Bazı şeyler yaklaşarak değil, uzun süre aynı yerde durarak olur. Bizim aramızda olan buydu. Ne bir adım vardı, ne bir niyet. Sadece mesafenin değişmeyen hâli. Aynı ortamlarda bulunmak sıradanlaşmıştı. O kadar ki, bazen orada olduğunu fark etmediğim anlar oldu. Ama yokluğunu hemen anlıyordum. Bu çelişkiyi kendime açıklayamadım. Zaten açıklamak istemedim. Çünkü açıklamalar, insanı bir noktadan sonra sorumluluk almaya zorlar. Ben henüz sorumluluk almak istemiyordum. Hislerimden bile.
Gün içinde fark etmeden, aynı saatlerde aynı yerlere bakar oldum. Bunu bir beklentiye bağlamadım. Sadece “alışkanlık” dedim. Ama alışkanlıklar tehlikelidir. Çünkü insan en çok alıştığı şeyleri kaybetmekten korkar. Aramızda konuşmalar vardı. Ama hiçbirinin içinde fazlalık yoktu. Ne bir imâ, ne bir anlam yükü. Yine de, bazı cümleler söylenip bittiğinde havada asılı kalıyordu. Ben o anlarda nefesimi tuttuğumu fark ettim. Sonra nedenini düşünmemek için başka bir şeye odaklandım. Bazen göz göze gelmemek için zamanlamayı değiştirdim. Bazen de tam tersine, kaçamadığım anlarda olduğum yerde kaldım. İnsan kaçamadığı yerde kendini tanır. Henüz onun hakkında düşündüğümü kabul etmiyordum.
Sadece şunu biliyordum: Hayatımda ilk kez, birinin varlığı hiçbir şey yapmadan bu kadar yer kaplıyordu.
Bu bir yakınlık değildi. Ama uzaklık da değildi. İkisinin arasında, adı olmayan bir yerde duruyorduk. Ve ben, o yerin beni yavaş yavaş değiştirdiğini hissediyordum.