İçeriğe geç

Haçın Gölgesinde Hilal

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Haçın Gölgesinde Hilal

Bölüm 9

Her Konuşmamız Kavgaya Mı Dönüşecek Hep?

Meryem burnunu ovalayıp çarptığı adama kısık gözlerle baktı, Komutan Raymond, zırhı her zamanki gibi üzerinde, kızın yürürken şıngırtıyı duymaması şaşırtıcı.

Meryem (içinden): Hay şansıma be!
Meryem: Af ola, benim hatam. İzninizle.

Bunu söyler söylemez, Meryem, adamın etrafından geçip gitmeye çalıştı. Kız sağa geçince adam önüne geçiyor, sola geçince yine önünü bloke etti ama bilerek değil. Meryem bu engellemeyi anlamayarak, yoldan gözünü ayırıp adama sinirle karışık anlam veremeyen bir bakış atıverdi. Adam da anlamaya çalışarak, bir kaşını kaldırmış, onun gözlerinin içine bakıyordu.

Meryem bir anda şuanda bulundukları koridordaki tek odanın, ileride, kızın kendi odası olduğunu fark etti. İlerisi çıkmaza giriyordu. Eğer öyleyse, Raymond burada ne arıyordu? Onun odasına girmiş olamazdı değil mi? Girmemiştir demek zor. Ne dönüyor burada, izinsiz odasına girilmesi kabul edilemez. Meryem'in aklından bimbir türlü şey geçmeye başladı. Atışmalarıyls ilgili miydi acaba? Belki de ssdece bir iş için onu bulması lazımdı, Meryem, hemen celallenmemeyi tercih ederek konuştu.

Meryem: Bir şey mi lazımdı, efendim?
Raymond: Hayır...

Bunu söylerken göz teması kurmaktan kaçınır gibi başka yöne bakarak konuşuyordu. Meryem bu tavrı çok daha şüpheli buldu ve kaşlarını ona bakarak çattı.

Meryem: Öyleyse, benim odamın bulunduğu koridorda ne aradığınızı bana söylersiniz herhalde komutan.

Raymond gözlerini kızın gözlerine belli olmayan bir şaşkınlık ibaresiyle çevirdi, anlaşılan "onun" gibi birinden hesap sorma, sorgulama tarzında bir şey beklemiyordu fakat bir yandan şuanki durumdan ötürü azarlayacak bir konumda değildi. Beklenmedik bir şekilde sesi normale göre çok daha sakindi. Göz devirerek bıkmış havası vermeye çalışarak konuştu:

Raymond: Hahh, odana girip girmediğimi mi merak ediyorsun? Girmedim elbette. Sence böyle bir şey gerekse bile kendim bizzat gelip mi odana girerim? Bir hizmetli, temizlikçi gönderip odanı kurcalatmak yerine? Yine kendini Dünya'nın en önemli kızı mı sandın?

Son sözü söylerken ağzının kenarıyla güldü. Sesi sakindi, sinirli gibi değildi... Sanırım. Yine de Meryem bir an affalladı çünkü ne sanmıştı ki? Gerçekten, komutan, odasına neden girsin? Girip gizli bir iş çevirecekse bile koskoca komutan kendi girmezdi gerçekten... Kız yanlış anlaşılmayı düzeltmek istedi.

Meryem: Afedersiniz, tabii öyle sanmadım elbette. Sadece burda başka oda olmadığı için... Aklım karışık bugün sanırım...

Raymond'un yüzünü aşağılayıcı bir sırıtış kapladı. Nefes verirken ellerini saçlarının arasından geçirdi. Sonra kıza geri dönüp konuştu.

Raymond: Senin odanın yerinden haberim olduğunu düşünmen yeterince komik. Tüm koridorlar böyle güzel manzaralı, yalnız kalmak için buradaki koridordan aşağıyı izliyordum. Burası sessiz sakindir lakin... Kendini fazla önemli sandığını hissediyorum, bunu bırak. Şans eseri ayağımın dibine düştüğün için buradasın. Eğer uygun görmezsem de başkasına satılırsın.

Meryem kaşlarının altından öyle sert bakıyordu ki. Adam onun yanında devasa dursa bile bu bakışlarıyla onu ezebilirmiş gibi. Raymond kafası dik şekilde onun bakışlarını yakaladı.

Raymond: Bana öyle bakma. Nefretin beni etkilemez, sarazen. Savaşta canını aldığım her bir askerin gözünde de bu bakış vardı. Yıllardır maruz kaldığım bakış zaten bu.

Meryem bu sözler üzerine bakışını yumuşatmadı tabi. Dişlerinin arasından konuştu.

Meryem: Zavallı, komutanım. Nefretten başka bir şey görmemiş... Gözlerim dolacak...
Raymond (içinden): Komutanım...

