Ayla için hayat, uzun zamandır bir çizgi gibiydi. Ne çok yukarı çıkan, ne de tamamen düşen. Dışarıdan bakıldığında düzenli, hatta “doğru” sayılabilecek bir çizgi. Uzun süredir devam eden bir ilişki… Alışkanlıkla sevgi arasında bir yerde duran cümleler. Birlikte kurulan ama artık çok az konuşulan planlar.
Ayla bazen kendine şu soruyu soruyordu:
“Bir şeyler eksik mi, yoksa ben mi fazla hissediyorum?” Cevap vermiyordu. Çünkü bazı sorular cevaplandığında değil, uzun süre taşındığında insanın şeklini değiştirirdi. Günler geçiyordu. Ayla, günlerin geçtiğini fark edecek kadar uyanık, ama neden geçtiğini sorgulamayacak kadar yorgundu.
İş, sorumluluklar, insanlar… Her şey olması gerektiği gibiydi. En azından öyle öğretilmişti. Ama bazen… hiçbir şey olmadan önce, insan içinden bir şeylerin koptuğunu hissederdi. Ne bir kavga, ne bir ayrılık, ne de büyük bir kırılma.
Sadece
— içte sessiz bir boşluk.
Ayla bu boşluğu doldurmaya çalışmadı.
Çünkü bazı boşluklar doldurulmak için değil, fark edilmek için vardı. Ve o fark ediş, henüz adı konmamıştı.
⸻
Ayla bilmiyordu ama,
hayat bazen insanı hazırlamaz.
Sadece yaklaştırır.