Şiddetli baş ağrısıyla birlikte gözlerimi küçüklüğüm zamanında kaldığım odada açtım. Bana ne olmuştu ve ne zaman buraya gelmiştim ? Hatırıma düştüğü kadarıyla en son İzmir´den Edirne´ye gelmek için otogara doğru yola çıkmıştım. Peki sonra ne oldu da ben buraya nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Tam ne olduğunu anlamak adına yerimden kalkıyordum ki içinde bulunduğum odanın kapısı aralandı ve içeri Büyük Teyzem yatağımın kenarına oturarak başımı okşamaya başladı.-Ah! Kuzum benim nasıl oldun, iyi misin? Gerçi benimki de laf annesini kaybetmiş bir insan ne kadar iyi olabilir ki? Teyzem dingin bir şelaleyi andıran ince ama gayet tok olan sesiyle konuşmaya devam ederken bıçak gibi keskin bir edayla lafını keserek ben sözü devraldım ve konuşmaya başladım :-Öğrenmek istediğim şeyler var teyze bana ne oldu da ne yaşadığımı hatırlamayacak hale geldim.-Yavrum benim annenin cenazesini gördükten sonra bu hale geldin. Bizde senin için çok endişelendik sonuçta bayılma olayından şu zamana kadar tamı tamına dört gün geçti. Muayene etsin diye kaç defa doktor çağırdık ama doktor şok geçirdiğinden dolayı buna bağlı olarak vücudunun stresten dolayı bu kadar uyku haline olduğunu söyledi. Duyduklarımdan sonra adeta dumura uğradım. Ben annemin cenazesini görmüştüm ve bunula ilgili yaşanılan tek bir anı hatırıma düşmüyordu. Bu anlatılanlar bana her ne kadar imkansız gelse de başka ihtimaller zihnimin ucundan dahi geçemiyordu sanki hafızam başka biri tarafından özel olarak böyle olması adına kurgulanmıştı. Düşüncelerimi başkasının duyması adına sesli olarak söylediğimde tuhaf kaçacağının gayet farkındaydım ama elimde olan bir durum değildi istemsiz bir şekilde bunlar zihnimin için hüküm sürüyordu. Büyük Teyzemin anlattığı her ne kadar mantığıma tam olarak oturmasa da şimdilik inanıyormuş gibi yapmaktan başka çözüm yolu aklıma düşmüyordu. Teyzemin anlattıklarını kabullenmiş gibi gözükerek onun eşliğinde aile üyelerinin orada olduğunu tahmin ettiğim salona geçiş yaptık. Büyük Teyzem elini omzuma koyup beni baş köşeye oturmamı sağladı. Yaptığı her hareket attığı her adım bana o kadar tuhaf geliyordu ki ... Bunun sebebi ben buradan temelli ayrılmadan önce sevgili ailemle aramdaki ilişki ormanda krallığını ilan etmeye çalışan iki rakip aslandan farksızdı. Kuzenim Atakan gözlerimin içine sanki ruhumu delip geçmek için çaba gösteriyormuşçasına bakıyordu.-Ne var Atakan? Artık o dışarıdan sessiz görünse de içeriden en yüksek perdeden beni yargılayan bakışlara daha fazla tahammül edememiştim.-Hiçççç... Sadece uzun süredir görmediğim kuzenimi dikkatlice incelemek istedim.Sen benimle dalga mı geçiyorsun Atakan. Bunun geçerli bir açıklama olduğunu sana düşündüren nedir? Dakikalarca gözünü kırpmadan bana bak sonrada ağzını yaya yaya hiççç deyip geçiştirme üzerine kurulu tepkiler verme ve bana zihninden geçenleri doğrudan doğruya aktaran bir açıklama yap.