Meryem bu sözü söylediğinde gözüne batan güneşin ışığı vurmuştu. Raymond onun gözlerine dikkatlice bir bakış atarken, kızın kırmızı gözlerini gördü. Adam mı onu ağlattı? Hayır, hayır. Bu sefer onla ilgili değildi? Hizmetliler, gardiyanlar? Kim ağlattı onu? Neden sürekli ağlıyor bu genç sarazen? Elinde olmadan, refleksif olarak bir adım öne attı. Kız onun adımını görür görmez iki adım geri atınca adam duraksadı ve

Raymond: Sen... Bu kadar safsata yeter. Yetişmem gereken bir yemek var.

Kızın kenarından geçti. Meryem sadece kafasını hafifçe çevirerek, umursamazca bir bakış attı. Seslendi:

Meryem: İyi akşamlar ve afiyet olsun, Komutan Kont Raymond!!

Adam yürürken arkası dönük şekilde duraksadı. "Kont" demek onun kim olduğunu, krallıkta ne kadar önemli biri olduğunu biliyor. Yine de o cesur bakışlarını atıp adama sesini yükseltebiliyor. Adam yere bakıp sırıttı. Duraksamanın ardından hiç bir şey söylemeden aynen devam etti.

Meryem ise onun gidişini baygın, soluk bakışlarıyla hiç bir duygu hissetmeden seyrettikten sonra göz devirerek odasına yol aldı.

Odasına girdikten sonra üzerini değiştirip geceleğini giydi. Sonunda biraz yalnızlık. Kitabını alıp yatağa geçmişti ki, aklına kütüphaneye uzun zamandır uğramadığı geldi. Şuan herkes yemek yiyorsa kimse şuan etrafta yoktur diye düşündü, Meryem. O halde üzerindeki gecelikle çıkmasında da sorun yoktur zaten, uygunsuz bir görünümü de yok.

Meryem yatağın kenarındaki masaların, çekmecelerinden birini açtı. Şallarını katlayıp koyduğu çekmecelerdi bunlar. Fakat beklenmedik bir şekilde tüm o düzgünce katlanmış, dizayn edilmiş şalların üstünde bir ne görsün? Meryem'in "o" şalı. Geldiği günden beri kafasından çıkaramadığı o tül... Ne arıyor burda? Meryem eline aldı, kokladı ve kokusu oldukça temizdi, sanki hiç yerlere düşüp kaybolmamış gibi. Meryem kalkıp yatağa oturdu, şala baktı.

Meryem: Nerden geldin sen buraya, her yerde seni aradım!

Meryem tam gülümsüyordu ki az önce koridorda karşılaştığı komutan aklına geldi. Meryem oturduğu yataktan hemen kalkıp gözlerini fal taşı gibi açarak donakaldı.

Meryem: Allahım, yok artık! O mu getirdi acaba? Başka nasıl gelecek?
...
Yok, yok! O olamaz, o nerden bulucakta, benim olduğunu bilecekte bana getirecekte...

Meryem tekrar hızla şala baktı, kendinden uzak tutarak baktı bu sefer. Eşrabı sorguya çekermiş gibi gözlerini kısıp bir bakış attı.

Meryem: Kim getirdi seni bana geri? O mu cidden?..

Meryem bıkmış gibi kafasını geri attı. Mahçup hissediyordu. Yine de komutanın getirmiş olması ne kadar bu karşılaşmalarından dolayı mantıklı geliyor gibi olsa da hiç mantıklı değildi onun için. Çünkü bulduysa bile niye kendi getirsin, değil mi? Adama sormalı mıydı? Yok, asla! Hele o bırakmadıysa yine dolu dolu laflar sokardı, kızı sinirlendirirdi. Mümkün olduğunca komutandan uzak durmalıydı kız. O bıraktıysa bile ki zor bir ihtimal, yine de ondan uzak duracaktı.

Meryem: Üfff be! Üf, üf! Yarın Rudabe gelince ona sorarım madem! Kafamı artık yormayacağım... Hem bu güzel şalda burada artık. Takarım doya doya...

Meryem, hemen onu güzelce katlayıp yerine koydu. Sonra ordan başka bir tane alıp, şöyle çok hızlıca doladı kafasına, üzerine de bir kumaş geçirdi, ne olur ne olmaz diye... Kitabı da daha bitmemişti oysa... Bitirseydi bırakmak için geri kütüphaneye kendiyle birlikte şimdi götürürdü ama madem bitirmedi, o zaman şimdi yanıma almasına gerek yok düşünerek, kitabı yatağın altına geri koydu. Kimseler görmesin.

Kapıyı sessizce açtı. Ay yavaştan kendini göstermiş bile, hava da kararmış çoktan... Koridor dönüşlerinde kız, kafasını yavaşca çıkarıp bakıyordu biri var mı diye. Neyse ki kütüphane onun odasına biraz yakındı. Bu çileli ve utanç verici hareketleri uzun süre devam ettirmedi.

Kapısını sessizce açarak yavaşca içeri girecekti ki...

Bölüm sonu

6 yorum