Bölüm şarkısı Duman - Melankoli
Hiç kendinizi çok çaresiz hissettiğiniz bir an oldu mu? Gözlerinizi kapatıp hayattan, sevdiklerinizden kaçmak istediğiniz bir an peki? Gülümserken aslında içten içe ağladığınız bir an, ona rağmen yaslanacak bir omuz aramadınız... Derin bir nefes alıp kafamı gökyüzüne kaldırdım ve yağan yağmuru yüzümde hissettim. Gözlerimi usulca kapatıp içime çektiğim nefesi serbest bıraktım. Aklıma gelen şeyle gözlerim doldu, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım ve delirmiş gibi kıkırdadım.
14 Yıl Önce
Kapının açılma sesiyle elimdeki oyuncağı yere bıraktım ve kapıya koştum üstümdeki sarı elbisemin eteklerini düzeltip parmak uçlarımda kalkarak kapıyı açtım "hoş geldin babacığım seni çok özledim!" Neşeyle cıvıldadım ve kahverengi gözlerimi babamın üzerine diktim babam ise halsizce gülüp. "Bende seni çok özledim gece Güneş'im hadi salona geç hemen geliyorum." Bir elini arkasına saklıyordu dudaklarımı büküp kafamı salladım ve koşarak salona döndüm elime peluş ördeğimi alıp sarıldım ve o yana bu yana sallanarak şarkı söylemeye başladım normalde kısacık süren ama bana bir ömür gibi gelen bir sürenin sonunda babam gülümseyerek salona girdi hala bir elini arkasında tutarak benden bir şeyler saklıyordu hemen önüme gelip bir dizini kırarak benimle aynı boya geldi ve sakladığı elini arkasından çıkardı, elinde bir karahindiba buketi vardı çiçeklere hayranlıkla bakıp elimi uzattım ve çiçeği aldım. Sonra kaşlarımı çatarak babamın yüzüne baktım." Ama babacığım bugün ne bayram nede benim doğum günüm." Sarı saçlarını karıştırıp sağ elini kaldırdı ve saçlarımı okşadı, halsizce gülümsedi, benim babam normalde hafif kavruk tenliydi peki şimdi neden ten rengi bembeyazdı bulutlar gibi? Sertçe yutkundu ve "biliyorum prensesim, ama eğer bir gün olurda yanında olamazsam ve doğum gününü kutlayamazsam diye veriyorum bunu, ama yine de o günlerde de sana hediye alıp vereceğim bunu unutma olur mu gece Güneş'im?" Hevesle başımı salladım ve babamın boynuna atladım "teşekkürler, teşekkürler babacığım! Seni çok seviyorum!" Ben onun boynuna atlayınca yere düşmüştük ve kahkahalarla gülmeye başlamıştık. Seni çok seviyorum baba...
Günümüz
Gerçekten kızlar annelerinin kaderini mi yaşarlar sadece? Babalarının kaderini yaşayamazlar mı? Olduğum yerden aşağıya baktım arabalar son hızla ilerliyorlardı yağmur şiddetle yağdığından kimse dışarıda değildi, üst geçitin üstüne çıkmış aşağıyı izliyordum. Eh şuan en azından sonumun babam gibi olacağını biliyorum buda bir şeydi değil mi? Yağmur şiddetini arttırdı ve bir şimşek çaktı. Teşekkür ederim yağmur. Gözyaşlarımı gizlediğin için teşekkür ederim. Delirmiş gibi kahkaha atmaya başladım. "Baba neredesin? Mutlu musun gökyüzünde, izliyor musun bu zayıf hallerimi?!" Ellerimi iki yana açıp bağırdım. Gözlerimi yumunca babamın gülümseyen yüzünü gördüm. Sen öleli yıllar oluyor baba ve ben hala senin küçük kızınım. Sen bu acıya dayanamayalı yıllar oluyor baba. Sertçe yutkundum ve gözlerimi açtım hala ağlıyordum sarı saçlarım ıslanmış ve yüzüme yapışmıştı, derin bir nefes aldım ayağımı korkulukların ardına attım. O kadar acı neden çekeyim ki? Diğerini de atıp korkuluklara tutundum, ben ölsem de annem merak etmezdi beni? Neden etmezdi ki ben onun kızı değil miydim? Sevmiyordu ama beni babamı görüyordu bende ve bugün bu tamamen kanıtlanmıştı. Yoktum o yüzden ben annem için Bir elimi bıraktım, babacım canın çok acıdı mı? Diğer elimi de bıraktım ve gözlerimi kapattım. Özür dilerim baba. Kendimi aşağı bıraktım.
