“Çünkü aradığım güzelliğin ne olduğunu bugün senin yüzünde gördüm.” Cümle, stüdyonun loş ışığında asılı kaldı.
Selin, bir an için inanmak istedi. Mert’in gözlerinde o an sahte bir parıltı yoktu. Yorgun ama gerçek bir hayranlık vardı. Kalbinin bir köşesi, belki diye fısıldadı. Sonra zihnindeki o karanlık ses devreye girdi. Tanıdıktı. Emre’nin arabasından, annesinin mutfağından, magazin yorumlarından topladığı bütün cümlelerle konuşuyordu. Eski sevgilin de seni olduğun gibi sevdiğini söylemişti. Sonra ne oldu? Mert sadece projesini kurtarmaya çalışıyor. Dağ evinde duydun. Selin çenesini kaldırdı. Gurur, kalbin önüne geçti.
“Süslü laflarla beni ikna etmeye çalışmayın Mert Bey,” dedi. Sesi beklediğinden daha sertti. “Ben bu derginin vitrini değil, beyniyim. İltifatlarınızı çekim konseptine saklayın.” Dosyayı koltuk altına sıkıştırıp hızla stüdyodan çıktı. Topuk sesleri koridorda yankılandı. Mert arkasından baktı. Üzüldü. O duvarı kendi elleriyle örmemişti ama tuğlaları tek tek dizen Selin’in ne kadar kırılgan olduğunu görüyordu. Yine de geri adım atmamaya kararlıydı.
Ertesi sabah iç hat çaldı. “Selin, Emin Bey seni bekliyor.” Emin Bey’in odasında hava ağırdı. Masada “Gerçek Güzellik” dosyası açıktı.
“Selin, uzatmayacağım,” dedi gözlüklerini çıkararak. “ Mert Demir yönetime şartını sundu. Sen dışında hiçbir modeli çekmeyecekmiş. Sen yoksan proje yok. Proje yoksan Mert yok.”
Selin’in kaşları kalktı. “Ne?”
“Evet. Adam rest çekti.” Emin Bey öne eğildi. “Ve ben de sana rest çekmek zorundayım. Mert Demir gibi bir ismi bir daha bulamayız. Bu proje derginin geleceği. Anlıyor musun? Kamera karşısına geçmezsen, dergideki küçülmede ilk gözden çıkarılacak isim sen olursun.”
Kelime netti: ültimatom.
Selin koltukta öylece kaldı. Bir yanda işini kaybetme korkusu, yıllarca didinip geldiği o editör koltuğu. Diğer yanda istemediği bir spot ışığı, milyonların önüne çıkma zorunluluğu. Harika, diye geçirdi içinden. Ya kariyerim bitecek ya özgüvenim. Seç birini. “Düşüneceğim,” dedi kısık sesle.
“Çok düşünme,” dedi Emin Bey. “Yarın kararını istiyorum.”
Eve geldiğinde doğruca odasına kapandı. Yatağa uzanıp tavanı izledi. Kapı yavaşça açıldı. Ceren’di. Elinde iki bardak çay. “Annem görmeden getirdim,” diye fısıldadı, yanına oturdu. “Anlat.” Selin her şeyi anlattı. Ültimatomu, Mert’in restini, korkusunu.
“Korkuyorum Ceren,” dedi sesinde ilk kez o esprili zırh yoktu. “Ya rezil olursam? Ya o yorumlardaki gibi gerçekten komik görünüyorsam? Hem Mert’e de güvenmiyorum. Bana iyi davranıyor ama...”
Ceren elini tuttu. “Abla, sen senelerce başkalarını güzelleştirmek için yazılar yazdın, konseptler hazırladın. Sabahladın. Şimdi sıra sende. Korktuğun için geri çekilme. O kıskanç dergi ekibine ve sana inanmayan herkese gününü göster!” Tam o sırada mutfaktan Nazan’ın sesi geldi: “Selin! Kızım çekimlerden önce bir rejim kampına falan mı girsen? İki haftada toparlarsın!” Selin’in gözleri kısıldı. Ceren “anne ya” diye homurdandı.
Ama o cümle Selin’de tam tersi bir etki yarattı. Yıllarca duyduğu o küçül, saklan, incel baskısı, bu sefer onu ezmedi. İçinde inatçı bir hırsı tetikledi.
Hayır, diye düşündü. Bu sefer küçülmeyeceğim. Kendi hatlarımla var olacağım.
Ertesi gün toplantı odasına girdiğinde, Selin dünkü Selin değildi. Mert ve Emin Bey masadaydı. Selin kapıyı kapatıp kendinden emin bir adımla oturdu. Dosyayı önüne koydu.
“Kabul ediyorum,” dedi. Emin Bey’in yüzü aydınlandı. Mert’in gözlerinde ise şaşkınlıkla karışık bir merak vardı. “Ama şartlarım var,” diye devam etti Selin.
Emin Bey kaşlarını çattı. “Şart mı?”
“Evet.” Selin parmaklarıyla saymaya başladı. “Bir, rötuş yapılmayacak. Photoshop ile bedenim inceltilmeyecek, cildim porselen yapılmayacak. Ne çekildiyse o.” Mert gülümsedi.
“İki, kıyafet seçimlerinde ve konseptlerde editör olarak benim kararlarım geçerli olacak. Beni çuvala sokmaya çalışmak yok.”
“Üç,” dedi ve doğrudan Mert’e baktı. “Mert Demir, çekim boyunca profesyonel sınırlar dışına çıkmayacak ve kişisel yorumlar yapmayacak.”
Odadaki sessizlikte Mert’in gülümsemesi genişledi. Bu dik duruşa, kendi şartlarını masaya koyan bu kadına bir kez daha hayran kalmıştı. Elini uzattı. “Sözleşmeyi imzalayabiliriz, Selin Hanım.”
Emin Bey, bir telefon bahanesiyle odadan çıktı. Selin ile Mert yalnız kaldı. Selin kalemi eline aldı. “Gerçek Güzellik” projesinin yüzü olmayı kabul eden sözleşme önünde duruyordu. Bir an duraksadı. Kalem havada asılı kaldı. Sonra imzaladı. Kalemi masanın üzerinden Mert’e uzatırken parmakları birbirine değdi. İkisi de bir an öylece kaldı. Kısa, elektrikli bir temas. Selin elini çekmedi, Mert de çekmedi. Mert gözlerinin içine bakarak fısıldadı: “Şartlarına uyacağım Selin. Ama kameramın ardındaki gözlerin sana nasıl baktığını engelleyemezsin.” Selin’in nefesi kesildi. Kalbi göğsünde deli gibi çarparken arkasını dönüp odadan çıktı.
Proje artık resmen başlamıştı. Geri dönüş yoktu.