İmza atmak iki saniye sürmüştü. Pişmanlık ise iki saniyeden bile hızlı geldi. Selin, toplantı odasından çıkar çıkmaz doğruca tuvalete girdi. Kapıyı kilitleyip aynaya baktı. Aynadaki kadın ona bakıyordu. Aynı kadın. Ama artık sözleşmeli bir yüzdü. “Ben ne yaptım?” diye fısıldadı.
Zihninde Mert’in sesi dönüp duruyordu: “Kameramın ardındaki gözlerin sana nasıl baktığını engelleyemezsin.” Ne demekti bu şimdi? Profesyonel bir tehdit miydi, iltifat mıydı, flört müydü? Üçü de tehlikeliydi. Telefonuna sarıldı.
Kızlar Acil Durum Grubu
Selin: Kızlar imzaladım. Resmi olarak çılgınlığın ortasındayım
Selin: Haftaya ilk konsept provası var ve Mert Demir tam bir tehlike
Elif: TEHLİKE DERKEN?? Yakışıklılık tehlikesi mi
Deniz: Selin sözleşmeyi mi imzaladın, aşk sözleşmesini mi belli değil
Selin: Saçmalamayın. Adam gözlerimle bana nasıl baktığını engelleyemezsin falan dedi
Elif: YUH. Bu bayağı itiraf gibi
Selin: Profesyonellik kızııım, profesyonellik. Ben hem editörüm hem bu projenin starıyım, unutmayın
Deniz: İşte bu! O adama profesyonellik dersi vereceksin. Ama arada bir de kalbini dinle bence
Selin: Kalbim şu an panik atakta, dinlenecek durumda değil.
Derin bir nefes aldı. Biraz sakinleşmişti. Biraz.
Derginin gardırop odası, normalde Selin’in en sevdiği yerdi. Kumaşlar, askılar, o telaş... Ama bugün kabin, bir mahkeme salonu gibiydi. Numune kıyafetler gelmişti. Stylist Pelin, elinde mezurayla etrafta dolanıyordu. Pelin, yıllardır 36 bedenlere çalışmaya alışkındı. Selin’e bakışı, bu bedenle ne yapacağım diye bağırıyordu. “Şunu dene,” dedi, daracık bir ceketi uzatarak. Sonra da çuval gibi bol bir tuniği. “Bu da olmazsa bunu deneriz.” Selin kabine girdi. Ceketi zorlayarak giydi, düğmeler kapanmadı. Tuniği giydi, içinde kayboldu. Aynada kendine baktı. Bir an, kabinin floresan ışığında, eski sevgilisinin sesi kulağında yankılandı: “Biraz özen göstersen...” Gözleri doldu. Hemen gözlerini kırpıştırdı. Ağlama. Burada ağlama. Tam o sırada kapı açıldı. Mert içeri girdi. Durumu bir bakışta anladı. Yerdeki dar kıyafetler, Selin’in düşmüş omuzları, Pelin’in elindeki mezura.
Mert’in sesi buz kesti.
“Pelin, Selin’i sıradan moda kalıplarına sokmaya çalışmayı bırak. Biz onu değiştirmeyeceğiz, kıyafetleri ona göre seçeceğiz. Bedenine göre değil, ruhuna göre.” Pelin bir şey diyecek oldu, vazgeçti. Topuklarını vurarak dışarı çıktı.
Odada Selin ile Mert baş başa kaldı. Selin omuzlarını düşürmüş, büzülmüş halde aynanın önünde duruyordu. Mert askılara yürüdü, tek tek baktı. Fotoğrafçı gözüyle değil, bir terzi titizliğiyle. Sonra bordo renkli, dökümlü bir elbise çıkardı. Kumaş yumuşakça elinden aktı. Selin’in ten rengini öne çıkaracak sıcak bir tondu. “Gel,” dedi yumuşakça. Selin çekinerek yaklaştı. Mert elbiseyi ona uzattı. “Bu elbise sana gelmedi,” dedi gözlerinin içine bakarak. “Sen bu elbiseye hayat vereceksin Selin. Bedenini saklamayı bırak. Kendini benim gözümden görebilseydin, o aynaya kızmak yerine teşekkür ederdin.” Selin elbiseyi alıp kabine girdi. Çıktığında....Aynaya baktı. Bordo elbise omuzlarından zarifçe dökülüyor, belini belli ediyor ama sıkmıyordu. Tenini aydınlatıyordu. Mert arkasında duruyordu. Aynadaki yansımalarında ikisi yanaydı..Selin, Mert’in bakışını aynadan yakaladı. O bakışta acıma yoktu. Beğeni vardı. Gerçek bir beğeni. Aralarındaki çekim, aynanın buğusunda bile görünür hale gelmişti. Selin hızla bakışını kaçırdı. Kalbi yine o tehlikeli ritimde atıyordu.
Akşam evde prova muhabbeti açıldı. Nazan, tencereyi karıştırırken sordu: “Nasıl geçti prova? Kızım çekimlere kadar ekmeği kessen mi biraz? Yüzün çöksün istemem ama göbeğin belli olmasın.”
Selin tam cevap verecekken, Ceren patladı.
“Anne yeter artık!” dedi. Sesi titriyordu ama kararlıydı. “Selin 36 beden olmak zorunda değil. O böyle güzel. Ve Mert Demir gibi dünya çapında bir fotoğrafçı da tam olarak bunu gördü! Sen neden göremiyorsun?” Mutfakta sessizlik oldu. Nazan şaşkınlıkla kızlarına baktı. Kaşığı elinde öylece kaldı. Selin, kardeşinin bu içten desteği karşısında duygulandı. Boğazı düğümlendi. Gece Ceren, Selin’in odasına geldi. Telefonunu çıkarıp müzik açtı. “Hadi,” dedi. “Poz verme egzersizi yapıyoruz. Mert Demir’in modeli böyle pısamaz.”
Selin güldü. “Saçmalama.”
“Saçmalamıyorum. Dik dur. Çeneni şöyle tut. Gülümse. İşte! Abla sen harikasın!”
İkisi de kahkahalara boğuldu. Selin, uzun zamandır ilk kez prova yaparken eğleniyordu.
Gece yarısı, Selin yatağında laptopunu açtı. Provada çekilen birkaç test karesine bakıyordu. Kendini hala tam kabullenememişti. Burada kolum kalın çıkmış, burada... O sırada telefonuna bir bildirim düştü. Mert’ten. Ekranda siyah beyaz bir fotoğraf belirdi. Selin, provada aynaya bakarken çekilmişti. Habersizce. Saçları omzuna düşmüş, bordo elbisenin içinde zarif, güçlü ve büyüleyici görünüyordu. Gözlerinde hüzünle karışık bir cesaret vardı.
Altında mesaj:
“Kendi ışığını görmemekte ısrar edebilirsin Selin. Ama ben o ışığı tüm dünyaya göstermekte kararlıyım. İyi geceler, editör hanım.” Selin fotoğrafa uzun uzun baktı. Parmakları ekranın üzerinde gezindi. Kalbinin ritmi değişti. Mert’e karşı ördüğü o yüksek duvarlarda, ince bir çatlak daha açıldı.