ama neredeydi ya. Etrafta eski zamanlara ait evler vardı. Buranın mimarisi kimse zevkini sevdim. Kadınların üzerinde şu tarihi filimlerde olduğu gibi kabarık elbiseler vardı. Erkeklerse bildiğiniz dizilerden fırlamış gibi görünüyordu.
Bir tane dükkan bulup içeri girdim ve kıyafetlere baktım. En sonunda kikonlar gibi giyinmek istediğime kanaat getirip onların kıyafetlerinden aldım. Kabini arayıp bulamayınca bir görevliye sormak için etrafımda döndüm. En sonunda kasadaki kadına sorup yerini öğrendikten sonra kabinin içine girdim. Buraya gelirken pijamalarımla geldiğimden üstümdekileri yok etmem için damarlarımda ki ateşi elime aldım. Kıyafetlerin üstüne tutup yaktığımda dışarı çıktım.
Etrafa bakarak gittiğim için çarptığım kişiyi görmedim. Kafamı tutup kaldırdığımda yaşlı bir teyzeyle karşılaştım. Etrafa dökülen eşyaları topluyordu. Hemen eğilip yardım ettmeye başladığımda çabucak bitmişti.
"Özür dilerim hanımefendi. Dikkatsiz yürüyordum."
Kadın önemli değil anlamında kafasını salladı. Ve yanıma gelip fısıldadı.
"Burada o lenslerinizi asla gözünüzden çıkarmayın güzel Kraliçem. Etrafta bir sürü düşmanınız var. Krallığınızı bulmak ve halkınızı kurtarmak sizin elinizde. Size vereceğim kolyeyi asla boynunuzdan çıkarmayın ki düşmanlarınız gücünüzü hissetmesin" diyerek elime bir tane kolye tutuşturdu ve kalabalığın arasında kayboldu.
Yaşlı kadının sözlerinden sonra bir ürperti geldi üzerime. Gözlerimde' kilerin lens olduğunu nereden öğrendi o? Kafamı kendime gelmek için salladım. Elimi kaldırıp kolyeyi inceledim. Bir su damlası şeklinde olan kolye, içinde tüm güçlerimden bir parça taşıyordu. Hepsi bir yılan gibi kıvrılarak birbirine girip muhteşem bir görüntü oluşturuyordu ve geri açılıyordu.
Kolyeyi hemen boynuma takıp elbisenin altına koydum.
Biraz daha yürüdüğümde karşımda akademiyi gördüm.
Heyecanlı bi şekilde adımlarımı akademiye yönlendirdim, heyecandan yanlış bir harekette bulunmak istemiyordum.
İçeri girdiğimde bahçedeki tüm bakışların üzerime çevrildiğini hissettim. Bu diyarda benim gibi olanlar daha önce olmadığı için hâliyle insanlar şaşırıyordu.
Kimse beni tanımasın diye kendimi sıradan bir kikon olarak göstermiştim. Üzerimde köylü kıyafetleri, saçımın bir bezle bağlı olması diğerlerinin neden burada bir kikonlardan birisinin olmasını hâliyle merak ediyordu. Çünkü kendi köylüleri rengârenk olduğu için bir kikon olması şaşırtıyordu onları.
Kimseyi takmayarak müdürün odasına gitmek için merdivenleri tırmandım.
Bu okul iki katlı olmakla birlikte, kocaman Bir bahçesi ki bu bahçe Nosterm öğrencileri için büyük bir avantaj sağlıyordu. Okulun arka tarafında ise Gloria ve Glorya öğrencileri için de büyük bir avantaj sağlıyordu. Çünkü hem ateş hemde su sağlayan bir sistemleri var.
Müdürün odasına geldiğimde kapıyı çaldım 'gir' dediğinde içeri girdim.
Müdür Aloeus masasından bana döndüğünde kaşlarını kaldırdı.
