Yaşananların karşısında ben dışında hiç kimsenin şaşırmadığı aşikardı. Ben nihayetinde bedenimi o darağacından, ruhumu da o mezardan kurtardığımda insanların ruhlarına korku salan o karanlık orman benim en güvenli limanım, biricik sığınağım olacaktı ve ben direnişin ilk fitilini orada ateşleyecek ve daha sonra çıkan yangının her yeri esareti altına alışını büyük bir zevkle seyredecektim. Belki de ben bu zamana kadar ki tüm savaşlarımı benin benden uzaklaşması , kendim olmayı unutmamdan dolayı kaybetmiştim. Sebebi her ne olursa olsun ruhum ve bedenim arasındaki fetret dönemi artık son bulacak ve saltanatım herkesin üzerine bir korku bulutuymuşçasına çökecek, şeytana sattıkları o cılız ve işe yaramaz ruhlarını kendine esir alacaktı. Her şeyi hatırlamanın bir yolunu bulacaktım kendi kaderim anahtarı avuçlarımın içindeydi sadece cesaret edip o eşiğe doğru ilk adımı atmam gerekiyordu. Ben bunları düşünürken sanki bu savaşın çetin geçeceğini bana haber vermek isteyen dünya eşrafında uğursuzluğuyla nam salmış kapkara bir kargayı odamda bulunan pencerenin kenarına kadar uzanan dalların sahibi olan ağaca konmasını sağlamıştı. O gür ve uğursuz sesiyle sanki savaşın başladığını haber vermeye gelmiş olan kara karga yüsyuvarlak ve bir o kadar delici gözleriyle sanki bana bu savaşta yaşayacaklarımdan dolayı acıyor ama elinden hiçbir şey gelmiyormuşçasına bakıp son kez başını göğe doğru kaldırarak ciğerlerinde olan tüm havayı bu uğurda feda ederek ötüşünü gerçekleştirdi ve son selamını da semalara vererek gitti. İçinde olduğum ama içinde olmayı asla istemediğim bu savaşta artık acemi bir er değildim bu yüzden karganın o kara tüylerini kendime bir kalkan olarak kuşanacaktım. Yanaklarımdan sicim sicim süzülen göz yaşlarımı iki elimin de tersiyle silip yattığım yatağın üzerinde oturur pozisyona geldiğimde artık hayatımda en ufak şeylerin bile eskisi gibi kalmayacağını, en başta kendimi bile işin sonunda tanıyamayacağımı bildiğimden artık geçmişimle benim aramda duran tüm engellerin kökünü kazıyacaktım ve buna ailem olduklarını iddia eden o akbaba sürüsünden başlayacaktım: Zerre üzgün olmadığımı belirtmek isterim günışığı ailesi ve bu soyadı taşımasa da ensemizden ayrılmayan diğer kan emiciler artık sadece benim değil sizin de hayatınız avuçlarınızın içinden kayacak ve tutmak için herhangi bir şey yapamayacaksınız. Bu adeta bir kutsal yok oluş gibi olan ailemizin dağılışı herkesi saracak. Zira yıkım olmadan asla ve asla yeni bir düzen kurulamazdı. Bende işte tam olarak bu yüzden taş üstünde taş bırakmayacaktım. Tüm lanetler ve felaketler üzerime kıyamet gibi yağsa dahi kurtuluş için tüm bu eziyetleri göğsümde sineye çekecektim. Ben böyle derin derin düşünürken amanın ne kadar da hızlı geçebildiğini ancak başımı eğdiğim yerden kaldırdığım zaman anlamıştım : aydınlanmaya başlayan o ferah gökyüzü bile içimdeki kasveti dağıtabilecek kadar güçlü değildi. Etrafta cıvıldayan minik serçelerin boylarından büyük sesleri bile içimde felaketin habercisi olan karganın tek başına olmasına rağmen her şeyin sesini bastıran o gür bağırtısını bastıramıyordu. Zira ben artık karanlığında kıyametin de ta kendisiydim. Yeni doğan gün eşleğinde birkaç saat dahi olsa en azından uykumu alabilmek adına yatağıma uzanırken içimde büyüyen huzursuzluğa rağmen hayatımda ki en huzurlu uykuyu çekeceğimi hiç düşünmemiştim. Belki de benim yaşadığım bu durum intihar etmeye karar veren bir insanın hayatının ve çektiği acıların nihayet son bulacağını bildiğinden mutlu olan insanın yaşadığı mutluluğun bir benzeriydi. Neyse ki bu sorunun cevabını almak için çok da uzun bir süre bekleyeceğime pek de ihtimal vermiyordum. Uyandıktan sonra aşağıya inmeden hemen önce yüzüme yer yüzünün en aptal insanıymışım gibi görünmemi sağlayacak sağlam ve sarsılmaz bir masumiyet maskesi takındım. Aşağıya inerken aklımda bundan sonraki süreçte atmam gereken adımları hesaplamaya çalışıyordum. Kimse benim etrafımda dönen yalanların nehri’nde yıkanmış soyut gerçekliklerin farkına varmaya başladığımı bilmemeliydi. İlk hedefim fotoğrafını çektiğim altınlarda yer alan sembollerin gizemini çözmekti. Böylece nerden ve nasıl bir şekilde büyük teyzemin eline geçtiklerini anlamış olurdum. Bu sembolleri daha önce hiçbir şekilde bir yerde görmediğime emin olsam dahi içimden bir ses bunun doğru olmadığını daha önce bu sembollerle rastlaştığımızı söylüyordu. Neye inanacağımı şaşırmış haldeydim. Kendi içimde bile inanılmaz bir muhalefet hakimdi ve bu ikilem benim ıstıraplar içinde