İçeriğe geç

Güneşsiz Gökyüzü | Texting

Bölüm 17 · 4 dk okuma

Güneşsiz Gökyüzü | Texting

Bölüm 17

1.7

Alkımların sokağına vardığımda hava iyice ağırlaşmıştı. Sanki birazdan yağmur başlayacaktı. Yokuşun sonundaki üç katlı apartmanın önünde durdum. Zile bastıktan sonra beklemeye başladım. Ama açılmadı.

Bir dakika sonra kapıyı açan Alkım, karşımda belirdi. "Kapının otomatiği bozulmuş." Diye açıklamada bulunduktan sonra her zamanki gibi aceleci bir ifadeyle "Geç kaldın." diye ekledi. Ama gözleri gülüyordu. Beni içeri aldı.

Merdivenleri hızlıca çıktık. İkinci kattaki dairenin kapısı, yani Alkımların kapısı açıktı. Ayakkabılarımı çıkarırken içeriden kahkaha sesleri geliyordu. Salona adım attığımda nedenini anladım.

Gamze ve Dilara, koltuğun köşesinde yan yana oturmuştu. Gamze'nin üstünde parıltılı bir eşofman vardı. Suratı sirke satıyordu. Dilara ise telefonunda bir şeyler izleyerek gülüyordu.

Telefonuma bir bildirim geldiğinde kalbim hızla çarptı ve cebimden çıkarttığım gibi ekranına baktım. Mesaj ondan değildi. Mağazaların indirim haberlerine ihtiyacım yoktu şu an! Sinirden mesaj atan mağazanın numarasını engelledikten sonra düşen suratımla birlikte Dilara'nın yanına oturdum. "Selam, nabersiniz?"

"Seni bekliyorduk." Diye homurdandı Gamze. "Ders çalışmaya başlamamız gerekiyor artık."

"Geldim, gördüğün gibi. Ayrıca sen başlasaydın, bensiz çalışmaya?"

Cevabıma karşı bozulurken, Alkım ellerini şaklatıp dikkatleri üzerine çekti. "Annemler düğüne gitti, abimde odasında yani ev sessiz olacak. Dışarıdan iki büyük boy pizza ve içecek söyledim. Yani ders çalışmaya geçebiliriz."

Daha sonrasında dediği gibi olmuştu.

Pizza geldi, herkes dilimini kaptı. İlk başta birkaç konu hakkında konuşup güldük. Ama sonra ciddileştik. Gerçekten ders çalışmaya başlamıştık. Alkım masasını hazırlamıştı, herkes kitaplarını açtı. Ben de defterimi önüme aldım ama aklımın yarısı başka bir yerdeydi.

Kalemle defterime anlamsız çizgiler çizerken, gözüm sürekli telefonumdaydı. Sessize almıştım ama yine de ekranı gözlüyordum. Bildirim yoktu.

"Sen Leyan, hangi konuyu çalışıyorsun?" diye sordu Dilara, bana bir kaşını kaldırarak.

"Şey... trigonometrik..." dedim ama cümleyi tamamlayamadım. Çünkü trigonometriden çok, yeşil gözlü birinin bakışı beynime kazınmıştı. Benim gökyüzüm Batuhan Demirer miydi?

Gamze "Göğe mi yazıyorsun o formülleri?" diye alay etti.

Dudaklarımı tıpkı onun gibi büzerek "Evet canım." Dedim, kalemin ucunu ona doğru bir bıçak gibi kaldırarak devam etti. "Birazdan da sana yazacağım."

Dilara kıkırdarken, Gamze gözlerini devirdi. Ama Alkım durumdan rahatsız olmuş gibi seslice boğazını temizledi. "Leyan." Dediğinde yutkundum. "Benimle mutfağa gelsene, içecek alalım."

Omuz silktim. "Az önce içtik, isteyen alsın."

"Atıştırmalıkta getireceğim, isteyen yer. Hadi bana yardım et."

Gamze bana şeytani bakışlar yollarken başımı sallayarak nispet yapar gibi ayaklandım. Gamze ise o sırada kudurmaya devam ediyordu.

Salondan çıkarken Alkım'ın peşinden gidiyordum. Koridorun en sonundaydı mutfak. Abisinin odası olduğunu bildiğim kapının önünden geçerken, kalbimde hafif bir gerginlik vardı. Odadan tek bir ses dahi gelmiyordu.

Mutfağa girdiğimiz gibi Alkım kapıyı kapatırken içimde bir şeyler tetiklendi. Dolaptan meyve suyu şişesini çıkartırken konuşmaya başladı, sesi normalden daha kontrollüydü. "Neden Gamzeye durduk yere laf sokuyorsun?"

