Emin Bey’in odasındaki sessizlik, Selin’in kulaklarında uğulduyordu. “Ben...” dedi Selin, boğazını temizleyip dikleşmeye çalışarak. “Ben editörüm, Emin Bey. Model değilim. Kamera arkasında kalmaktan gayet memnunum. Işığı ayarlarım, konsepti yazarım, çekim listesini çıkarırım. Ama o ışığın önüne geçmem.” Emin Bey, kırklarının sonunda, dergiciliğin kurtlar sofrasında dişleriyle yer edinmiş bir adamdı. Gözlüklerini çıkarıp masaya koydu. Bu, şimdi baba şefkatiyle seni köşeye sıkıştıracağım hareketiydi. “Selin,” dedi, sesini yumuşatarak. “Bu proje derginin geleceği. Satışlar ortada. Yönetim kurulu tepemizde. Mert Demir gibi bir isimle çalışıyoruz, bu bizim için lüks değil, can simidi.” Duraksadı. “Ve dürüst olacağım. Eğer bu proje tutmazsa küçülmeye gideceğiz. Kimseye ayrıcalık yapılamayacak. Senin pozisyonun bile...” Cümleyi bitirmedi. Bitirmesine gerek yoktu. Selin’in midesi burkuldu. Tehdit mi bu, gerçek mi? İkisi de, diye geçirdi içinden. En kötüsü de buydu. “Düşünmek için zamana ihtiyacım var,” dedi ayağa kalkarken. Sesi beklediğinden daha cılız çıkmıştı. Emin Bey başını salladı. “Çok zamanın yok. Mert ekibiyle konuşmaya başladı bile.”
Selin eve nasıl geldiğini anlamadı. Montunu bile çıkarmadan yatağa gömüldü, telefonunu çıkardı.
Kızlar Acil Durum Grubu
Selin: Kızlar şaka gibi. Gerçek Güzellik projesinin yüzü olarak BENİ istiyorlar
Selin: Kamera karşısına geçmemi istiyorlar!!!
Elif: NE??? Selin bu inanılmaz!!
Deniz: Dur dur dur. Mert Demir’in çekeceği projede mi??
Selin: Evet, Aptal Fotoğrafçı’nın ta kendisi
Elif: Kızım bu kariyer fırsatı, ne şoku bu
Deniz: Selin haklı olabilir. Düşünsene o ışıklar, o yakın planlar... o dergi ekibi acımasız
Selin: İşte biri beni anlıyor
Elif: Saçmalamayın. Selin kamera arkası zekasıyla orayı yönetir. Hem kamera seni sever bence
Selin: Kamera beni sevmez Elif. Kamera beni görünce çözünürlüğü düşürür.
Tam o sırada kapı yine pervasızca açıldı. Ceren elinde iki kupayla girdi. “Sana papatya çayı yaptım, suratından...” Durdu, ablasının yüzüne baktı. “Ne oldu?” Selin her şeyi anlattı. Proje, Emin Bey’in iması, Mert. Ceren’in gözleri kocaman oldu. Sonra çığlık atıp Selin’e sarıldı, çaylar neredeyse dökülüyordu. “Abla sen şaka mısın?! Harika görünüyorsun! Sonunda herkes senin ışığını görecek! Ben yıllardır söylüyorum!”
“Ceren, ben manken değilim...” “Evet değilsin, daha iyisin. Gerçeksin.” Ceren geri çekilip omuzlarından tuttu. “Bak, korkuyorsun biliyorum. Ama sen hep başkalarını parlatıyorsun. Bir kere de bırak seni parlatsınlar.” Selin’in boğazı düğümlendi. Kardeşinin bu koşulsuz inanışı, bazen annesinin eleştirilerinden daha zordu. Çünkü inanmak, hayal kırıklığı riskini de getiriyordu. Akşam yemeğinde konu yine açıldı. Nazan pilavı uzatırken sordu: “Ne projesiymiş bu?” Selin anlatırken çatalını tabağında gezdirdi. Nazan kaşlarını çattı. “Selin emin misin kızım? O dergideki kızların hepsi çöp gibi. Sen onların yanında... alay konusu olmayasın sonra? Üzülmeni istemem.” Sözler korumacıydı. Ton ana şefkatiydi. Ama etkisi...
Selin’in zihninde bir kapı açıldı. Emre’nin arabası. Yağmurlu bir akşam. “Sen çok iyi bir insansın Selin, ama ben yapamıyorum. Sürekli... kendine bakmıyorsun. Benim yanımda nasıl durduğuna bakmıyorsun.”
Lokma boğazına dizildi. Gülümsedi, her zamanki zırhı. “Merak etme anne, alay konusu olursam da en komiği ben olurum. Manşet garanti.” Ceren masanın altından ablasının elini sıktı.
