Büyük gala günü gelip çatmıştı.Selin sabah neşeyle uyandı. O bildiğimiz "Ne giyeceğim?" paniği yoktu. Dolabında aylardır bekleyen o zarif elbise asılı duruyordu ve ilk kez onu giymek için heyecanlıydı.Telefon adeta kilitlenmişti. Kızlar Grubu mesaj yağmuruna tutulmuştu.
Kızlar Grubu
Elif: Selin! Bugün tarih yazma günü! O kırmızı halıyı yürürken başın öyle bir dik olsun ki moda dünyası sarsılsın!
Deniz: Kızlar ben akşamki kıyafetini gördüm, Mert Demir’in aklı tamamen gidecek! 'Buz Kralı' eritme operasyonu tamamlanıyor! Son aşama!
Selin: Kızlar sakın beni heyecanlandırmayın, ellerim titriyor zaten! Ama bugün ilk defa kimseden korkmadan, kendim olarak gidiyorum o sahneye. Ne saklanıyorum ne küçülüyorum.
Ceren: Ablam benim be! Nazan Sultan bile ağlıyor gururdan arkada, 'kızıma nazar değdirecekler' diye kurşun dökecek birazdan! Elinde tespih geziyor.
Elif: Nazan Teyze'ye selam söyle, kurşunu en ön sırada döksün
Deniz: Selin sen bugün sadece kendin ol, gerisi zaten olacak. Biz arkandayız.
Tam o sırada Nazan elinde dualarla Selin'in odasına girdi. Elinde küçük bir nazar boncuğu.
"Kızım," dedi gözleri dolarak, sarıldı. "Bugün o kadar güzelsin ki... Allah nazarlardan saklasın."
Anne kız arasındaki tüm o eski kırgınlıklar, kilo baskıları, kıyaslamalar bu sıcak sarılmayla bir kez daha eridi. Ceren kapıdan bakıp "Ağlama seansı mı var, ben de geleyim mi?" dedi ve üçü birlikte gülüştü.
Dergi binasında son hazırlıklar tamamlanıyordu. Baskı onay masasına basılan ilk fiziksel dergi kopyaları getirildi. Herkes masanın etrafında toplandı. Emin Bey dergiyi eline aldı, kapağa baktı. Selin'in o rötuşsuz, güçlü ve büyüleyici fotoğrafı. Kahkahası değil, dik duruşu. Gözlerinden cesaret saçan hali.
"Aura Dergisi kurulduğundan beri en 'gerçek' kapağını imzaladınız Selin," dedi Emin Bey. "Mükemmel bir iş. Gurur duyuyorum."
O sırada Stylist Pelin bile ilk kez gardını düşürdü. Yanına geldi.
"Selin..." dedi, sesi ilk kez samimi. "Başta çok önyargılıydım biliyorum. Ama kapak gerçekten nefes kesici olmuş. Hakkını vermeliyim. Özür dilerim." Selin olgunlukla gülümsedi. Eski Selin olsa laf sokardı. Yeni Selin sarılmayı seçti.
"Teşekkür ederim Pelin. Bazen tek ihtiyacımız olan şey filtrelere ihtiyaç duymadığımızı kabul etmektir. Hepimiz için." Pelin başını salladı.
Galaya saatler kala Selin, Mert'in stüdyosundaki özel hazırlık odasında tek başınaydı. Elbisesini giymiş, saç ve makyajı tamamlanmıştı. Aynanın karşısında duruyordu. Kapı çalındı. Mert içeri girdi. Siyah şık takımıyla son derece karizmatikti. Selin'i gördüğünde adeta nutku tutuldu, bir an konuşamadı. "Selin..." dedi sadece.
Selin gülümsedi. "Kötü mü olmuş?"
"Kötü mü?" dedi Mert, kendine gelerek. "Nefes kesici olmuşsun."
Sonra cebinden küçük, kadife bir kutu çıkardı. İçinde sade, zarif ama son derece anlamlı bir kolye vardı. Abartısız, ince bir zincir, küçük bir ışık figürü.
"Bu bir lansman hediyesi değil Selin," dedi. "Bu, kendi ışığını bulan bir kadına duyduğum saygının küçük bir simgesi. İzin verir misin?"
Selin başını eğdi. Mert kolyeyi Selin'in boynuna taktı. Parmakları tenine değdiğinde ikisinin de nefesi kesildi. Aynadaki yansımalarında yan yana duran bu iki insan, aralarında resmi bir "sevgili" etiketi olmasa da artık birbirinin ruhuna mühürlenmişti..Selin kolyeye dokundu. "Çok güzel..."
"Senin kadar değil," dedi Mert alçak sesle.
Galanın yapılacağı görkemli mekana doğru yola çıkıldı. Mert'in şık klasik aracı..Dışarıda basın araçları ve şehir ışıkları akıp giderken arabanın içinde çok sakin, huzurlu ve büyüleyici bir atmosfer vardı.
Selin ellerinin heyecandan hafifçe titrediğini fark etti. Mert vitesin üzerindeki elini çekip Selin'in elinin üzerine koydu, nazikçe sıktı.
"Korkacak hiçbir şey yok Selin. Bu gece senin gecen. Ben tam arkandayım. Hep oradaydım."
Selin ilk kez parmaklarını Mert'in parmaklarına kenetledi. Saklanmadan, çekinmeden. İçindeki tüm korkular yerini sarsılmaz bir güvene bıraktı.
Birbirlerine bakmadılar, yola baktılar. Ama elleri birbirine kenetliydi.
Araç gala mekanının önünde durdu. Dışarıda devasa bir basın ordusu, patlayan flaşlar, kameralar ve şık davetliler vardı. Kırmızı halı seriliydi. Mert arabadan indi, kapıyı açtı ve elini Selin'e uzattı.
Selin, Mert'in elini tutarak araçtan indi.
Flaşlar patlamaya başladı. Gazeteciler Selin'in adını haykırıyordu. "Selin Hanım buraya bakar mısınız?"
Selin dik duruşu, üzerindeki zarafeti ve Mert'in yanındaki o kendinden emin tebessümüyle kırmızı halıya ilk adımını attı. Artık bol kıyafetlerin arkasına saklanan editör değil, kendi ışığıyla yürüyen bir kadındı.
Mert ve Selin göz göze geldiler. Kalabalığın ortasında sadece ikisinin anladığı o sessiz anlaşma.