İçeriğe geç

Haçın Gölgesinde Hilal

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Haçın Gölgesinde Hilal

Bölüm 3

Hoş Geldin

Yol düşünülenden uzundu ve Meryem'in kuvvetinin üzerindeydi, bundan mütevellit onu yürüterek götürmeye çalışsalarda, aç, susuz olan kız, bir yerden sonra yere yığılmış, bilincini kaybettiği için at arabalarıyla taşınmıştı. Gözlerini açtığında çoktan varmışlardı. Komutan onu uyandırmak yerine başında dikilip izlemeyi tercih etmişti. Meryem onun delici bakışlarını görünce hemen ayaklandı.

Meryem: Afedersiniz, gelmiş miydik?
Komutan: Günaydın, yaklaşık 10 dakika oldu geleli. Fırla.

Bunu derken komutan çoktan ilerlemeye başlamıştı. Bu da Meryem'in de peşine düşmesi gerektiğini gösteriyordu, öyle de yaptı. Giriş kapısında göreviler, komutanı selamladıktan sonra onun kılıcına ve diğer silahlarına el koydular, muhtemelen bir tür saray protokolü. İçeri girdikleri andan itibaren Meryem tüm bakışları üzerinde hissediyor bir de üzerine fısıldaşmalarını duyuyordu. Dikkatini başka yöne yöneltti ve saraya baktı. Alışmış olduğundan, kendi kültüründen uzak bir mimari. Büyülenmişe döndü. Sarayın kendi içinde şuan yürüyerek geçtikleri bahçenin daha oldukça ilerisinde kalan bir katedral vardı. Kullanılan renkler, üzerindeki İsa heykeli, çan, her şeyi büyülenmesine yetti. Kendi kendine düşündü ki...

"Her şeye rağmen burası oldukça güzel...Huzurlu..."

Meryem yaşadıkları yerdeki camiyi hatırladı. O da çok güzeldi. İbrahim Efendi'nin maddi desteği ile yapılmıştı Meryem'den çok önce...

Komutan: İlgini mi çekti? Yarın dinlendikten sonra uğrayabilirsin, sabah erken saatlerde, gece geç saatlerde kimseler olmaz nerdeyse.
Meryem: Ha? H-Hayır efendim saygısızlık etmeye çalışmıyordum,ben sadece bakıyordum...

Kafasını yere eğen Meryem'e hafif kafasını çevirip göz ucuyla bakan komutan bu tepkiye anlam veremedi. Aslında Meryem komutanın iğneleyici bir şakayla ona kızdığını sanıyordu. Çünkü kiliseye veya katedrallere bir kadının girilebileceğinden bi haberdi. Camilerdeki gibi sanıyordu buradaki durumu. İslam kültürüne temizce hakim olan komutan, olayı hemen çaktı tabi...

Komutan: İbadethanelerimiz sizinkilerin aksine kadınların girmesini sorun etmez ya da güzel mimariye sahip, göz alıcı kısımdan dışlayıp, onları arkalarda küçük odalara koymaz. Bu göklerdeki babamızın eşit sevgi kavramına ters...

Meryem tek bir söz etmedi. Sadece kaşlarını bilmediği bir sebepten ötürü çattı. Söylenenin üzerine düşünmek istemedi. Sadece katedralin içini görebilecekse bunun iyi olduğunu düşündü.

Bir avludayken içerden gelen kadın hizmetliler komutanı hızla eğilerek selamlayıp, Meryem'in iki koluna girdiler. Meryem şaşkınlıkla korktu. Çırpınmaya geçecekti ki...

Komutan: Git, bu korkunç vaziyette kralın önüne çıkmayı bırak, bahçede bile gezmemelisin. Oda hizmetçin seni odana kadar taşıyacak, yıkayacak, giyderecek ve besleyecek...

Tövbe tövbe... Yok bir de elinden tutup bahçeyi gezdirsinler...

Meryem: Af buyurun? Bunları siz burda kendiniz yapamıyor musunuz?
Komutan: *Tek kaşını kaldırır*
... Anlayamadım?
Meryem (içinden): Diyorum ki tuvaletinizden sonra mabadınızı dahi başkalarına sildiriyorsanız o savaşlara çıkıp kılıcı boşa kullanıyorsunuz, leş..

Karşısındaki komutanı en küçük günlük işleri bile başkasını yardımıyla yaptığını hayal edince Meryem az biraz kıkırdadı.

