Cenaze namazının kılınacağı yere geçmeden önce son defa konuşma yapmak isterim: Çocuklar, biliyorum hepiniz çok üzgünsünüz ama şunu unutmayın bu Defne için bir son değil tam tersine yaşadığı hayatın mükafatını alacağı bir kurtuluş yolculuğudur. Onun için üzülmemeli çıktığı bu yolculukta ona eşlik edebilmek adına ruhu için dua etmeliyiz. Bu sözlerimi sakın unutmayın. Şimdi sana gelelim Asya Hanım, yıllardır ailenden bir haber uzakta yaşadığın yetmezmiş gibi annenin ölüsünün gömüleceği gün saygısızlık yapıp annen hakkında yaptığım konuşma esnasında resim çizme hadsizliğinde bulunuyorsun. Sabahtan beri ilk defa doğrudan beni muhatap alan büyük teyzem gözlerimin içine adeta yırtıcı bir kuşun avına attığı bakış ile bakıyordu. Tüm bu söylediklerine karşı sakinliğimi koruyarak ona hakkettiği cevabı verdim, şuan burasının bir cenaze evi olması benim için önemli değildi hadsizlik ise eğer mevzubahis bu sorunu hemen burada çözmeliydik.
-Büyük teyze, unuttuğun bir şey var ben bu evden ve bu şehirden gitmedim, gönderildim. Adeta, Cennetten aforoz edilen Şeytan gibi... Beni kafalarınızın içindeki kötü senaryoların başrolü gibi tasvir edip kendi yalanınıza kendinizi inandırdıktan sonra karşıma geçip ahkam kesemezsin, şunu unutma ben annem değilim ve asla olmadım. Bu sözlerimden sonra salonda bulunan diğer aile üyeleri arasında bir fısıldaşma silsilesi hüküm sürmeye başladı. Bu esnada ben ve büyük teyzem göz temasını henüz kesmemiştik. Sanki göz temasını kesen içinde bulunduğumuz üstünlük savaşını kaybedecek ve ormanın yeni efendisi ilan edilecekti. Tam o an içeri beni çocukluğumda yetiştiren ve içinde bulunduğum sözde sevgili ailem içerisinde tek iyi niyetli olduğuna inandığım, dadım Nihal abla geldi ve bizi cenaze namazının kılınacağı yere götürecek araçların evin bahçesinde beklediğini iletti. Nihal ablanın uyarısından sonra kalkıp bizi götürecek olan araçlara hızlı bir şekilde geçiş yaptık. Yol boyunca içimden bir ses burada olmam, kaçmam ve kendimi güvenli olarak gördüğüm yerlerin birinde koruma altına almam gerektiğini söylüyordu. İçimde gerçekleşen fırtınayı dışarı yansıtmamak istedikçe adeta gizli bir el göğüs kafesimi yarıp yakarış içinde olan yüreğimi aciz duruma getirecek şekilde sıkıyordu. Tüm bu düşüncelerle kafamı ve yüreğimi meşgul ederken şehir merkezinden giderek uzaklaştığımızı fark ettim. Bir terslik vardı bundan emindim zira bildiğim kadarıyla şehir merkezinin dışında bir Camii yoktu, biz nereye gidiyorduk? Düşüncelerimden ötürü buhranlı bir ruh haline bürünmek üzere iken her ne kadar şuan onunla muhatap olmak istemesem de bu sorunun cevabını bir tek onun bileceğini düşünerek tam büyük teyzem´e sorularımı sormaya hazırlanıyordum ki içinde bulunduğumuz araba ani fren yaptı. Ne olduğu sormak için ani fren sonucu savrulan bedenimi toparlarken ben dışında herkesin bunu olağan karşıladığını gözlemledim. Yaşanan olaylar gitgide tuhaflaşıyor , etrafımda bir şey dönüyor da yalnızca ben anlamıyormuşum gibi hissettiriyordu. Güç bela araçtan çıktıktan sonra arkamızdan gelen aracın içinden çıkan diğer aile üyelerini görünce gerçekten de bu yaşananları ben dışında kimsenin tuhaf karşılamadığını anladım ve tam o esnada yeryüzündeki tüm ürpertileri içime hapsetmek isteyen bir yel beni hakimiyeti altına aldı ve şehre adım attığım andan beri yüzüme takınmış olduğum duvarla sanki sonsuzluğa uzanan arazinin içinde yürüdükçe yaşanacak felaketler bu yolculukta bana yarenlik ediyordu. Benim için kısa sayılamayacak bir süre daha ilerledikten sonra gördüklerim karşısında ruhum bedenimi geri dönmemek üzereymişçesine terk etmişti. Annem, üzerinde kefeni olmadan çırılçıplak bir şekilde resmen yere atılmış ve üzerine anlamını bilmediğim, daha önce asla görmediğim semboller kazınmıştı. Vücudumu önü alınamaz bir titreme kasıp kavurmaya başlamıştı. Kendimi hesap sorabilmek adına sakinleştirmeye çalışırken kuzenimin, yengemin, büyük teyzemin ve yıllar sonucu birbirimizi bir daha görmediğimiz ve aramızda süregelen sürtüşmeden ötürü birbirimizi asla muhatap almadığımız babamın annemin ölüsüne doğru gittiğini gördüm. Babam dizlerinin üzerine çökerek annemin saçını okşamış daha sonra belindeki kemerde sabitlemiş olduğunu gördüğüm avcı bıçağını çıkartarak atar damarını kesip akan kanı içmeye başlamıştı. Çığlık çığlığa anneme doğru koşarken kuzenim beni yakalayıp ona ulaşmamı engellemişti. Atakan´ın kolları arasında sunağa yerleştirilmiş bir kurban gibi çırpınırken kendimden geçip bayıldım. Gördüğüm son şey ise babamın bana doğru bakan kıpkırmızı irisleriydi.














