Durakta minibüs beklerken sağ ayağımı sıkıntıyla hafifçe sallıyordum. Bir yandan da yaptığım listeye bakıp kim olduğunu çözmeye çalışıyordum.
-Batuhanlar-
Batuhan Sancaktar: Son sınıf. Çapkın. Uzun boylu ve kumral. Ama sosyal medyada aktif değil. Annesi yaşıyor mu bilmiyorum gerçi kendi de hayatta mı belli değil. Okula pek uğramıyor.
Batuhan Şener elendi
Batuhan Aybars: Bir nevi elendi çünkü Alkım'ın öküz abisi. Onun haricinde tek bildiğim şey, Alkım'ın annesi, Batuhan'ın babasıyla evlenmiş. Yani annesinin hayatta olup olmadığını bilmiyordum. Hatta hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
Batuhan Demirer: Sarışın olan. Son sınıf. Sosyal medyada aktif. Annesi küçükken ölmüş. Babasının pastane dükkanı var. Teyzesi bizim okulun müdür yardımcısıymış. (Stalk'ın faydaları) Resim çizmeye bayılıyor sosyal medyaya sürekli olarak çizdiği resimleri atıyor.
Buradan minibüsle Alkımların evi on dakikaydı. Küçük bir semtti burası. Herkes birbirini tanır, kimse kimseden tam anlamıyla gizlenemezdi. O yüzden sır saklamak, market poşetiyle eve gizlice çikolata sokmaktan bile zordu.
Ben durağın köşesinde bekliyordum. Sırt çantam ders çalışacağımız için hâlâ omuzumdaydı. Minibüs yarım saattir gelmiyordu. Zaten bu semtte minibüs, saatine değil ruh haline göre gelirdi.
Durakta yanımdaki banka alışıldık ikili oturdu. iki mahallenin baş dedektifi. Teyzeler. Biri Saime teyze, diğeri Mukadder teyze. Dedikodu, bu ikisi için ulusal spor gibiydi. Ve belli ki bu akşam yine final turnuvası vardı.
"Bak şimdi." dedi Saime teyze, çantasından bir parça börek çıkararak Mukadder teyze'ye uzattı. "Emine var ya, bizim alt sokaktaki? kocasını aldatmış."
Mukadder teyze böreği ağzına götürmeden önce gözlerini kocaman açtı. "Amanın! Ne diyorsun Saime abla? O kadın evinden pazara bile eşofmanla çıkan biriydi ya!"
"Yoga bahanesiyle erkek pilatesine gitmiş. Adama yakalanınca da demiş ki 'ben downward dog yapıyordum, sen yanlış anladın.'"
Mukadder teyze o anda öyle bir güldü ki, dudağındaki börek kırıntısı rüzgarla dans etti. "Downward dog ne ya?"
Bir minibüs geçti ama durmadı. Zaten bu minibüsçülerin %80'i ya çabuk sinirliydi ya da gizliden Formula 1 hayalleri kuruyordu.
Hemen beş dakika ardından bir minibüs daha geldi. İçinden birinin çıkması üç saniye, bizim binmemiz üç dakikadan fazla sürdü. Teyzeler öne oturdu, ben arkaya sıkıştım. Ama bitmedi. Saime teyze, minibüs şoförüne doğru eğilip sordu.
"Evladım sen yoga yapıyor musun?"
Şoför, dikiz aynasından kaşını kaldırarak baktı. "Ben sabahları direksiyon başında nefes egzersizi yapıyorum, teyze. Sakin kalmak için."
Minibüsün dar koltuğunda, gözlerimi aşağıya indirip kendi düşüncelerimle boğuşurken, bir saniyeliğine kafamı kaldırdım, ve o an tam yanımda beliren kişiyle gözlerim kocaman oldu. Sarı saçları, yeşil gözleri, üzerinde beyaz bir gömlekle dibimdeydi. Batuhan Demirer.
Ona trene kadar gibi baktığımı fark etmiş olacak ki, çekingen bir bakışla kafasını hafifçe çevirdi ve gözleriyle bir an için beni yakaladı. Gözlerimi hemen ondan kaçırdım. O muydu? Benim gökyüzüm?
Gözlerim tekrar ona kaydı ve bu kez bakışlarımı kaçırmak yerine farkında olmadan daha uzun süre sabitledim. Ardından nereden geldiğini bilmediğim bir cesaretle "Bizim okuldansın değil mi?" diye sordum. Elbette biliyordum. Akrabalarına varana kadar stalklamıştım.
Batuhan bir an için bana baktı, sonra gözlerini kaçırarak hafifçe gülümsedi. "Evet."
Gözleri hala biraz şaşkındı, ama bir şekilde sakin kalmaya çalışıyordu. Sonra tekrar konuşan yine o oldu. "Seni tanıyorum, sen şu alt sınıflardaki Alkım'ın arkadaşısın."
Burada bile Alkım peşimi bırakmıyordu? Ya da Batuhan bilerek yapıyordu. Gökyüzü, bu batuhandı ve sabrımı sınamak istiyordu.
"Evet." Diye mırıldandım.
Minibüs bir çukura girdiğinde ikimiz de hafifçe sallandık. Dengemi kaybettiğim sırada tutunacak tek şeyim, Batuhan'ın kolu oldu. Gözlerimiz buluştu ve ona daha yakından bakma fırsatı buldum. Yemyeşil gözleri vardı. Ve o an içimde tuhaf bir elektrik dolaştı. Klişe bir şey söylemeyeceğim, yıldırım falan düşmedi. Ama sanki içimde o olabileceğine dair bir his belirdi.
Kolumu hafifçe geriye çekerken "Kusura bakma." Dedim.
"Önemi yok." Dedi, sakin bir ses tonuyla. "Düşmemenden iyidir. İstediğin zaman tutunabilirsin."
Gökyüzü gibi kibardı bu sözleri. Cidden o olabilir miydi? Ama şu an gökyüzü ama Alkımlara gittiğim için sinirliydi? Ya da çaktırmamak için iyi davranmış olabilirdi.
Başımı sallayarak gözlerimi ondan kaçırdığımda "Teşekkürler." Diye fısıldadım. Ama bir sorun vardı! Bakışlarını hala üzerimde hissediyordum.
Minibüs bir frenle durduğunda kapı açıldı. Utandığım için ona hiç bakmadan kapıya doğru ilerledim.
Kendimi insanların arasından zar zor dışarıya attığımda, derin bir nefes aldım. Telefonumu çıkarıp ondan bir mesaj var mı diye bakındım. Yoktu. Gökyüzü neredesin?
**
Bizim Batuhann kimsin sen kimm? :))