Komutan: Komik olan nedir?
Meryem: Hiç! Ben öyle kendi kendime şey ediyordum efendim...
Komutan: "Bizler" bu işleri tabi ki kendimiz yapıyoruz fakat senin şuanki pisliğe batmış, pis bir domuzcuğu andıran halin göz önüne alınırsa, başkalarının yardımı olmadan bugün içinde temizlenemezsin.

Hay adam da amma laf sokuyor be! Çok agresif. Aman iyi bir şey demedik zaten diye iç geçirdi Meryem, aşağılamayı şimdilik sindirdi... Sessizce yeri izledi, aklının bir köşesine yazdı. Domuzcuk... öyle olsun.

Meryem: Domuzcukmuş.

Kimsenin duyamayacağı sessizlikte söyledi, tabi komutanın duyamayacağı kadar değil, donanımı sadece genel eğitim ve savaş eğitimi değil, her anlamda donanımlıydı bu adam köpekler gibi de iyi işitiyor belli ki. Meryem'in söylediği söze karşı cevap vermedi, bunun yerine duruşunu tam anlamıyla kıza çevirerek, daha dik bir hale geçirdi kendini. Meryem'in boyunda biri ki o da çok kısa değildir ha, aşağıdan bakınca bu dev adam gerçekten tehtitkâr görünüyordu. Meryem o tek kelimeyi bile söylediğine delici bakışların altında pişman oldu, kafasını eğdikçe eğdi.

Komutan: Sarazen Meryem'i götürün, çekilebilirsiniz.

Hanımlar yine eğilip selamadılar ve Meryem'i de kendileriyle sürüklediler. Odaya geldiklerinde. Meryem tekrar büyülenmiş gibi bakmaya başladı. Hiç görmediği renklerde kumaşlar, desenli yastıklar, her şey çok ilginçti onun için! Toplam yaklaşık 1,5 saat süren, yıkanma, beslenme giyinme sürecinden sonra ki elbise oldukça düşünülmüş Meryem'in dinine uyucak şekilde seçilmişti. Meryem az kalsın onlara minnetar olacaktı ki bunu düşündüğü an kalbine öfke ve hüzün saplandı. Hayır, hayır o minnetar olmayacktı. Bir gram bile sempati duymayacaktı. Yatağını düzenlediğini gören hizmetli kadına baktı. Komutanın oda hizmetçin dediği kadın bu olmalıydı. Kadın buraya göre yabancı bir dış görünüşe sahipti, yaşı ise oldukça vardı. Saçlarının üstü yavaştan ağarmaya başlamış, teni burdakilere göre koyu aynı Meryem'in gibi. Bunu fark edince Meryem kadınla konuşmaya çalıştı ama kadın dilini anlamıyordu, başka başka diller denedikten sonra farsça konuşup "Beni anlıyor musun?" sorusunu duyunca, hiç tepki vermeyen hizmetçi kadın bir anda şaşkınlıkla kıza baktı.

Oda Hizmetçisi: Biliyorsun?
Meryem: Biraz... İsminiz?
Oda Hizmetçisi: Rudabe
Meryem: Rudabe... İranlısın değil mi, Rudabe?

Rudabe kafasıyla onaylar. Kafasını yerde tutması gerekse de arada kaldırıp meraktan Meryem'e bakmaya çalışıyordu. Meryem birileri onu anlayabilir belki diye sevinmişti. Rudabe, çıkması gerektiğini, artık geç olmaya başlayacağını, bir isteği olursa 3 saatte bir kontrole geleceğini söyledi, bu sözlerden sonra odadan ayrıldı. Meryem'e odadan çıkarsa nerede ana salon, misafir salonları, bahçeye iniş yeri, kütüphane ve bazı başka yerleri de tarif etti. Meryem kralı görmeyi beklemişti ama kimse onu ona götürmedi. Meryem de bahçeye inmek istese de ora da karşılaşmak istemeyeceği türden bakışlar, konuşmalar olacaktı. Bu yüzden küçüklüğünden beri merak dolu, yeni bilgiye aç, edebiyat sever bu kızın yolu kütüphaneden başka nereye düşebilirdi ki?

Meryem şalıyla saçlarını hoş bir şekilde örttükten sonra kütüphanenin yolunu tuttu...

Bölüm sonu

2 yorum