Birinin beni bileğimden yakaladığını hissedip nefes nefese gözlerimi açtım ölmedim mi? Bileğimi tutan kişi beni yukarı çekti ve belimden tutup korkuluğun iç tarafına çekti. Kafamı göğsüne bastırıp nefes nefese. "Yakaladım..!" Sertçe yutkundu. "İyisin..." Sesi titredi. "Yakaladım. Ölmedin. İyisin..." Titreyen ellerimle beline sarıldım ve yüzümü göğsüne gömdüm. Hıçkırdım, belime sarılan eli sıkılaştı ve sağ eliyle kafamı göğsüne bastırdı, derin bir nefes aldım, is ve amber kokusu ciğerlerime doldu yağmur kokusunu silememişti. "İyisin. Benimlesin. Ölmedin. İyisin..." Şoka girdiğini anlamıştım ama bende korkuyordum. "İyisin. Ölmedin. Yakaladım. Benimlesin. Kalbimdesin..." Tekrar sertçe yutkundu ve elleri yanaklarımı kavradı, elleri çok büyüktü beni kendinden hafifçe uzaklaştırdığımda ela gözleriyle karşılaştım. Sesi titrerken "İyi misin?" Titreyen çenemle kafamı salladım. Elleri hala tir tir titriyordu. burnumu seslice çekip sonra kafamı hayır der gibi salladım. Sessizce fısıldadım "İyi değilim..." Bunu deyince beni hemen kucakladı ve hızlı adımlarla bir yere ilerledi sonra durdu ve bir küfür savurup yönünü değiştirdi. Beni tutan kolları bile titriyordu, yeniden hıçkırdım. Kime dediğimi bilmeden kalbime giren sancıyla. "Özür dilerim." Fakat kimden özür diliyordum? Kendimden mi? Babamdan mı? Yoksa babam öldükten kısa bir süre sonra evlenen annemden mi? Kollarını sıkılaştırıp bir şeyler mırıldandı fakat onu duyamadım. Kimdi ki bu? Siması tanıdık geliyordu. Tekrar durdu ve birisine seslendi "Hangi taksi boş abi?" Yaşlı bir adamın sesini duydum.
"Benim. Geç yavrum şöyle. Vah vah ne oldu böyle kızcağıza sırılsıklam olmuş." Beni kurtaran kişi kekelemekten öteye gidemedi, beni arka koltuğa oturur vaziyette bıraktı, nedense bu yabancıyla aramızda bir sır olarak kalacak gibi hissediyordum. Hemen yanıma oturdu ve beni kendine bastırdı kafam tam kalbinin üzerine denk geliyordu, derin nefesler aldı. "Tuttum, bak ellerinden tuttum, annem gibi olmadın bak, iyi oldun." Saçlarımı okşadı. "Bak sözümü tuttum." Ellerim titredi ve göz bebeklerim büyüdü bu kimdi? Derin ve titrek nefesler almaya başladım fakat sanki aldığım nefes bana yetmiyordu. Göğüs kafesim alçalıp yükseliyordu sadece, sonra burnumun aktığını hissettim. Nefes alamıyordum. Tüm vücudum titremeye başladı, yabancı bunu fark edince kendini bana bastırarak . "Şşşh! Sakin ol..." Bende onun sıcaklığına sarıldım bir süre sonra nefeslerim düzene girdi, titremelerim durdu.
Bu yabancı bana nasıl bu kadar iyi gelebiliyordu ki? Çenemi tam kalbini üzerine yasladım ve alttan alttan ona baktım, açık kahverengi saçları ıslanmış ve alnına yapışmıştı. Sanki ellerinin arasında kırılgan bir şey tutuyor gibiydi, gözleri hala korku doluydu. Daha fazla ona bakmama izin vermeyip beni kalbinin üzerine bastırdı. "Sen kimsin?" Sertçe yutkunduğunu duydum. "Kimim ben?" Sessizce mırıldanmış ve kafasını kafamın üzerine yaslamıştı. Hafifçe kaşlarımı çattım sesi çok içten ve boğuk gelmişti. "Ne yani bir sapık mısın?" Sessizce güldü bir süre sonra sakince cevapladı. "Hayır, değilim. O zaman sana bir ipucu vereyim soyadım Çetin."
Hadi ama Çetin! O salak kızı bırak da bizimle oyna! Salak kız mı? Emin olun o kız hepinizden daha akıllı susması geri zekalı olduğunu göstermez ve sakın! Sakın bir daha onun hakkında onunla bu şekilde konuşma cüretinde bulunmayın! İyi misin prensesim?..
