Arabayı durdurdum. Yavaşça adımlarımı uçuruma doğru yönelttim. Burası benimdi. Her canım sıkıldığında ya da ağladığımda buraya gelir uçurumdan ayaklarımı sallandırır gökyüzünü izlerdim. Yavaşça kayaya oturdum ayaklarımı sarkıttım. Ateşten kedim yanıma yaklaşırken konuşmaya başladım. "Beni kullanmış... Ruh eşim beni kullanmış, özgür olmak için. Ben onun için hayata tutunurken o beni kullandı! Şu gözyaşlarımın hepsi onun için. Kolay olan kaçmaktı o kaçtı sorunlardan sorumluluklardan. Bende kaçmak istiyorum, gözlerimi sonsuz uykuya kapatmak istiyorum." gökyüzüne başımı kaldırdım. Acı bir şekilde gülümsedim. "Her şey neden bu kadar zor?" hep eksiktim hiç fazlalıkla dolmamıştım. "O da haklı Annem bile beni istememiş. O neden istesin? Ben yarımım Annemin açtığı bir yara var bende!" Hıçkırıklarım yankılanıyordu bağırarak ağlıyordum yine kimse duymuyordu. Ama artık yeni ben ile herkesi tanıştıracam. "Yeni Alys hoş geldin de wers evreni! Çünkü eski Alys öldü!"Ertesi gün okula giriş yaptığımda bütün gözler üzerimdeydi. Kınarcasına gözlerimi gezdirdim. Sonra gözlerimi devirdim. Sırama geçtikten bir kaç kişi toplandı başıma. Amy yanıma geldi. "Bence artık düşman değiliz Alys. Arkadaş olalım." onu kınarcasına süzdükten sonra kahkaha attım. Yüzümü buruşturdum "Üzgünüm Amy ezik kişilerle takılmıyorum." yüzü mosmor kesildi. İçeri hoca girmesiyle kehanet dersi başladı. Aynı hikayeyi anlatmasıyla ayağı kalktım. Topuklularımın çıkardığı sesle hoca bana döndü. "Bayan Sang lütfen yerinize oturun." dedi. Gözlerimi devirdim. "Profesör hikayemi her dakika dinlemekten sıkıldım." kadın sinirle bana bağırdı. "Bayan Sang yerinize oturun derhal!" ona tebessüm ettim. "İyi dersler profesör." yavaşça sınıftan çıktım. Bahçeye geçtim bulduğum gölge bir yere oturdum. Yanıma John oturmasıyla ona döndüm "Teklifin hala geçerlimi John?" evet bir ara çıkma teklifi etmişti. "Evet Alys fikrin mi değişti?" ona döndüm ve sırıttım. "Kabul John kriterlerime ulaşan birisin okulda popülersin yakışıklısın ve yeteneklisin. Senden mükemmel bir erkeği nerede bulucam." ayağı kalktı elini uzattı. "O zaman bir kahve içmeye ne dersiniz bayan Sang?" elini nazikçe tutarken gözlerim Evan ile buluştu. "Çok isterim Bay Wer." elimi tutup kafeteryaya doğru adımladık. John masasına oturmam ile bütün gözler bana döndü John elindeki kahveleri masaya koydu. Sonra John arkadaşları geldi. John kolunu omzuma attı. Evan masaya doğru yaklaşırken pis pis sırıttım. Evan ve 'Çetesi' masamıza geldiğinde John "Evet beyler ne istiyorsunuz?" Evan masayı devirdi. John ayağı kalktı John yakasından tuttu "Alys yanında ne yapıyorsun!" John anlamaz bakışlar ile "Sevgilim ile kahve içiyorduk Evan seni kızdıran ne!" John iteledi. O güçle duvara çarptı. Evan yanına yaklaşırken John önüne buzdan bir duvar oluşturdum. Siyah gözleri benim gözlerimle buluştu. Sinirleniyordu. Umrumda değildi eski, tanıdık olan şeyler. "Alys sabrımın sınırlarındayım. Benimle oynama!" diye kükredi. İstifimi bozmadan ayağı kalktım önüne geçip "Sabırların ve sınırların beni ilgilendirmiyor Evan. Ama kimseye kafanı estiği gibi davranamazsın!" kaşları kalktı. "Öylemi? İstersen uygulamalı olarak göstereyim Alys!" göğsünden iteledim. "John rahat bırak!" elini saçlarından geçirdi. Hızla kafeteryadan çıktı. John yanına gittim Arthur ve James kolunun altına girdi. Revire doğru ilerledik.1 saat sonra revirde ben ve John vardık. John doğruldu. "Olay çıkarmadığın için teşekkürler." bana gülümseyip "Korkmanı istemedim." kıkırdamam ile dudaklarıma baktı. Üstüme eğilip dudaklarımızı birleştirdi. Aklıma Evanla gölün karşısındaki anı geldi fakat aynı şekilde hissetmiyordum gerçi bazı şeylerde aynı değildi.Bir süre sonra ayrıldığımızda John ensesini kaşıdı. "Ben su alıp gelicem ister misin?" ona gülümsedim. "Ben getiririm sen geri uzan." kafasını salladı. Koridorda kantine