Sonunda. Burda geçirdiği haftaların sonunda Meryem, neden buraya getirildiğini hatırlayan, onunla "sadede" gelen biriyle konuşacağına sevindi. Hala içinde bir yerde bir tür tereddüt ve olanlarda bir bit yeniği arıyordu. Sibilya'nın gözlerine tekrar baktı. Onu bir hayvana benzetecek olsaydı... Kurnaz bir tilki gibi baktığını düşündü, üzerinde turuncu kumaşın da onu böyle düşünmeye ittiği bariz. Sibilya bu kısa duraklamadan sonra devam edince söze, Meryem irkildi.
Sibilya: Bildiğin üzere, aslında komutanlarımız, kralın kendisi, ben bile belirli dillere hakimiz, aksi garip düşerdi. Fakat saraydaki kuşlarım bana, özellikle burda geçirdiğin günlerden sonra, senin bildiğin dil sayısının fazlalığı ve çevirilerindeki hızı tam onaylayınca tamam dedim.
Hahh bak seninle ilgili planlarımız şöyle, önce o çok ciddi diplomatik, saray, savaş görüşmelerden ziyade seni, davetlere yanımda eşlikçi, çevirmen olarak götürücem bakalım birden fazla yabancı lordlar, leydilerin olduğu yerlerde çeviri kabiliyetlerini nasıl sergiliyorsun... Oradaki duruma bağlı olarak yükselirsin ya da... Ya dası yok yapmak zorundasın biliyorsun!! Başarının devamlılığı, seni, bizim en donanımlı adamlarımızdan yapar... Hm, teknik olarak..!
Sibilya bu sözlerden sonra ellerini iki yana sırıtarak açtı ve dizlerine elleriyle geri vurup kendini biraz geriye yasladı. O öyle sırıtırken, Meryem olduğu yerde kalakalmıştı. Söylenenleri sindirirken bir yandan Sibilya'nın bakışları altında bir tür baskı hissediyordu. Bir şey deme ihtiyacı duyduran türden bir baskı.
Meryem (içinden): Kime karşı size çalışıcam? Kendi... Kardeşlerime?
Meryem içinden büyük bir öfkenin, korkuyla birlikte yükseldiğini hissediyordu. Hayır, hayır, Meryem kesinlikle bunu yapamazdı. Ailesini, arkadaşlarını, insanlarını zincire vuran, katleden, köleden aşağı gören kişilerin hayrına mı çalıştıralacaktı. Hem de en üstteki adama bizzat... Bu Meryem'in kendine ait bildiği tüm değerlerine ihanetten başka bir şey değildi. Her gece uyumadan önce aklına düşen onu korkudan ve acıdan felç eden, ailesinin son görüntüleri, babasının annesine siper oluşu, annesinin haçlının üzerine koşuşu ve... Uyuyana kadar sürekli bu an gözünün önünde tekrar ediyor, uyuduktan sonra ise kabuslarında daha da korkunç bir hâl alıyordu. Şimdi bu kadın karşısına geçmiş ona resmen "Aileni ve her şeyini elinden aldık, onları gözünün önünde öldürdük ama seni öldürmedik merhametimizin karşılığı olarak bize hizmet et." diyordu. Başka bir anlama geliyor muydu? Hayır.
Sibilya: Oldukça şanslısı-
Meryem: Bunu niye, ne uğruna yapayım? Ailemi katletmenize teşekkür maksadıyla mı örneğin?
Öz güveni yerine gelince kafasını kaldırıp kadının gözlerinin içine bakma cüretinde bulundu, saf öfkeyle. Baktığında, Sibilya da ona bakıyordu ama artık gülmüyordu, az evvel ki eğlenen halinden eser yoktu. Yine de üzülüyormuş gibi de bakmıyordu, ne düşündüğü, hissettiği yüzünden okunanlardan değildi belli ki. "Kurnaz! Sinsi Tilki!" diye içinden geçirdi Meryem. Meryem onun aksine duyguları uçta yaşardı. Öfkeliyse bunu gizleyemez ağzını açmasa yüzünden öfkesinin çığlıklarını duyabilirmişsin gibi bir yüz ifadesi takınır elinde olmadan.
Sibilya: Mantıklı düşünememeni anlıyorum... Zor bir durumdan geçiyorsun...
Meryem: Keşke öyle olsaydı, leydim. Ha eğer böyle hissetmek beni mantıksız yapıyorsa, halimden epey mutluyum öyleyse.
Sessizlik...
Meryem yaptığının yanlış olup olmamasını umursamıyordu. Ayrıca yanlış olduğunu da düşünmüyordu. O nerede olursa olsun kendi inancını, ailesini, değer verdiği her şeyi ne pahasına olursa olsun savunucaktı. Bundan pek âlâ memnundu. Korkusuz değildi, şuan tir tir titriyordu fakat bu bir insanı asıl cesur yapan şeydir. Böyle bir anda, her an canına kıyılabilecek insanların içindeyken korkmamak, cesaret değil aptallıktır fakat böyle bir anda bile korkudan kalbinin atışları tüm odada yankılanırken dahi sen korkusuz takildi yapabiliyorsan, işte bu da cesarettir.
