Güzide‘yi okuldaki arkadaşları genellikle kısaca gizli diye hitap ederlerdi, meslek lisesi üçüncü sınıfa başlamış, önünde. Okulunu bir an önce bitirmek istiyordu. Dersleriniz sarmış, severek okula gidip geliyordu. Sumnu da, Liseliler arası sonbahar spor turnuvaları düzenleniyordu. Meslek lisesi okul takımı son sınıf kızlardan oluşuyordu gizli takımda değildi ama arkadaşlarına destek için salona gitmiş düz Lise ögrençileriyle oynanan karşılaşmayı izliyordu. Seyirciler kalabalıktı. Oyuncuların yakınları, arkadaşları derken kalabalık bir seyirci kitlesi oluşmuştu. Güzin önündeki sandalye de genç erkekler vardı. Düz lisenin öğrenci takımı tutuyorlardı. Her sayıda alkışlıyor, uzun uzun tezahürat yapıyorlardı. Güzde’in arkadaşları direniyor fakat puan üstünlüğü karşı takımda kalıyordu. Bir ara arkadaşlarından bir topu karşılamak için hamle yaptı ve yere kötü bir şekilde düştü. Ö’nün dekiler gülüşler içinde alkışladılar. Islık çalmayı da unutmadılar. Bazıları ayağa bile kalktı. Güzide‘nin kucağında okul çantası vardı sağa sola eğilerek düşen arkadaşını görmeye çalışıyordu. Sabri tükendi. ayağa kalkarak önündeki gencin ensesi ile karışık arkasına çantasını indiriverdi. Niye oturmuyorsun kaç oldu söylüyorum otursana be momce dedim Arkadaşım düştü senin yüzünden ne olduğunu göremiyorum. Çantasını diş cebindeki dolmakalem de yerinden fırlamış, Gencin ayakları dibine düşmüştü. Delikanlı kimin vurduğunu görmek, karşılık vermek için öfkeyle döndüğünde vuruş gibi yerinden kaldı. Sen, sen, o sensin, hatırladım… diyebil. Şaşırma sırası gizli deydi. Ret otogarında sarışın kızı uğurlayan gencin ta kendisiydi. Bakışlara yine bir anlığına kesişti. Ne diyeceklerini ikisi de kestiremedi. Delikanlı kendini toparladı. Yerden dolma kalemi aldı ve uzattı, fakat kapağı avcunun içine sakladı. Vurmanın cezası, kapağı bende kalmasın. Akşama köşe yoluna gelirsin, oradan veririm dedi ve cevap beklemeden oradan ayrıldı. Maç düz lisenin galibiyetiyle sona erdi dolmakalem gazete çoğu olan amcasının hediyesi idi. Sınıfta bir tek onda böyle güzel bir kalem olması gururunu okşuyordu. Şimdi kapaksız bir doğa kalem özelliğini yatırmış oluyordu. Bu yüzden öğrencilerin uzak yeri olan koşuyoluna gitmeyi ve kapağı geri almaya karar verdi. Yakın bir kız arkadaşına durumu anlattı. Birlikte koşuyolu girişinde beklediler. Boşuna. Gelen giden, kapı geri getiren olmadı. Bu bekleyişler akşam saatleri bir hafta sürdü. Niye gelmiyor ki. Benim dolma kalemimin kapağı bir işine yaramaz. Niye yorumluyor, gelmemişsin anlam veremiyor . Kimdi, o basket maçına neden gelmişti, şimdi neden gelip dolma Kalem kapağını geri vermiyordu? Cumartesi akşama arkadaşı köye ailesinin yanına gidince koşuyolu’na yalnız gitti. Acılı içiyordumlarla bahçeden çıkıyordum ki onun karşısında buluverdi. Buyur güle güle kullan, vurmanın cezası buydu diyerek kapağı uzattı. Göz kapağı aldı ve hiçbir şey demeden koşar adımlarla oradan uzaklaştı. Adını bile sormaya fırsat vermemişti. İçinde garip duygular fırtına gibi o delikanlıya doğru esiyor, yaklaştırıyor ve aynı güçle ondan geri itiyordu.100’de ilk kez bir erkeğe karşı bir tür duygu yaşadığını ne olduğunu anlamıyordu. Bir bakışta aşk olma diye bir şey var mıydı? Genç kız bilmiyordu. Paylaşacak bir arkadaşı da yoktu. Üniversite kazanmış bir çocukluk arkadaşı vardı ama kendisiyle henüz görüşmemiştir arkadaşı annesine kendisini bulacağını söylemiş kaldığı krallık evin adresini almıştı. Kendisini aramamasını sabırsızlıkla bekliyordum.
Bölüm 3
Okullar arası basketbol turnuvası
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.