İçeriğe geç

GÜNEŞ VE AY - Kavuşmazların Hikâyesi

Bölüm 15 · 3 dk okuma

GÜNEŞ VE AY - Kavuşmazların Hikâyesi

Bölüm 15

Gün İçinde Kalanlar

Güner’le gün içinde konuştuklarımız, anlatılınca sıradan duruyor. Hatta çoğu zaman ben bile kendime “Bunda ne var?” diye sorduğumu hatırlıyorum. Cümleler basit, konular tanıdık, ortam alışıldık. Ama mesele hiçbir zaman konuşulanlar olmadı. Mesele, konuşurken ikimizin de fazlasını söylemediğini bilmesiydi.

Gün genelde sakin başlardı. Sabah saatlerinde aramızda görünmez bir mesafe olurdu. Sesler daha ölçülü, cümleler daha netti. Sanki ikimiz de güne başlarken bazı şeyleri yerli yerine koymak zorundaymışız gibi davranırdık. Günün ilerleyen saatlerinde bu mesafenin fark edilmeden değiştiğini hissederdim. Bazen bir dosya için yan yana geldiğimiz olurdu. Aynı ekrana bakardık. Omuzlarımız değmezdi ama aradaki boşluk normalden az olurdu. Bunu ilk kimin fark ettiğini bilmiyorum. Ama fark edildiği anda, ikimiz de neredeyse refleksle geri çekilirdik. Kimseye çarpmamış gibi, kimseye değmemiş gibi. Hiçbir şey söylemeden. Bazen ben bir şey anlatırken, Güner başını hafifçe eğip dinlerdi. Gözlerini benden ayırmazdı ama yüzünde belirgin bir ifade olmazdı. Ne teşvik eden, ne uzaklaştıran. Bu ifade beni durdururdu. Sanki cümlenin devamı başka bir yere gidebilirmiş gibi hissettirirdi. O anlarda konuşmam yavaşlardı. Kelime seçtiğimi fark ederdim. Normalde hiç düşünmeden söyleyeceğim bir şeyi, daha yuvarlayarak, daha az açarak anlatırdım. Onun da aynı şeyi yaptığını hissederdim. Bazen bir cümleye başlar, sonunu getirmezdi. Kısa bir duraksama olurdu. Sonra konuyu değiştirirdi. Ben o duraksamaları unutmazdım. Üzerine düşünmezdim belki ama zihnimin bir köşesinde kalırlardı. Gün içinde ortam kalabalık olduğunda aramızdaki dil tamamen değişirdi. Daha resmî, daha hızlı, daha kapalı.

Bazen aynı odada olmamıza rağmen, hiç konuşmadığımız olurdu. Bu suskunluk rahatsız edici değildi. Aksine, sanki olması gereken bir şeydi. Ama ortam sakinleştiğinde, bir an için yalnız kaldığımızda, o düzenin gevşediğini hissederdim. Mesela birinin adı söylendiğinde, ikimiz de aynı anda bakardık. Sonra fark edip, neredeyse eş zamanlı şekilde gözlerimizi kaçırırdık. Bu kadar senkron olmamız beni hep şaşırtırdı. Bazen gün içinde birkaç kez karşılaşır, hiç konuşmazdık. Bazen de tek bir kısa konuşma, bütün güne yayılırdı. O konuşmanın içinde büyük bir şey olmazdı ama bende gün boyu kalan bir hâl bırakırdı. Konuşmalarımızda hiçbir zaman açık bir sınır aşımı yoktu. Ama tamamen yüzeyde de kalmıyorduk.

İşle ilgili bir soru sorarken, sesinin tonu hafifçe değişirdi bazen. Ben de farkında olmadan daha yavaş cevap verirdim. Bu küçük değişiklikler, başkalarının fark edebileceği türden değildi. Ama benim için yeterince belirgindi. Çünkü bunlar kontrolsüz değildi. Tam tersine, fazlasıyla kontrollüydü. Bazen onu izlerken, hayatında her şeyin belli bir sıraya oturtulmuş olduğunu hissederdim. Bu his nereden geliyordu bilmiyorum. Ama bazı insanların taşıdığı bir ağırlık vardır ya, ben o ağırlığı hissettiğimi düşünürdüm.

Sonra kendimi hemen durdururdum.

“Bunu nereden biliyorsun?” derdim.

“Bilmiyorsun.”

Ben de kendi hayatımda her şeyin belli bir çerçevesi olduğunu biliyordum. Belki de bu yüzden, ikimiz de aynı noktada duruyorduk. Günün sonunda, herkes yavaş yavaş dağıldığında, arada kalan o kısa anlar olurdu. Vedalaşmalar kısa, bakışlar yine bir an fazla uzun. Sonra herkes kendi yoluna giderdi. Ben çoğu zaman gün içinde yaşananların çok da önemli olmadığını kendime anlatmaya çalışırdım. Ama akşam olduğunda, o küçük anlar zihnime geri dönerdi. Aslında ortada anlatılacak büyük bir hikâye yoktu. Ama büyük olmayan şeylerin de insanın içinde yer edebildiğini artık biliyordum.

Güner’le gün içinde olan biten tam olarak buydu. Ne yaşandığı netti, ne de yaşanmadığı. Ama ikisinin arasında kalan o alan, inkâr edemeyeceğim kadar gerçekti.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

16. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.