-Yalnızca sevgili kuzenimin yaşadıklarından ötürü üzüldüm ve onu uzun süredir kanlı canlı göremediğimden ötürü gözlerinin içine bakarak iyi olup olmadığına kendimce karar vermek istedim. Daha fazla onunla muhatap olmak istemediğimden yavaşça yerimden kalkıp evin bahçesine doğru adımlamaya başladım. Uzun zamandır bu eve ayak basmıyordum. Etrafımda ters olaylar dönüyor gibi hissediyorum ve içimdeki bu hissi asla baskılayamıyordum. Yok oluşun eşiğinde ufak bir dal parçası ile hayata bağlanıyormuşum da en küçük hatam tüm düzeni alaşağı edecekmiş gibi bir his ruhumu duman altı bırakmıştı. Ben evin bahçesinde bunları düşünürken sanki karşımda bulunan ormanın içinden bir çift göz beni soluksuzca izliyormuşçasına bir düşünce aklımda yer etmeye başladı. Merakla korku kardeşmiş derler... Bende bu iki kardeşi yüreğimin ve aklımın baş köşesine koyup ormana doğru adımlamaya başladım. Bana bakan o yırtıcı gözleri gördüğüm yere doğru yaklaştıkça kalbim bedenimin hükmünden çıkıp bağımsızmışçasına hareket etmeye başladı. Taşlı yollarda adım attıkça ayaklarımın altından çıkan hışırtılı ses sanki yaşanacak olaylar hakkında bana birtakım şeyler anlatmaya çalışıyor da ben asla ve asla anlam çıkaramıyormuşçasına bir hissiyat en derinlerimde yer edinmeyi başardı. Sonunda gözlerimin kendine hedef belirlediği noktaya ulaşmıştı lakin görünürde yüksek ağaçların hışırtı yapan dalları ve sinsice her adımımı izleyen kuşlar dışında gözümün görebildiği bir şey yoktu. Delirmeye başladığımı hissediyordum. Acaba halüsinasyon mu görüştüm? Düşünmek hiç bu kadar bedenimi ve zihnimi bitap düşürmemişti. Baygınlık ve uzun süreli uyku sonrası zihnimin böyle yanılsamaları görmesi normaldir diyerek eve dönmeye karar verdim. Akşam yemeği yendikten sonra evdekilerden izin alarak yatmak üzere odama çıktım. Perdeyi çekip yatmaya hazırlanıyordum ki kapalı olan kapımın arkasında bir çift erkek ayağı gördüm. Pencereden aşağı baktığımda ise herkesin hala masada yemek yemeğe devam etmekte olduğunu gördüm. Sessiz olmaya özen göstererek yavaş adımlarla kapıya doğru harekete geçtim. Kendimi kötü bir şey olmayacağını dair telkin ederek kapının kolunu kavradım ve kapıyı şiddetli bir hızda açtım. Artık çıldırdığımı düşünme aşamasını geçmiş neredeyse kendime şizofreni teşhisi koymayı düşünmeye başlamıştım zira kapının arkasında canlılığa dair tek parça iz yoktu. Kapıyı kapatıp yatağıma geçerken bu kötü günün tekrarlanmaması adına dua etmeye başladım. Sabah uyandığımda gün akşam yaşadığım olayın aksi bir aydınlığı ruhuma akıtmak için doğmuştu adeta. Bende bu güzel güne layık olabilmek adına hareketli ruh halini hemen kuşanıp salona indim. Tabi adeta huzur şelalesinden evimize damlamış sakinlikte bir kahvaltıdan sonra hem yürüyüş yapıp hem de annemin mezarını görmek isteyen içimdeki sesi tatmin edebilmek adına ayakkabılığa yöneldim ve tam ayakkabımı alıyordum ki dün akşam kapımın ardında gördüğüm o ayakkabılar beni karşılamıştı. Tek dileğim bunun ne kadar korkunç olursa olsun bir şakadan ibaret olmasıydı. Tam o esnada arkamda biri belirdi :-Ters bir şey mi oldu Asya ? yaklaşık on dakika önce evden çıkacağını söylemiştin ama ayakkabılığın önünde donmuş bir halde duruyorsun. Gelenin Atakan olmasıyla rahatlamıştım. En azından ona aklımdaki soruyu sorabilirdim.-Atakan şu kırmızı topuklu ayakkabının yanındaki senin ayakkabın mı ? Gözlerimin içine adeta neden bu saçma soruyu soruyorsun dercesine bakmış olsa da sorumu yanıtladığı için minnettardım fakat aldığım cevap minnettarlığımı ve içimde savaş halindeki diğer duyguları ölüm sessizliğine boğan, dehşet duygusunun tüm benliğimde yekpare duygu olmasına sebebiyet veren ve benim soluksuz kalmama sebep olan bir cevaptı.