Bardağı tezgâha koyarken yüzüne bile bakmadım. "Durduk yere mi?" dedim, alaycı bir gülümsemeyle. "Her seferinde o başlatıyor."

Alkım gözlerini gözlerime sabitledi bu kez. "Biliyorum. Ve haklısın. Ama Gamze öyle biri değil normalde. Sadece... seni kıskanıyor olabilir."

Kaşlarımı kaldırdım. "Neyi kıskanacak ki?"

Elbette biliyordum! Gamze Alkım'ı sadece benden değil, herkesten kıskanıyordu. Çocuğu bir kafese alıp kapatsa anca rahatlardı ama beni ekstra kıskanıyordu. Çünkü Alkımla oldukça yakındık, muhtemelen de hislerimin olduğunu anlamıştı.

Kahve saçlarını yana doğru ittirip cevap vermeden önce bir an kadar düşündü. "Belki seni. Belki bizim arkadaşlığımızı. Bilmiyorum. Ama o böyle çıkıştığında aranızdaki gerilim artıyor, sonra ben de ortada kalıyorum."

İçimden geçenleri söylememek için kendimi zor tuttum. "Ben seni hiç ortada bırakmak istemem. Ama kendimi de ezdirmem."

Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Alkım sessizce başını salladı. "Tamam. Sadece... bu akşamlık ateşkese ne dersin?"

Kıkırdadım. "Tamam. Ateşkes."

Tam o anda, mutfağı aydınlatan beyaz ışık birdenbire sönüverdi. Tüm ev karanlığa gömüldü. Dolaptan gelen uğultu kesildi, televizyon sesi bir anda sustu.

"Ne oldu?" dedim refleksle.

Karanlıkta bir an için donakaldım. Gözlerim hiçbir şey görmüyordu. İçimde o korku, derin bir boşluk gibi büyüdü. Hızla derin bir nefes alarak kendimi toparlamaya çalıştım.

"Ah, yine mi." Diye mızırdandı. Omuzlarımdan tutan ellerini hissettim. "Elektrikler gitti. Ama sakin ol, tamam mı?"

Başımı zar zor salladım. Karanlıktan korktuğumu biliyordu. Sanki nefessiz kalıyormuşum gibi hissediyordum. Alkım'ın sesi tekrar duyuldu, biraz daha sakin ama hala garip bir soğukluk vardı.

"Dün de gitmişti ve bir saat bekledik. Şimdi sen sakin ol, şuralarda bir yerde fener olacaktı ben onu bulacağım."

"Beni yalnız bırakma..." diye fısıldadım, neredeyse kendime bile duymayacak kadar sessiz.

Mutfak kapısının açıldığı duydum. "Leyan."

Bu Dilara'nın sesiydi.

"Leyan, sakin ol, tamam mı?" Dilara'nın sesi, Alkım'ınkine benzer bir tınıda ama biraz daha ısrarcıydı. İçindeki endişeyi hissedebiliyordum, çünkü benim gibilerini görmek onu zorlayabiliyordu.

Ama içimden o korku hala beni sarmaya devam ediyordu. Karşımdaki hiç bir şeyi görememek, duvarın sertliğini bile hissedememek beni çılgına çevirecekti.

"Dilara..." diye fısıldadım, sesim titreyerek. "Ben... gerçekten korkuyorum. Lütfen..."

Omzuma değen bir el hissettiğimde, karşımda biri olduğunu anlamıştım.

"Dilara." Diye fısıldadıktan sonra kollarımı açarak ona sarıldım. Ama tam o anda, Dilara'nın bu kadar kalıplı olmadığını düşünüyordum. Bu kızın boyu, bu kadar uzun muydu yahu? Parfümünün kokusunu mu değiştirmişti ayrıca? Neden bana sarılmıyordu? Bir tuhaftı. Kollarımla onu tam saramıyordum bile. Korkum, algımı da mı yitirmişti ne?

Nefes almaya çalıştım. Mutfaktan tıkır tıkır sesler geliyordu. Muhtemelen Alkım feneri arıyordu. Neredeydi bu lanet olası?

"Alkım!" Diye konuştum. "Bul artık şunu!"

Ve o anda, bir çift sıcak ellerin belimden sıkıca kavradığını hissettim. "Şşş...Sakin ol, iyi olacaksın."

Bu... Dilara'nın sesi değildi.

Bu, Batuhan Aybarstı. En yakın arkadaşım, aşık olduğum kişinin abisi.

**

Bölüm sonu (:

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.