İçeriğe geç

GÜNEŞ VE AY - Kavuşmazların Hikâyesi

Bölüm 14 · 2 dk okuma

GÜNEŞ VE AY - Kavuşmazların Hikâyesi

Bölüm 14

Belirsizlikle Yaşamayı Öğrenmek

Bazı şeylerin netleşmemesini kabullenmem gerektiğini kendime defalarca söyledim. Ama bunu gerçekten becerebildiğimi söyleyemem. İnsan bilmediği şeylerle yaşayabiliyor belki; fakat yarım bildiğini sandıklarıyla yaşamak çok daha yorucu.

Güner’le ilgili hissettiğim tam olarak buydu. Ortada açık bir gerçek yoktu. Ama tamamen boş da değildi. Arada kalan bu alan, fark etmeden zihnimde yer kaplamaya başlamıştı. Onu gördüğümde içimde oluşan şeyi artık inkâr etmiyordum. Ama bu hisse bir isim vermekten özellikle kaçınıyordum. Çünkü bir şeye isim verdiğim anda, onu ciddiye almak zorunda kalıyordum. Ciddiye aldığım her şey ise benden bir yön seçmemi isterdi. Ben yön seçmek istemiyordum. Günlük hayatım dışarıdan bakıldığında son derece normaldi. İşim, sorumluluklarım, yapılacaklar listem. Sabah kalkıyor, günü planlıyor, akşam olduğunda yorgun ama düzenli bir şekilde kapatıyordum. Ama gün içinde, çok kısa anlar vardı. Neredeyse fark edilmeden geçip giden anlar. Bir konuşmanın ardından oluşan gereksiz bir sessizlik. Bir bakışın olması gerekenden uzun sürmesi. Söylenmemiş bir cümlenin gün boyu aklımda kalması. Bu anları büyütmemeye çalışıyordum.

Kendime sürekli aynı şeyi söylüyordum:

“Abartıyorsun.”

“Bu sadece senin algın.”

“Her şey bu kadar anlamlı olmak zorunda değil.”

Ama zihnim bu uyarılara her zaman uymuyordu. Küçük detayları biriktiriyor, sonra hiç beklemediğim bir anda karşıma çıkarıyordu. Güner’in hayatımda kapladığı yer, aslında çok belirgin değildi. Ne uzun konuşmalarımız vardı, ne açık bir yakınlık, ne de söylenmiş cümleler. Ama yine de bazı insanlar vardır; hayatına ne kadar girdiklerinden çok, sende ne bıraktıklarıyla var olurlar. Benim için durum tam olarak buydu. Bunu fark ettiğimde huzursuz oldum. Çünkü bu, kontrol edemediğim bir alan demekti. Ve ben kontrol edemediğim şeylerle aramın iyi olduğunu hiç hatırlamıyordum. Kendimi hep sınırları olan biri olarak tanımladım. Ne kadar yaklaşacağımı, nerede duracağımı bilirdim.

Ama bu kez sınırlar görünmezdi. Görünmeyen sınırlar insanı yorar. Nerede duracağını bilemezsin, geçip geçmediğini anlayamazsın. Bazen onun geri durduğunu düşündüm. Bazen bunun tamamen benim yorumum olabileceğini. Bu iki düşünce arasında gidip geldikçe, kendime kızmaya başladım.

“Bunu bilmek zorunda değilsin,” diyordum.

“Bu senin sorumluluğun değil.”

Ama bilmemek de içimi rahatlatmıyordu. Çünkü insan bazen, bir gerçeği öğrenmek istemez. Ama belirsizlik içinde kalmak da başka bir yorgunluk yaratır. Benim yaşadığım tam olarak buydu. Onun ne düşündüğünü bilmiyordum. Ne hissettiğini bilmiyordum. Hatta bazen, benim hissettiğim şeyin gerçekten var olup olmadığından bile emin değildim. Ama bildiğim bir şey vardı: Bu belirsizlik, bende bir şeyleri değiştirmeye başlamıştı. Eskisi kadar rahat değildim. Eskisi kadar hızlı karar veremiyordum. Bazı cümleleri söylemeden önce iki kez düşünüyor, bazı bakışları normalden uzun tutuyordum. Bunların hepsi küçük şeylerdi. Ama küçük şeyler, zamanla insanın iç dünyasında büyük yer kaplayabiliyordu.

Belki de sorun, onun ne düşündüğü değildi. Belki sorun, benim bu belirsizlikle yaşamayı henüz öğrenememiş olmamdı. Çünkü bazı insanlar hayatımıza cevap olmak için değil, soru olmak için girer. Ve bazı soruların cevabı yoktur. Sadece insanı değiştirirler.

Ben de değiştiğimi fark ediyordum. Yavaşça. Sessizce. Ve henüz bunun nereye varacağını bilmiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.