Aynı saatlerde, şehrin diğer ucunda, Mert Demir’in stüdyosu loştu. Duvarlarda yarım kalmış baskılar, masada soğumuş bir espresso. Asistanı Burak, laptopu önüne sürdü. “Dergiden mail geldi. Gerçek Güzellik brief’i ve aday dosyası.” Mert maili açtı, hızlıca göz gezdirdi. Dudakları büküldü. “PR malzemesi,” diye mırıldandı. “Samimiyetsiz bir şov. Gerçek güzellikmiş. Geçen sezon 14 yaşındaki kızlara 40 yaş filtresi uygulayan dergi şimdi gerçeklik satacak, öyle mi?” Burak omuz silkti. “Para iyi.” Mert cevap vermedi. Aklı başka yerdeydi. Bir yıl önce, nişanlısı Pelin’in ona gülümseyerek söylediği cümle: “Senin isminle kapılar açılıyor Mert. Bunu ikimiz için kullanmalıyız.” İkisi için değil. Pelin için. Mert bunu nişan yüzüğünü bir otel odasında bulduğunda anlamıştı. Ekrandaki aday dosyasına tıkladı. Vesikalık bir fotoğraf açıldı. Tanıdı. “Asansördeki ukala editör...” Fotoğraftaki kadın, o gün koridorda ona kafa tutan kadındı. Bol gömlekli, elinde kahveli, gözlerinde meydan okumalı. Mert arkasına yaslandı. “Tabii ya. Dergide yükselmek için birebir fırsat. Kameranın önüne geç, biraz ağla, herkes seni konuşsun.” Burak temkinli sordu: “Emin misin? Belki gerçekten...”
“Kimse gerçekten istemez Burak,” dedi Mert, laptopu kapatarak. “Herkes bir şey ister.”
Toplantı salonu ertesi gün her zamankinden kalabalıktı. Selin, her zamanki yerine, not defterinin başına oturdu. Editör kimliğiyle. Henüz kimseye evet dememişti, bu yüzden kendini biraz sahtekar gibi hissediyordu. Kapı açıldı, Mert girdi. Siyah gömlek, kollar sıvanmış, yüzünde o profesyonel soğukluk. Kimseyle göz teması kurmadan baş selamı verdi, Emin Bey’in yanına oturdu. “Arkadaşlar,” dedi Emin Bey. “Gerçek Güzellik projesinin ilk resmi toplantısındayız. Sözü Mert Bey’e bırakıyorum.” Mert ayağa kalkmadı. Dirseklerini masaya koydu. “Bu proje sıradan bir pazarlama yüzüyle yürümez,” diye başladı. Sesi sakindi ama keskin. “Karşımızdaki kişinin reklam kaygısı olmamalı. Samimi olmalı. Ve dürüst olalım, klasik moda standartlarına uymayan biriyle çalışmak... riskli. İzleyici buna hazır mı, bilmiyoruz.” Klasik moda standartlarına uymayan. Kelime salonda yankılandı. Herkesin bakışı bir anlığına Selin’e kaydı, sonra hızla kaçtı. Selin’in yanakları ısındı. Gururu, o eski yaralı gururu, ayağa kalktı.Söz aldı. Gülümsüyordu ama gözleri gülmüyordu. “Güzelliği sadece 90-60-90 ölçülerine sığdıran bakış açıları yüzünden bu proje var zaten, Bay Demir,” dedi. “Mesele kimin standartlara uyduğu değil. Mesele kimin gerçek hissettirdiği. Siz fotoğrafçısınız, bunu benden iyi bilmeniz gerekirdi.” Masada çıt çıkmadı. Bir editör, kalemini düşürdü. Mert ona baktı. Uzun uzun. O bakışta şaşkınlıkla birlikte başka bir şey vardı. Rahatsız edici bir dikkat. “Not edildi, Selin Hanım,” dedi sadece.
Toplantı dağıldı. Selin dosyalarını toplayıp hızla koridora çıktı. Kalbi hala atıyordu. Neden konuştum? Neden hep konuşuyorum? “Selin Hanım.” Mert arkasından seslendi. Koridorda baş başa kaldılar.Yaklaştı. Bir adım fazla yaklaştı. “Kameraların karşısına geçmek, toplantıda konuşmak kadar kolay değildir,” dedi alçak sesle. Üstenci değil, neredeyse uyarı gibiydi. “Işıklar üzerinizdeyken o özgüven maskesi çabuk düşer. Bunu kaldırabileceğinizden emin misiniz?” Selin’in içindeki ürkek kız, o sabah aynanın karşısında siyahlara saklanan kız, bir an konuşmak istedi: Değilim. Korkuyorum.Ama gururlu Selin daha hızlı davrandı.Belki de sırf bu adama meydan okumak için. Belki de sırf kendine yapabilirsin demek için.Çenesini kaldırdı. “O zaman lensinizin odağını iyi ayarlayın, Bay Demir,” dedi. “Çünkü o kameranın karşısına geçiyorum.” Arkasını döndü, kendinden emin adımlarla yürüdü. Topuklarının sesi koridorda yankılandı.Mert arkasından baktı. Şaşkındı. Ve ilk kez, bir kadına bakarken ne düşüneceğini bilemiyordu.