Sibilya: Anlıyorum... Hayır, hayır anlamıyorum doğrusu... Aileni gözünün önünde öldürülmesi, sevdiklerinle bilmediğin topraklara getirilmek ve sonra onlarla da ayrı kalmak... Ben elbette bunun yükünü anlayamam... Trajedi...
"Dur bir saniye o nerden biliyor bunları, ailemi ve diğer başıma gelenleri? Komutan Raymond bile sadece o köle alım yerine kadar biliyordu beni!"
Meryem:Bana acımanıza lüzum yok! Siz nereden biliyorsunuz bu kadarını hem?
Meryem iradesi dışında ses yükseltilmesine karşı kafasını aşağı indirdi. Aynı bir köle gibi. Ne ara bu kadar korkar oldu? Hep mi bu kadar korkaktı? Gözleri dolmaya başladı yavaş yavaş, konuşmak istiyor, bağırmak istiyor, hesap sormak istiyor ama aynı zamanda aptallık edemiyordu, mantığı duygularını sertçe bastırıyordu. Beynindeki bu kargaşayı ne kadar bastırabiliceklerdi?
Meryem (fısıldayarak): Ben bunu yapamam...
O sırada Sibilya çoktan Meryem'in dibinde belirmişti, Meryem irkilip geri çekilmek istedi. Sibilya onu tuttu, kolundan. Meryem, kadına baktı. Sibilya yine o yoğun bakışlarıyla bakıyordu.
Sibilya: Çok insan tanıdım. Senin gibilerden, senin kültüründen. Buradakiler aksini iddia etsede ben gördüm. Haha... Merakımdan dolayı kardeşim bazen bana kızsa bile... İnsanlarınız ziyaretlerimde, beni sanki ailelerindenmişim gibi karşıladı. O kadar şaşırdım ki, Meryem! Misafirlere karşı komik derecede ilgililer. Yoksulluk içinde yaşıyorlarsa bile, kendi tabaklarını benim önüme koydular. O gün benim gibi birini doyurmak adına, aç kalmayı tercih eden kadını asla unutmam. Hahh... Ben bu savaşa başından sonuna kadar karşıyım, nefret ediyorum böyle olmamasından...
Ailenin nasıl insanlar olduğunu, sana bakarak az çok tahmin edebiliyorum... Öfkeni ve yasını görüyorum... Kendini tutmak zorunda değilsin. Senden özür dileyemem ama... Ya da seni bırakıp "özgür" bırakamam... Hem nereye gideceksin, Meryem? Artık gidebileceğin bir ev, aile, dost var mı sanıyorsun ki?..
Meryem onun gözünün önünde ağlayacak kadar zayıf olduğuna inanmak istemiyordu. Kaşlarını çattıkça çattı, ama gözleri o kadar yaşla doluydu ki etraftaki mum ışıkları gözlerini kızılımsı parlatıyordu. Sibilya da bunu fark etti ve onun gözlerinin içine baktı. Meryem onun için alışılmadık bir yüze sahip olsa da oldukça güzel bir kız olduğu için Sibilya, bu sıradışı kızın hüznüne, birkaç dakikalığına da olsa ortak oldu. Onu omuzlarından tuttu ve kendine çekti. Meryem başını Sibilyanın omuz içine koydu ve bir saniye geçmeden, gözlerinde esir ettiği göz yaşları küçük "pıt" sesleriyle döküldü..
.
Dakikalar geçtikten sonra kapının çalınması atmosferi deldi geçti. Meryem hemen Sibilya'nın omuzlarından çekildi, bunu yaparken burnunu sesli bir şekilde çekti. Gözleri de kızarmıştı. Sibilya Meryem'e bakarak içeri girişe izin verdi. Akşam yemeğinin haberi verildi, hazırmış. Kralın ablası, elbetteki o onunla yiyecekti. Meryem haberi veren hizmetli gittikten hemen sonra, bu anı fırsat bilip, izin isteyip, selam vererek kapıya uçuverdi. Tam çıkacakken arkada Sibilya son kez konuştu.
Meryem: Buradan çıkış olmadığının sen de farkındaysan... Artık belki de kabullenme zamanıdır. Çünkü sen kabullenmesen de kabullensen de sana bu işi yaptıracağız. Kendini hazırla, yapılacak davetlerde sen de çağırılacaksın.
Meryem sözlerini dinledi ama arkasına dönüp ona bakmadı. Odasına geri dönmeye koyuldu. Önü bulanıktı, gözleri yaşlı olduğunda iyi göremiyordu. Kendini düşürdüğü durumdan nefret ederek hızlandı. Bir yerden sonra bir koridor dönüşünde, sinirle gözünü kapadı, yaşları iyice gözünden temizlemek için.
Çat!***
Meryem, koridoru dönen kürklü bir adama tosladı. Neyseki düşündüğü kadar canı yanmadı. Biraz yanıyordu gerçi, burnunun direğini sızlattı.
Bıkkın bir nefes verme sesi ardından, kendine güvenen tok, kalın, gür bir ses konuştu
Raymond: Hahh... Bu ikinci oluyor, Sarazen.

