İçeriğe geç

GÜNEŞ VE AY - Kavuşmazların Hikâyesi

Bölüm 13 · 2 dk okuma

GÜNEŞ VE AY - Kavuşmazların Hikâyesi

Bölüm 13

Bildiğimi Sandıklarım

Ayla, Güner’in ne düşündüğünü gerçekten bilmiyordu. Bildiğini sandığı şeyler vardı sadece. Onun cümlelerinden, duraksamalarından, bazen tam zamanında geri çekilmesinden çıkardığı anlamlar. Ama bunların ne kadarı ona aitti, ne kadarı Ayla’nın kendi zihninin boşlukları doldurma çabasıydı, bundan hiçbir zaman emin olamıyordu.

Güner çoğu zaman sakindi. Sesini yükseltmez, konuşurken acele etmezdi. Bir şey söylemeden önce durur, kelimelerini seçer, sonra devam ederdi. Bu sakinlik Ayla’ya bazen güven verirdi, bazen de huzursuzluk. Çünkü sakinlik her zaman açıklık demek değildi. Ayla onun hayatını bilmiyordu. Günlerinin nasıl geçtiğini, akşam eve döndüğünde zihninde nelerin kaldığını, neleri geride bıraktığını. Bildiği tek şey, Güner’in bazı konularda fazlasıyla kontrollü olduğuydu. Bu kontrol Ayla’nın dikkatini çekmişti. Bir adım ileri gidip sonra durması. Bir cümleyi başlatıp tamamlamaması. Bazı anlarda, tam da konuşma başka bir yere evrilebilecekken, yönü değiştirmesi. Ayla bunları fark ediyordu. Ve fark ettikçe, istemeden anlam yüklemeye başlıyordu.

“Belki de…” diye başlayan düşünceler, hiçbir zaman tamamlanmayan cümleler gibi zihninde asılı kalıyordu.

Belki de bazı şeyleri söylememeyi seçiyordu.

Belki de hayatında başka bir düzen vardı.

Belki de bu düzen, yeni ihtimallere kapalıydı.

Ama Ayla her “belki” nin ardından kendini durduruyordu. Çünkü bunlar onun bildikleri değil, sadece tahminleriydi. Güner hiçbir zaman hayatını anlatmamıştı. Detaya girmemiş, kendini açmamıştı. Bu bir kaçış mıydı, yoksa sadece onun doğası mıydı, Ayla bilmiyordu. Bazen bir insanın hakkında en çok şeyi, anlattıklarından değil, anlatmadıklarından çıkarırsın. Ayla da tam olarak bunu yapıyordu. Ama bu çıkarımların ne kadar adil olduğunu sorgulamadan edemiyordu. Çünkü bir başkasının sessizliğini yorumlamak, her zaman riskliydi. İnsan, o sessizliğin içine kendi duygularını kolayca yerleştirebilirdi. Ayla bunun farkındaydı. Ve yine de duramıyordu. Güner’in bazı anlarda uzaklaşmasını, bir sınır çizmesi olarak okuyordu. Ama bu sınır gerçekten var mıydı, yoksa Ayla mı oraya görünmez bir çizgi çekiyordu, bilmiyordu. Bildikleriyle bilmedikleri arasındaki bu belirsizlik, onu yormaya başlamıştı. Çünkü insan bilmediği bir şeyi kabul edebilir. Ama bildiğini sandığı bir şeyi sorgulamak zorunda kalmak, çok daha zordu. Ayla bazen şunu düşünüyordu: Belki de Güner hiçbir şey saklamıyordu. Belki de o sadece buydu. Sessiz, kontrollü, mesafeli. Ama bazen de, bu mesafenin bilinçli olduğunu hissediyordu. Sanki belli bir noktadan sonra durması gerektiğini bilen biri gibi. Bu his Ayla’yı rahatsız ediyordu. Çünkü bu durumda mesele Güner’in ne hissettiği değil, Ayla’nın neyi asla bilemeyecek olmasıydı. Ve bilmemek, bazı insanlar için duygudan bile daha ağır bir yüktü. Ayla, onun yerine düşünmenin tehlikeli olduğunu biliyordu. Ama düşünmemek de elinde değildi.

Çünkü bazı bağlar, konuşularak değil, zihnin içinde kurulur. Ve Ayla, neyin gerçek neyin kendi yorumu olduğunu ayırt etmeye çalışırken, aslında farkında olmadan başka bir şeye yaklaşıyordu:

Belirsizliğe...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.