Donup kaldım. Kendime geldiğimde kollarımı beline sıkıca sardım. Çocukluk arkadaşım... "Emre..?" Burnundan güldüğünü duydum. "Efendim güzelim?" Sesim titremişti. Derin bir nefes aldım. " Sapık mıymışım küçük hanım? Hım?" Dayanamayıp güldüm. "Hala emin değilim. Deli misin hatırladım seni! aynı mahallede büyüdük en yakın arkadaşımdın sen benim..!" Fark etmediğimi sansa da hala elleri titriyordu, göz bebekleri korkuyla büyümüştü. "Öyle miymiş küçük hanım?" Dayanamayıp sessizce kıkırdadım taksi durunca beni bileğimden yakaladı ve arabadan indik.
"Burası neresi? Ve kimin?" ahşap iki katlı eve hayranlıkla baktım ev tam uçurumun kenarına yapılmıştı yokuştan aşağıya inince sahile iniyordun evin sağ tarafı ise ormandı... "Kuzenimin, gel içeriye girelim biraz daha böyle kalırsan hasta olacaksın." Hızlı adımlarla eve ilerlerken beni de peşinde sürüklüyordu cebinden anahtarı çıkardı ve kapıyı açtı, içeri girince bizi salon karşıladı duvarlar ahşaptı sanki... Eski zamanlardaki gibiydi boya yoktu eşyalar bile ahşaptandı. "Bu ev çok güzel" Onun elini bırakmış kendim etrafa bakınıyordum. "Sen beni bekle ben sana bir kaç kıyafet getireyim olur mu?" Usulca kafamı salladım ve kendi etrafımda döndüm duvarlarda el yapımı olduğu belli olan bir kaç tablo vardı. Bir süre daha etrafı inceledim sonra ise kapının önünde bir haraketlilik hissettim. "Al bakalım ben şurada bir oda var orada giyineceğim sen burada giyinebilirsin giyinince bana seslen ama tamam mu?" Elindeki kıyafetleri alıp ona tebessüm ettim. "Tamam seslenirim." Gülümsedi ve salondan çıktı onun çıkmasıyla hızla üzerimdekileri çıkartıp değiştirdim. Beyaz boğazlı bir kazak ile siyah bir eşofman vardı. Birde yünlü polar bir hırka getirmişti ama diğerleri bana tam olurken polar bana oldukça büyük olmuştu, fermuarını çeneme kadar çektim ve yere şöminenin önüne oturdum. "Gelebilirsin!" Bir süre sonra içeriye Emre girdi. "Saçların hala ıslak ya kurutalım olur mu?" Kafamı salladım arkama geçti ve elindeki havluyla yumuşak hareketlerle saçlarımın nemini almaya başladı. "İstersen televizyonu açabiliriz?" Görmeyeceğini bile bile gülümsedim "olur." Kumandayı aldı ve rastgele bir haber kanalı açtı. Saç kurutma makinesini alıp saçlarımı kurutmaya başladı.
"Yeşim lisesinde toplu katliam! 288 ölü! Kimin öldürdüğü bilinmiyor fakat yaşayan iki öğrenci sorguya alındı! İşte şimdi detayları."
Sessizce mırıldandım, "288 ölü mü?" Sertçe yutkundum.
"Zora Kurt ile Buğra Merih tutuklandı, bugün saat sabah 8 sularında Yeşim lisesindeki kermes için görevli olan iki öğrenci dışında herkesin öldüğü biliniy..." Spiker kadın öksürmeye başlayıp yere yığıldı ve kan kusmaya başladı. Sonrasında ise yayın kapandı. Emre homurdanarak kanalı değiştirdi. "Bu dünyanın çivisi çıkmış."
- "*** Okulunun çıkışında bir kadının bedeni bulundu. Onu bulan abisi hastaneye yetiştirse de kadının öldüğü biliniyor."
Emre ise hızla yeniden kanalı değiştirmişti. Bir çizgi film kanalına gelince durdu. Saç kurutma makinesini kapattı ve taramaya başladı. "Öreyim mi saçlarını?" Hevesle kafamı salladım babamdan sonra kimseye elletmemiştim saçlarımı, ben öğrenmiştim. Saçlarımı örerken bir şarkı mırıldanmaya başladı.
"Özledim seni harbiden
Aklıma da düşüverir aniden
İçince, açılınca"
Derin bir nefes aldığını duydum ve devam etti.
"Bekledin, sana gelmedim
Geceleri gönlüme eğledim
Uçunca, uyuşunca"
Geceleri derken vurgulamıştı hafifçe kıkırdadım.
"Söyledin, seni duymadım
Leyla'ya, Mecnun'u oynadım..."
Devam etmeyip duraksadı ve bir süre sessiz kaldı sonrasında ise sertçe yutkunup devam etti.
