İçeriğe geç

Haçın Gölgesinde Hilal

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Haçın Gölgesinde Hilal

Bölüm 4

Gizemli Yabancı

Meryem kütüphanenin yolunu tutarken bile kitapları düşünürken hele ki burası kraliyet sarayı olduğundan kim bilir ne tür zengin kitaplar vardır... Kütüphaneye yavaşca giriyor. İçeri de kimse yok. Aslında şaşırılıcak bir durum değil burada kimsenin okumaya zaman ayıracak vakti yok ya da zenginlikten dolayı bilgiye muhtaç hissetmiyorlar. Hani zenginler ya zaten en iyisi, en kültürlüsü onlar değil mi, kitaplara ne gerek var? Meryem bunları düşünürken bir yandan da kütüphanenin büyüklüğüne dikkat ediyor, içerisi uzun raflar ve her rafı doldurup taşıran kitaplarla dolu. Madem kimse günün en kalabalık saatinde bile gelmiyor, o zaman neden? Meryem bunu kraliyetin açgözlülüğüne ve gösteriş merakına yordu. Çok düşünmeye gerek yok. Babasının sürekli övgülere boğduğu bir islam şiir kitabı vardı içinde akla gelecek tüm şairlerin, ozanların eserleri içindeymiş, tabi adam kendi de bu kitabı daha önce okumamış. Yine de müslümanlar arasında bu tarz, edebi, şarine şeyler her zaman popüler olmuştur. Batının dogmatik inançlarına göre onlar sanatta ve dahası bu konuda çok ilerdeydiler. Fakat bu kitap oldukça sınırlı ve oldukça kişilerde bulunurmuş o yüzden, babası ne kadar övse de Meryem, o kitabı bulup okuma şansı olmamıştı hiç...

Meryem parmaklarını kitaplarda zarifçe gezdirirken birden duruyor. Aslında aradığı kitap bu değil, aradığı kitap, o toplu şiir kitabıydı fakat kitap isimlerinin tanıdıklığı, onun duraklamasına sebep oluyor. Kendi dinî kültürünün kitaplarının olduğu yerde parmaklarını durdurup bir kitap seçiyor.

Meryem: Bak sen şu işe... Hâfız Şîrazi şiirlerinin derleme kitabı... Bakalım...

Meryem kitabı açtı ve bir şiirini seçip okumak istedi gurbet ve memleket özlemi hakkında bir şiire denk geldi bu onu duygulandırdı. Çok sesli olmadan yumuşak ve kısık bir tonda okudu:

Meryem: Ey sabâ nüzhetgeh-i rinde-i Şîrâzem bigû...

Bir ses Meryem'in okuduğu şiiri ezbere devam ettirdi. Meryem şaşkınlıkla ağzından nefes verdi ve dona kaldı. Tok ama zarif çok hoş bir erkek sesiydi.

Ses: Tâbe-key gurbet keşem der hıdmet-i Yezdem bigû.
Dilem ez gurbet u tenhâyî be-tang âmed yârân,
Hâk-i pâk-i vatanem vatan-ı canem bigû.

Meryem'in bu ses ve şiirin okunuş şekline karşı gözleri kapanmıştı. Gözlerini şiir bitince açtı. Şaşkınlık taa o zaman geldi nedense şiir okunurken bu kişinin kim olduğunu sorgulamamıştı. Ne diyeceğini bilmiyordu.

Meryem:Af buyrun lakin...Kimsiniz?
Ses: Şiirleri sever misiniz?

Ses Meryem'in olduğu kitaplığın karşı tarafından geliyor. Kız sesin sahibini rafın arasından göremiyordu, silüeti karanlıktı. Ani bir hareketle görmeye çalışmaya da çalışmıyordu. Kitapların arasından karşıya doğru gözünü kısarak bakıyordu ama gölgede kalıyordu. Meryem sesin sahibini görmek için çabalamaktan vazgeçti. Görse ne yapacaktı?

Meryem: Burda tekim sanıyordum. Siz kütüphane görevlisi- falan mısınız? Arşivci..?

Cevap gelmedi ama bir yürüme sesi geldi, Meryem bir an tetiğe geçti, bir anlık ürperti fakat geçti. Kızın önünde duran kitaplardan biri önünden karşıya çekildi, yabancı o kitabı aldı. Meryem kitabın rafta yarattığı boşluktan kişiyi görmeye çalışıyordu.

Ses: Bazen bir yerlere ulaşacakken bir şeyler sürekli engel olur, meraklısındır fazlasını öğrenme arzusuyla dolusundur, bizzat gidip görmek istiyorsundur ama müyesser olmuyordur...
Öyle olunca açıp seyehatnameleri okurum. Görmek isteyip gidemediğim yerler ayağıma gelmişcesine...

Meryem küçüklüğünden beri babası aracılığyla belli başlı yerlerde seyehat ediyordu fakat her zaman bu konuda aç gözlü olmuştu. Daha batıyı ve daha doğuyu görmek istemeye başladı. Her gittiği yer ona dar gelerek daha da ileriye gitmeyi söylediğinde daha 13 yaşında mıydı ne? Böyle hissettiği için babası ona "Kitâb ilâ Sâhibi'r-Rass" isimli bir seyehatname vermişti. Kız onu okuyunca gece rüyalarına girmişti bahsedilen yerler. Gidip görmekten bile iyiydi onun için.

Meryem: Ben de... Ben de tam olarak öyle yaparım. Sadece ayağıma gelmiyorlar rüyalarıma da geliyolar.

Meryem şaka yapmasada karşıdan çok zarif, melodi gibi kısa bir gülüş geldi.