-Hayır, babanın. Bunu deyip beni arkasında bilinmezliklerle bırakmıştı. Olduğum yerden kendimi nasıl attığım ve kasaba yoluna girdiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu sanki vücudum benim sağlıklı kararlar veremediğimi fark etmiş ve geçici bir süreliğine yönetim yetkisini elimden almıştı. Artık ayaklarım beni taşıyamıyordu. Bunun sonucunda adeta yere koca bir et parçasıymışçasına sere serpe yığıldım. Kendimi toparlamaya çalışırken her ne kadar nasırlı olsa da gayet biçimli, uzun, kemikli bir el bana yardım etmek için uzanmıştı.-Hanımefendi, iyi misiniz? Ben Ülgen. Şu ilerideki mısır tarlasının içinde bulunan çiftlikte yaşıyorum. Elini uzatırken beni korkutmamak adına hemencecik bu sözcükleri peşi sıra halinde yüksek ama gayet dingin, tok bir ses tonuyla söylemişti.-E eevet, gayet iyiyim. Yardımlarınız için çokça teşekkür ederim. Bu iyiliğinizi hiç unutmayacağım deyip tam oradan ayrılıyordum ki bana : -Hanımefendi, unutmayın Şeytan ilk zamanlarda hep insan suretiyle tasvir edilirdi dedi.-Sen ne demek istiyorsun hadsiz herif demiş olmama rağmen bana aldırış etmeyerek koşar adımlarla oradan uzaklaştı. Ardından koşmaya başlasam da mısır tarlasının içine girdiğinde onu gözden kaçırmıştım. Nihayetinde pes etmedim ve mısır tarlasının içinde büyük bir kararlılıkla onu aramaya başladım. Ne olursa olsun onu bulmalıydım. Tarlanın içine girmeden önce gördüklerim kadarıyla çiftlik evine doğru ilerlemeye çalışıyordum. Zaman geçtikçe ben sanki hep aynı yerde yürüyormuşum hissiyatına kapılmaya başladım. Durup soluklanmaya karar verdiğimde ise aslında tarla içinde bir milim dahi ilerlemediğimi fark ettim ben hep Ülgen´i en son gördüğüm yerle giriş arasında anlamsız bir tutsaklığa yakalanmıştım. Tam da her şey daha kötü olamaz derken kalabalık karga sürüsü tepemde tur atmaya başlamıştı. Sanki gerilimli bir senfoninin son kısmındaydım ve birazdan orkestranın şefi son hareketiyle perdeyi kapanışa sürükleyecekti. Derken gökyüzünden kargalar bir bomba edasıyla yere çakılmaya başlamıştı. Çığlıklar eşliğinde sanki bir çıkış yolum varmış gibi kaçmaya çalışıyordum. Oradan oraya koşarken benim açımdan mucizevi sayılacak şekilde o tarladan çıkmayı başarmıştım. Korku içinde eve doğru koşarken son kez ardıma baktım ve adeta kandan oluşan bir nehri andıran tarlaya bakıp yoluma devam ettim. Bu şehirde yolunda gitmeyen şeyler vardı ve bunların hepsi tek tek beni buluyordu. Sanki lanetlenmiştim. Kendimi güç bela eve attıktan sonra bu yaşanılanları aileden birine danışmaya karar vermiştim zira birinin deli olmadığımı söylemesine şuan yaşamsal açıdan tek önemli şeymişçesine buna ihtiyacım vardı. Bende evde muhatap olacak birini canhıraş bir halde ararken Nihal ablaya freni patlamış bir kamyon gibi çarpmıştım. Artık korkudan resmen önümü bile göremiyordum.
Bölüm 2
Felaketler Zinciri
24 yorum
Hikayenin çok güzel bir aurası var yazım dilin hosuma gitti
1YanıtHikayenin çok güzel bir aurası var yazım dilin hosuma gitti
Hikayenin çok güzel bir aurası var yazım dilin hosuma gitti
İki bölüm okuyacağım şimdilik
7YanıtBaya iyi
Güzel ilerliyor
Şka ma Ka eser ciddi sarıyoo🤩
Şey onun hafızesı yerinde mi?
1YanıtHafızasını mı kaybettiiii
1YanıtÜrkütücü ve güzel
Bu kız niye böyle ya
Yia babası biraz ...
İnşaallah erkenden şizofreni tehşisini koyarlar yoksa bu kız bizi daha çok gerer 🫥
2YanıtHeyecan dolu karakterin içsel yönü dışarı güzel aktarılmış bayıldım 🧿🧿
Biraz ürkütücü 😬
Olm bu kıza kim beddua etti veya büyü yaptıı???
İlgen senin derdin ne koçum?
Atakandan bi tetiklendim bak şimdii
Bayıldımmm ya
Güzel olmuş