"Anladım ki yanılmışım
Öylesine yılana sarılmışım
Sen ölünce, gömülünce
Özledim seni harbiden
Aklıma da düşüverir aniden
İçince, açılınca..."
Söylemeyi bıraktı ve saçlarımın ucuna tokayı bağladı. Önüme geçti ve tebessüm ederek saçlarıma baktı. "Çok güzel oldu." Gülümsedim, "Hem hırkada yakışmış. Ve tam tahmin ettiğim gibi durmuş üzerinde" Gülümsedi. "Neden buradayız bana anlatmak ister misin?" Bakışları gölgelendi. "Peki sen, sen neden o an orada olduğunu anlatmak ister misin?" Gözlerimi yumdum. Aslında kendimize söylediğimiz yalanların bile bir doğruluk payı olurdu. Sen ne kadar kendini kandırmaya çalışırsan çalış sonuç hep aynı olurdu acı duyulan gerçekler... Titrek bir nefes aldım.
"Babamı özledim..." Hala gözlerim kapalıydı sadece onun nefes alıp verme sesini duyuyordum, bu dediğimle birlikte nefesini tuttu ne şaşkınca sordu. "Ne?" Tekrarladım. "Babamı özledim... M-mezarı karşı yakada annemden beni bırakmasını istemiştim ama o beni bırakmayınca yürüyerek gitme kararı aldım." Sessizce mırıldandı. "Güneş... Çok mu özledin onu? Kaç yıl oldu sahi? Benim son bildiğim sen 5 yaşındaydın onu biliyorum sadece." Sesim titredi, gözlerim doldu. " 14 yıl... Tamı tamına 14 yıl oldu. Gitti. Sahi Emre herkes bırakıp gider mi? Gitmek mi zorundayım bende? Emre babam gitmek zorunda mıydı? O da gitmek zorunda mıydı Emre? İlk sen sonra dedem, sonra anneannem, ve sonra babam. Babam tek gitmedi ki Emre." Hıçkırdım. Neden hep bu kadar acımak zorundaydı? Hep neden iyiler gitmek zorundaydı, kendileriyle birlikte bizi de götürmek zorunda mıydılar? "Sonra annemde gitti onunla, sevmedi beni, babamla birlikte benim çocukluğumda gitti." Kolumdan tuttuğunu hissettim ve beni kendine çekti. "Çok mu yalnızdın yine?" Yeniden hıçkırdım ama kafamı hayır dercesine salladım. "Annemin evlendiği adamın bir oğlu var benimle yaşıt o vardı yanımda." Yavaş yavaş saçlarımı okşamaya başladı. "Tamam ağla güzelim. Rahatla."
Geçmiş
"Emre! Gel oyun oynayalım!" Elbisemin eteklerini toplayarak penceresinin önüne gelmiştim ve zıplayarak penceresinden içeri bakıyordum. Pencere açıldı ve Emre gülümseyerek bana baktı. "Tamam dur gece Güneş'i geliyorum iki dakikaya." Gülümseyip kafamı salladım hemen pencereyi kapattı iki dakika sonra yanıma geldi. Kıkırdayıp "Tam zamanında geldin." Elini arkasına gizliyordu merakla dudak büktüm "Arkanda ne saklıyorsun?" Bana kocaman gülümseyerek baktı "Geçen gün lunaparka gitmiştik babamlarla, orada bir oyuncak kazanmıştım senin için," Heyecanla ona baktım. "Lunapark nedir?" Afallayarak bana baktı sonra boş olan elini ensesine attı ve "Şeyyy eee oyuncaklar! Kocaman oyuncakların olduğu bir yer!" Sonra arkasına gizlediği elini çıkarttı ve elindeki oyuncağı bana verdi, bebeğin sarı saçları vardı pembe küçük bir dudağı ve üstünde sarı renk çiçekli bir elbise vardı bebeğin saçlarında ise karahindiba çiçeklerinden yapılmış küçük bir taç vardı. Bebeğe sıkıca sarılıp. "Bu çok güzel! Teşekkür ederim Emre!" Sıcacık gülümsedi ve bana sarıldı. "Bir günde seninle lunaparka gideriz söz hatta sana yeniden bir sürü oyuncak kazanırım söz." Gülümsedim ve yanağına bir öpücük kondurdum. O bana verdiği her sözü tutardı onu biliyordum.
Teşekkürler Emre. Yıllarca tek kalsam da ve sen bunu bilmesen de bana verdiğin sözler sözler sayesinde ayakta kaldım ben bunu bilmesen de olur. Teşekkürler Güneşte Yaşayan Uzaylı.