Ses: Derûnunuza nidâ eden neredir?

Meryem kısa süre düşünüp cevap verdi.

Meryem: Sanırım...-

Meryem konuşmaya devam etti, sorular soruldu cevaplar verildi, zaman su gibi akıp geçti... Meryem'in hep okuduğu ama kimsenin okumadığı, hep onu heyecanlandırıp insanlara anlattığı konuları bu sefer biri ona anlatıyordu. İlk defa bilen ve anlatan taraf o değildi, şimdi karşısındaki kişi ondan çok biliyordu. Kötü bir şey gibi geliyor olabilir kulağa ama kız, kendi dengiyle konuştuğu için ve fikirlerini sonunda paylaşabildiği için kendini çoktan kaptırmıştı...

Meryem:...Hahahahh! Daha zıvanadan çıkamazmış ya!

Yazarların eserleriyle dalga bile geçiyorlardı aynı böyle, sonra bir sessizlik oldu... Meryem bir anda, anın farkındalığına ayıktı. Suratı ciddileşti. Konuşuyordu, konuşuyordu da kimle yahu?

...

O arada kitaplıktan bir kitap Meryem'e doğru ittirildi. Tam kitap düşücekken Meryem kitabı tuttu, amma ağır bir şeydi. Meryem kitaba bakıp sayfaları iki-üç karıştırınca fark etti ki bu oydu, buraya gelince gözlerinin aradığı, babasının öve öve bitremediği o kitaptı. Toplu İslam şiir derlemelerinin bulunduğu epey kalınca bir kitap. Meryem gözlerini kırpıştırdı, kitabı elinde bir ileri bir geri yaparak, uzaktan da yakından da bakıverdi. Bu nasıl olabilir, bu adam..? Rüya görüyor olabilir miydi kız acaba, aklına bu ihtimal geldi. Rafların arasından biraz kafasını eğip tekrar bakmaya çalıştı, tam gölgede kalıyordu yine bir şey görünmüyordu karanlık silüeti dışında, yabancının. Meryem kafasını tekrar kitaba çevirdi, bir iki saniye baktı. Yüzünde bir gülümseme belirdi ama şaşkındı da.

Ses: Sanırım zevklerinizden çıkarım yaparsam bu hoşunuza gider. Sadece burda okumak zorunda değilsiniz, yanınızda odanıza götürebilir, bahçede dahi okuyabilirsiniz. Yanınıza alın.

Hmm... Çıkarım ha? Kabul etmek gerekirse fazla isabetliydi. Kitap okuyarak insan sarrafı mı olmuş bu garip adam?

Meryem: Kaliteli bir zevk ha?.. Bu kitap... Müteşekkirim fakat korkarım uyardılar, katiyen kütüphaneden dışarı eser çıkarmak yasak dendi. Zimmetli, kıymetli ve pahabiçilemez eserler varmış. Kral kati suretle buna izin vermezmiş.

Ses tekrar konuştu ama bu sefer sesi sanki sırıtır gibiydi ya da Meryem'e öyle geldi.

Ses: Kral... krallar ve kaideleri, hm? Epeyce sıkıcı...
Meryem: Evet ama... kaide kaidedir, uyulur.
Ses: Kitabı yanınıza alın, sizi temin ederim başınıza bela açmaz... Eğer benim verdiğimi söylerseniz, kral bile anlayışla karşılar diye düşünüyorum.

Meryem yabancının sesindeki sırıtmayı sezince, kaşlarını kafa karışıklığıyla çattı. Kendine çok güvenen bu sese sordu:

Meryem: Siz kimsiniz ki efendim?..

Meryem konuşmaya devam edecekti ki koridorda yürüme sesleri geldi muhafızların zırhlı demirlerinin şıngırtısıyla. Bununla birlikte kitaplığın öte yanındaki ses kesildi ve ordan sessiz bir tıngırtı gelince, Meryem bir anda hızla kitaplığın öte yanına koşu verdi. Ama o baktığında orda kimse yoktu. Rafların enine boyuna uzun olmasından ötürü, Meryem oraya geçene kadar sesin sahibi olan adam çoktan gitmişti... Meryem onunla konuşan kişinin gitmeden önce durduğu yere yaklaşınca orada tıngırtının sebebi olan yere düşmüş bir Rozari (Gül Damlası) gördü. Çok hoş bir tasarımı vardı, üzerindeki haç ile yerde durması Meryem'e yanlış geldi. Onu burda, yerde bırakmanın saygısızlık olacağını düşünen Meryem, onu yanına aldı. Gizemli yabancının ona ödünç verdiği kitabın arasına koydu. Kütüphaneden çıkarak odasına geri dönmeye koyuldu.

Odasına geri dönerken içinden bir ses o yabancının bu Rozari'yi almak için geri geleceğini söylüyordu...

Bölümde geçen farsça şiirin anlamı:

Ey saba rüzgarı!
Şiraz'ın o neşeli, rindane mekanlarına git ve söyle:
Bu Yezd toprağında daha ne kadar gurbet acısı çekeceğim?
Ey dostlar! Gurbetten ve yalnızlıktan kalbim daraldı artık;
Söyleyin o vatanımın temiz toprağına, canımın vatanına, ben onu özlüyorum.
...
Bölüm sonu

5 yorum

  • Şiirin gerçek bir şiir olması... Ve eserin güzelliği... Fazla hoş değil mi sanki?

  • Görsel çok hoş böyle daha çok görsellendirebilirsin bence❤️‍🩹

  • Gizemli yabancı aynen aynennn Baldwin çık dısarı anladık naz yapmaaa