İstanbul’un üzerine çöken gece, gündüzün karmaşasını bıçak gibi kesmişti. Saat gece yarısını çoktan geçtiğinde, Boğaz’ın kıyısındaki terk edilmiş eski antreponun etrafı koyu bir sessizliğe gömülmüştü. Paslanmış demir kapıların, rüzgârın etkisiyle çıkarttığı hafif gıcırtılar ve kıyıya vuran dalga sesleri dışında hiçbir şey duyulmuyordu.
Doğu’nun siyah arazi aracı, deponun yüz metre kadar uzağındaki sık ağaçların gölgesine sessizce yanaştı. Motor sönüp farlar kapandığında, arabanın içindeki karanlıkta sadece ikisinin nefes sesleri kalmıştı. Doğu, kontak anahtarını çekip yan koltukta oturan Hayal’e doğru döndü. Araçtaki zayıf sokak lambası ışığı, kızın altın sarısı saçlarına ve endişeyle kenetlenmiş ellerine vuruyordu.
"İyi misin Hayal?" diye sordu Doğu. Sesindeki o her zamanki sert, mesafeli savcı tonundan eser yoktu; aksine inanılmaz derecede nazik ve korumacı bir sıcaklık vardı. "Hâlâ arabada bekleyebilirsin. İçeri tek başıma girmem seni tehlikeye atmaktan çok daha iyi bir seçenek."
Hayal, derin bir nefes alarak göğsünü kabarttı. İçindeki o tanıdık "Yapamazsın, başaramazsın" diyen ses yine fısıldıyordu ama Doğu’nun ona bakan yeşil gözlerindeki inanç, o sesi bastırmaya yetti.
"Hayır Doğu Bey," dedi Hayal, sesinin titrememesine özen göstererek. "Buraya kadar birlikte geldik. Kahve içerken verdiğim sözün arkasındayım. Hem iki çift göz, tek bir çift gözden her zaman daha iyidir."
Doğu’nun dudaklarında hafif, takdir dolu bir tebessüm belirdi. "Pekala... Ama benden asla ayrılmayacaksın ve ne dersem onu yapacaksın. Anlaştık mı?"
"Anlaştık."
İkili araçtan sessizce indi. Gece havası oldukça soğuktu. Hayal hafifçe ürperdiğinde, Doğu hiç tereddüt etmeden üzerindeki koyu renkli paltoyu çıkarıp kızın omuzlarına bıraktı. Palto hem uzundu hem de Doğu’nun kendine has odunsu, hafif baharatlı parfüm kokusunu taşıyordu.
"Doğu Bey, siz üşüyeceksiniz..." diye itiraz etmeye çalıştı Hayal.
Doğu nazikçe kızın omuzundaki paltonun yakalarını düzelterek onu durdurdu. Ellerinin sıcaklığı bir an için Hayal’in boynuna temas ettiğinde ikisinin de kalbi aynı anda hızlandı.
"Ben alışkınım," dedi Doğu, sesi neredeyse bir fısıltı kadar yumuşaktı. "Senin hasta olmandan daha çok endişelenirim. Hadi, gidelim."
Eski deponun yan tarafındaki kırık ahşap kapıdan içeri süzüldüler. İçerisi zifiri karanlıktı ve yoğun bir rutubet ile toz kokusu hâkimdi. Doğu, cebinden çıkardığı küçük ama güçlü el fenerini yakıp zemini taradı. Fenerin ışığı, eski ahşap sandıkları, paslanmış metal varilleri ve köşelerde birikmiş çöp yığınlarını aydınlatıyordu.
Hayal, elindeki küçük fenerle etrafı incelerken bir yandan da ayağındaki topuklu çizmelerin ses çıkarmaması için parmak uçlarında yürümeye çalışıyordu.
"Selim Bey’in bıraktığı ipucu tam olarak neydi?" diye sordu Hayal, Doğu’ya yaklaşarak.
"Görünüşte sıradan bir sevkiyat defteri," dedi Doğu, ışığı deponun arka tarafındaki eski bir çalışma masasına yönlendirerek. "Ama o defterin içinde adliyedeki yolsuzluk ağını ve kaybolan kasanın anahtarının nereye saklandığını gösteren şifreli notlar var. Selim Bey kaybolmadan önceki gece o defteri buradaki gizli bölmeye koyduğunu söylemişti."
Birlikte masaya doğru ilerlediler. Masanın üzeri kalın bir toz tabakasıyla kaplıydı. Doğu feneri masanın altındaki çekmecelere tutarken, Hayal masanın arkasındaki ahşap paneli incelemeye başladı. Parmaklarını eskitme ahşabın üzerinde gezdirdi. Bir noktada parmağı hafif bir kabartıya çarptı.