"Sen Kikon'ların sahil kasabasından geliyorsun değil mi? Gel ders programın bu. İlk gün geç kalmaman lazım yoksa Profesör Lonkford asla almaz ilk derse. Zaten en önemli derste o," diyerek bana bir kağıt vermiş ve uzun uzun açıklama yapmıştı. Geri odamın olduğu katı da söyleyerek beni resmen odadan kovmuştu.
Kendime gelerek odamın olduğu kata gelmiştim. Acaba kiminle oda arkadaşıydım? Kapıyı açarak içeri girdim.
Oda da iki tane karşılıklı yatak olmakla birlikte yatakların yanında bir masa ve gardrop vardı. Sol taraftaki yatak siyahtı ve her kimse yatağın sahibi siyahı tercih ediyordu.
Odanın ortasında dikilmekten vazgeçerek sağ taraftaki yatağa doğru yürüdüm. Önceden geleceğimden haberleri olduğu için kıyafetlerim çoktan dolabın önündeydi. Oda arkadaşım gelene kadar bende onları dizmekle uğraşırım.
Kıyafetleri yerleştirdikten sonra ders kitaplarını inceledim. Eğer burda kalacaksam biraz öğrenmek hiç kötü bir fikir değildi.
İlk olarak Büyü ve Sihir Tarihinden başlamıştım.
Bilinen tarihin en başından beri insanlık kendi içinde iki toplumsal sınıfa ayrılmıştı. Büyü yapabilenler ve yapamayanlar.... Efsanelerde büyücülerin güçlerinin binlerce yıl önce nesilleri tükenen Memnordiler'den geldiği anlatılır. Bunun kesinliği bilinmese de kesin bilinen bir şey varsa o da bu iki sınıfın uyum içerisinde yaşaması bir noktadan sonra imkânsız hâle geldiğiydi.
Bu tarih dikkatimi çekmişti. Memnordiler neydi acaba? Dikkatimi vererek okuduğum için kapının açıldığını duymadım. Kafamı kapıya doğru çevirdiğimde oda arkadaşımı sonunda gördüm. Simsiyah saçları beline kadar geliyordu. Masmavi gözleri, beyaz teni vardı. Benden biraz kısaydı. Ki ben boyumun kaç olduğunu hatırlamıyordum. Onu incelediğim gibi o da beni inceliyordu.
"Merhaba" dedim o konuşmadan.
"Merhaba sen yeni öğrenci olmalısın. Ben Victoria Beckham. Senin danışmanınım birazdan okulu gezeriz istersen."
Tamam bir anda bu kadar yakın olmayı beklemiyordum.
"Tamam. Ben Irene. Danışmandan kastın ne onu anlamadım ama okulu biraz gezdim de senle genede gezeriz" dedim gülümseyerek.
Konuşmam bittiğinde önümde direkt olarak diz kırıp eğildi. Neden böyle yaptığını anlamasamda Kraliçe olduğum aklıma gelince direkt ayağa kalktım. Ya benim kraliçe olduğumu biliyorsa o zaman ne yapardım.
"Victoria ne yapıyorsun ayağa kalk"dedim kolundan tutup endişeyle yüzüne baktım.
"Kraliçem sizi tanımamazlığımı lütfen heyecanıma verin. Ben Hesperidler'denim sizi almak için gelecektim ama Müdür Aloeus beni görevlendirince kimse anlamasın diye mecburen gelmek zorunda kaldım. Birde sizi korumakla görevliyim."
"Ne yani beni buraya sen mi getirdin?"dedim sorarak. Neden beni getirsin ki? Birde ona güvenmemem lazımdı. Kim olduğunu bilmiyordum.
Bir anda anlına vurduğunda yerimden sıçradım.
" Ah salak ben. Kraliçem lütfen oturun. Size her şeyi anlatacağım. Ama ilk önce bana güvenmeniz istiyorum. Biliyorum beni tanımıyorsunuz ama güvenmeli
siniz" dedi yüzüme bakarak. Kafamı salladığımda yatağına geçerek benide yanına çağırdı. Sonunda gerçekleri öğrenecektim.
***** Memnordiler: Efsanevi Melpomene'nin cesedinin yandığı ateşten doğan efsanevi kuşlar.