bir o yana bir bu yana sürüklenmeme sebep oluyordu. Aşağıya nihayet indiğimde tüm ailenin bahçede sanki ölümün sessizliği üzerlerine çökmüşçesine çıt dahi çıkarmadan oturduklarını gördüm. Terliklerimden çıkan seslerle onlara doğru geldiğimi açıkça belli ettikten sonra büyük bir gülümseme ile büyük teyzeme sarıldım. Büyük teyzemin yüzündeki o asla böyle bir yaklaşım beklemediğini belli eden sanki vahşi bir kan emici tarafından vücudundaki kanın tek damla dahi bırakılmadan çekilmiş gibi bembeyaz duran yüzünden çok net bir şekilde anlaşılıyordu. Onu daha fazla bu şekilde bırakmak istemediğimden çardakta oturan diğer aile üyelerinin de net duymasını sağlayacak netlikte konuşmaya başladım :
-Büyük teyze, öncelikle tüm aile bireylerimizin önünde geçen gün sana karşı takındığım saygısız tavırlar ve sarfettiğim hadsizce laflardan ötürü büyük bir içtenlikle, kalbimin en derinlerinden kopan büyük özrümü sana iletiyor ve affına sığınmayı istiyorum. Benden böyle bir konuşmayı asla beklemediğini belli eden tavrının farkına varıp hızlıca kendini toparlayan büyük teyzem gayet memnun ve kendinden emin bir edayla söze giriş yaptı:
-Canım benim, güzel kızım ben ne yaptıysam senin ve ailemizin iyiliği için yaptım. Geçen gün sergilediğin o tavırları da inan bana kafama takmadım. Zor zamanlar geçirdiğinin farkındayım ve bundan dolayı o tavırlarını anında sineye çektim zaten, bu konuda hiç endişelenme. Hem uzun zamandır ailemizden ayrı yaşıyorsun bu yüzden ailemizin uzun yıllardır sürdürdüğü yaşam dinamiklerinden de uzaklaştın şimdi her ne kadar kötü bir olay vesilesiyle bir araya gelmiş olsak da bu geçmişte yaşanan tüm ayrılıkları telafi etmemiz için Tanrı’nın bize sunduğu çok kıymetli bir lütuf. Ben tam bu söylediklerine karşı onu poh pohlayıcı bir cevap vermek üzereydim ki asla söze gireceğini düşünmediğim babam konuşmaya başladı.
- Asya, seninle uzun zamandır sıkıntılı bir ilişki dinamiğimiz olduğunun farkındayım kızım ama annenin vefatından sonra bunu düzeltmemiz gerektiğine inanıyorum. Zira rahmetli annende bunu eminimki canı gönülden isterdi. Bundan sonraki yaşantımızda önceliğimiz annenin hayatta iken gerçekleştirmeyi çokça arzuladığı ama maalesef ki ömrünün buna yetemediği aile saadetini sağlamak olmalı. Babamdan asla beklemediğim kendinden emin, dingin ve bir o kadarda yalan olduğunu bildiğim konuşmasından sonra içimdeki tüm nefreti ve planları baskılmayı sağlayan büyük bir gülümseme eşliğinde ne kadar da haklı olduğunu dile getirdim. Tekrardan büyük teyzeme dönerek söze girdim :
-Ayrıca büyük teyze, annemin kabrini ziyaret etmem konusunda söylediklerini uzun uzadıya düşündüm ve en sonun içimdeki mantığa, dinginliğe kulak verdiğimde ne kadar da haklı olduğuna kanaat getirdim. Sen her açıdan benim iyiliğimi düşünüyordun ve ben bunu fark edememiştim. Şimdi gözlerimi örten hüzün ve nefretle harmanlanmış sis perdesi aralandığında her şeyi en net şekliyle kavradım. Benim o kabri ziyaret etmemem her açıdan en sağlıklı ve kendim için en mantıklı nihayi karar olduğuna karar verdim. Bir süre sadece kendimle ve siz yani geriye kalan biricik ailemle yakından ilgilenmeye karar verdim. Tabi seninde müsaden olursa. Teslimiyetçi tavrımdan dolayı o kadar memnun olmuştu ki ormanda diğer hayvanlarla yaptığı güç savaşını kazanmış ve diğer tüm canlılara hükmünü, egemenliğini kabul ettirmiş mağrur bir aslan edasıyla gayet neşeli ve kendinden emin bir tavırla söylediklerimden dolayı çok mutlu olduğunu, onlarla yakın bir ilişki içinde olmamı çok istediğini ifade etti. Ben de ailedeki neredeyse herkesin içinde narsizme evrilmek için fırsat kollayan, kendilerinden küçük akıllarından büyük egolarını tatmin ettiğime inanarak bir şeyler atıştırmak için mutfağa gitmek adına izin alıp oradan ayrıldım. Cehennemde yanacağına kesin gözle bakılan birinin kabirde yaşayacağı azabı onun yerine ben yaşamışım gibi asla bitmeyeceğini sandığım dakikalardan sonra mutfak bana adeta cennete doğru giden huzurlu bir yolu andırmıştı. Ufak bir atıştırmadan sonra evden ayrılıp şehrin bir diğer ucunda yer aldığını anımsadığım sahafçılara doğru gitmeyi aklıma koymuştum. Cevabını aradığım soruların ruhumda yarattığı kaosu dindirecek gerçekleri orada bulmayı umuyordum. Babama ihtiyaçlarımı tamamlamak üzere çarşıya rahatça gidebilmek adına arabasını istediğimi söylediğimde, kabir sorgusuna alınmayı beklerken babam bana cebinden arabasının anahtarını verip hızlıca evin içerisine doğru yönelmişti. Konumdan gideceğim yeri belirledikten sonra yola koyuldum.