"Doğu, bak!" dedi Hayal heyecanla. Heyecandan adının sonuna gelen "Bey" unvanını unuttuğunu fark etmemişti bile. "Burada farklı bir işleme var."
Doğu hızla kızın yanına geldi. Hayal’in gösterdiği yere hafifçe bastırdı. Ahşap panel büyük bir gıcırtıyla yana doğru kaydı ve arkasından küçük, çelik bir gizli bölme çıktı. Bölmenin içinde yıpranmış, deri kaplı siyah bir defter duruyordu.
"Başardın," dedi Doğu, gözlerinde büyük bir hayranlıkla Hayal’e bakarak. "Gerçekten harika bir gözün var Hayal."
Hayal’in yanakları karanlıkta bile kızardı. Annesinin sürekli söylediği "Kendi kıymetini bil" sözü zihninde yankılandı. Belki de gerçekten düşündüğü kadar yetersiz veya tecrübesiz değildi. Doğu’nun ona olan bu katıksız güveni, özgüvenini adım adım inşa ediyordu.
Doğu uzanıp deri defteri bölmeden çıkardı. Tam defterin kapağını açacakken, deponun ön tarafında büyük bir gürültü koptu. Ağır demir kapı büyük bir gürültüyle savruldu ve içeri birkaç adamın ayak sesleri doldu.
"Buralarda bir yerdeler! Arayın her yeri!" diye bağırdı kaba bir erkek sesi.
Doğu anında feneri kapattı. Depo yeniden zifiri karanlığa büründü. Doğu, Hayal’i tek bir hamleyle belinden yakalayıp masanın arkasındaki büyük ahşap sandıkların arasına çekti. İkisi de yere çöktü.
Hayal’in kalbi adeta göğüs kafesini delercesine çarpıyordu. Panik ve korku bütün vücudunu sarmıştı. Nefes alamakta zorlanıyordu. Doğu, kızın bu panik halini hissetti. Karanlıkta Hayal’in titreyen elini buldu ve kenetledi. Diğer eliyle de kızın belini kavrayarak onu kendine daha çok çekti.
"Sakin ol," diye fısıldadı Doğu, dudakları Hayal’in kulağına o kadar yakındı ki nefesi kızın tenini yaktı. "Buradayım. Sana hiçbir şey olmasına izin vermem. Sadece derin nefes al ve bana güven."
Doğu’nun elinin sıcaklığı ve sesindeki o sarsılmaz güven, Hayal’in panik dalgasını bir anda dindirdi. Kız, başını Doğu’nun geniş göğsüne yasladı. Karanlıkta adamın güçlü kalp atışlarını duyabiliyordu. Bu ses ona hayatındaki en büyük güven duygusunu verdi.
Dışarıdaki adamların fener ışıkları sandıkların üzerinden geçip gidiyordu. Adamlar kaba küfürler ederek deponun diğer tarafına doğru ilerlemeye başladılar.
"Burada kimse yok patron, yanlış haber!" diye seslendi adamlardan biri.
"İyi bakın! O savcı defteri almadan buradan gitmez!" dedi diğeri.
Adamlar yavaş yavaş deponun çıkışına doğru yönelip dışarı çıktılar. Sesler tamamen kesilene kadar Doğu ve Hayal oldukları yerde, birbirlerine sarılmış halde dakikalarca beklediler.
Tehlike geçip gittiğinde bile ikisi de bir süre kıpırdamadı. Doğu, kucağındaki sarışın kıza baktı. Karanlığa alışan gözleri, Hayal’in iri kahverengi gözlerini buldu. Aralarındaki mesafe birkaç santimden ibaretti.
"Geçti," dedi Doğu, sesi derin ve pürüzsüzdü. Parmak uçlarıyla Hayal’in yanağına düşen sarı bir saç telini nazikçe geriye itti. "Çok cesurdun Hayal."
Hayal, Doğu’nun gözlerinin içine bakarken içindeki tüm o özgüvensizliğin yok olduğunu hissetti. "Senin sayende... Bana güvendiğin için."
"Sana güvenmek hayatımda yaptığım en doğru şey," dedi Doğu içtenlikle.
Depodan çıktıklarında gecenin ay ışığı Boğaz’ın sularını aydınlatıyordu. Defter ellerindeydi ve tehlike henüz bitmemişti ama artık ikisi de biliyordu: Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, Güneş ve Ay yan yana geldiğinde hiçbir gölge kalıcı olamazdı.