doğru giderken telefonuma gelen bildirimle şaşırdım. John beni öperken biri videomuzu çekmişti. Okulun çapkını John Wer ile prensesi Alys Sang revirde ki aşk dolu anları! kızın biri koşarak yanıma geldi. "Alys Evan etrafta fırtına estiriyor. Durdursan iyi olacak." kafamı evet anlamında salladım. Umrumda olmaması gerekirken buna sorumluydum ne güzel buna şey diyorlar herhalde Tanrının Lütfu.Dün bana seni kullandım diyor bugün yaptığı neydi? Bahçede öğrencilere emir veren bir Evan ile karşılaştım. "Sikecem. Kim çekmişse bulucaksınız lan!" gözlerimi devirdim. Evan beni görmesiyle bahçenin ortasın geldi. "Ne yaptığını zannediyorsun Alys!" hala bunu sorabilen yüzsüzün biriydi. "Sakinleş. Yanlış şeyler yapıyorsun. Kendine geldiğinde konuşuruz." arkamı döndüm gidecekken kolumdan kavradı. Sinirlenme sırası yavaştan bana geliyordu sanki... "O video neydi Alys!" hala soruyordu. "Sevgilim ve ben romantik bir anımızdı." delirecekmiş gibi bakıyordu. Gözünde artık beyaz bir kısım kalmamış siyahın içine gömülmüştü. "Sen bana mühüre, ruhlarımıza, elementlere, bedenlerimize ihanet ettin Alys!" o sakinleşirken benim kanımda sinir dalgası yayılıyordu. "Ben bana verilmiş hiçbir şeye ihanet etmem. Ben sen değilim Evan!" Evana vurmaya başladım. "Asıl sen bana ihanet ettin! Şimdi Güneşin Tanrısı karşında Buz Varisi var! Engelleyebilirsen engelle fakat şunu unutma benim buzum erirse seninde güneşin söner!" sol kaşını kaldırdı. "Bu bir düello çağrısı mı?" Profesör Alex koşarak yanımıza geldi. "Çocuklar burada düello yapamazsınız." Evan öldürücü bakışlar atıp. "Bir şey olmaz profesör herkesin aklı başında!"sinirle kahkaha atmaya başladım "Sinir mi görmek istiyorsun? Tamam" Elime sanki bütün dünyaya hükmedecek kadar güç hissediyordum. Evan hiçbir şey yapmıyordu. Sivri buzları ona gönderirken tek eliyle buzları eritirken etrafına buzdan sarnıçlar oluşturuyordum. Buzların sivri kısımları boynuna denk geliyordu zorlanmadan buzları bana geri gönderirken buzları havada parçaladım. Bana ateş ile karşılık verdi. Etrafımda halkalar oluşturuyordu. Ateşi dondurmamla kaşları alayla kalktı. O an sinirle ne yaptığımı bilmiyordum ama kontrolü kaybettim. Öğrencilerden biri bana bakışlarımı beğenmediğim için onun üzerine doğru yürümeye başladım. Arkasında buzdan duvar oluştururken elime sıcaklığı 100 metreden hissedilecek bir sıcaklıktaydı. Evan arkamdan gelip durdurmaya çalıştı. "Alys senden güçsüz ve savunmasız birine zarar mı vereceksin? Eski Alys olsay-" eski iyi beni öldürmüştü "Eski Alys öldü siz öldürdünüz. Benim şevkatimi hiçbiriniz haketmiyorsunuz!" yer yanmaya başlarken Evan kontrolü eline almış dost ateşi olarak ateşi döndürmüştü. Ama benim istediğim bu değildi. Benim duymak istediğim çığlıklardı. Birden yerleri o kadar hızlı bir şekilde dondurdum ki Evan yetişemedi ama beyefendi Güneşin Tanrısı olduğu için güneşi kullanarak etraftaki buzu eritmişti.İçimdeki enerjiyi çekmesiyle kendimden iğrendim. O kadar bitmiş hissediyordum ki arkamda oluşan buz ejderhasına yaslandığıma fark etmemiştim. Kuyruğuyla bedenimi sararken Evanın endişesi çok komikti. Kendimi ilk defa bu kadar rahat hissediyordum. Bedenim buz tutuyordu hücrelerime kadar donarken gözlerimi kapatmış bekliyordum. Evanın ejderhaya saldırması ile gözlerimi hızla açtım. "Evan ne yapıyorsun!" durup bana baktı sonra geri çekildi. Yanına hızla ilerledim göğsünden iteledim. "Sen kimsin Evan! Bana ne hakla karışıyorsun dün seni kullandım diyen Evana ne oldu!" kolumdan tuttu. "Alys anlamadığın kısım ben senin ruh eşinim. O gün orada söylediklerimin bir önemi yok!" önemi mi yoktu? Benim kalbim dayanamamıştı ama bunun bir önemi yok Alys. "Önemi mi yoktu! Sen bana herkes gibi davrandın! İğreniyorum senden Evan." duygusuzluk ile okuldan çıktım. Ne çok üzülmüştüm. Umarım o Güneşin sıcaklığı onun bir yerlerine girerdi
.
.
.
.
Bittiğğğğ