İçeriğe geç

Güneş Ve Ay

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Güneş Ve Ay

Bölüm 3

Gölgeler

Sabahın ilk ışıkları İstanbul’un üzerine vururken, Hayal evinde telaşlı bir koşturmaca içindeydi. Salondaki aynanın karşısına geçip üzerindeki şık, kiremit rengi ceketini düzeltti. Sapsarı saçlarını omzundan geriye attı. Aynadaki yansımasına bakarken içindeki o tanıdık tereddüt yine su yüzüne çıkıyordu: "Acaba bu kıyafet fazla mı iddialı? Ya toplantıda söylerim diye düşündüğüm şeyleri unutursam?"

Tam o sırada orta sehpada duran telefonu yüksek bir melodiyle çalmaya başladı. Ekranına baktığında yüzünde kendiliğinden sıcacık bir gülümseme belirdi: "Annem".

Hayal hemen telefonu açtı, neşeli ve biraz da aceleci bir sesle:

"Günaydın anneciğim!"

Gülten Hanım’ın Bursa’nın Yeşilyayla semtindeki o huzurlu, ahşap kokulu evinden gelen anaç ve şefkatli sesi hemen hoparlörü kapladı. Arka planda demlenen çayın tıkırtısı ve bahçedeki kuş sesleri duyuluyordu.

"Günaydın benim güzel kızım, sarı papatyam! Nasılsın bakayım? Sesin biraz koşturmacalı geliyor, yine kahvaltı etmeden mi çıkıyorsun evden?"

Hayal çantasını omzuna takarken gülümsedi. "Yok annem, vaktim var sayılır. Şimdi adliyenin oradaki bir kafeye geçiyorum. Önemli bir dava için yeni bir ortaklıkla çalışmaya başladık da onun toplantısı var."

Gülten Hanım’ın sesi bir anda daha bir meraklı ve dikkatli hale geldi:

"Öyle mi? Kiminle çalışıyorsun bakayım? Hayal, kuzu gibi kalbin var senin, adliye koridorlarında o acımasız insanların arasında kendini yıpratma sakın. Dün gece rüyamda gördüm seni, elinde büyük bir fenerle karanlık bir yolda yürüyordun. Yanında da uzun boylu, gölge gibi bir adam vardı..."

Hayal’in elindeki dosya bir an için duraksadı. Annelerin hisleri bazen ürkütücü derecede keskin olabiliyordu. Doğu’yu düşündü; siyah saçları, keskin yeşil gözleri ve o gizemli havasıyla gerçekten de bir gölgeyi andırıyordu.

"Rüyaları hemen hayra yor anneciğim," dedi Hayal sesini toparlayarak. "Birlikte çalıştığımız kişi adliyenin kıdemli savcılarından Doğu Bey. Çok tecrübeli, oldukça da disiplinli bir adam. Bana çok yardımcı oluyor, içini ferah tut sen."

"Savcı mı?" dedi Gülten Hanım, sesine hem gurur hem de hafif bir temkin yerleşmişti. "Aman kızım, savcı mavcı dinleme, hakkını savun ama kendini de ezdirme. Sen Bursa’nın en çalışkan, en yetenekli avukatısın benim gözümde. Kendi kıymetini bil. Evdeki kestane şekerinden koymuştum çantana, duruyor mu hâlâ? Stres yapınca ye birkaç tane."

Hayal’in gözleri doldu. Annesinin bu koşulsuz sevgisi ve desteği, zihnindeki o karanlık özgüvensizlik bulutlarını her zaman dağıtmayı başarıyordu.

"Duruyor annem, duruyor. Yerim mutlaka. Babam nasıl, Bursa nasıl?"

"Baban pazara gitti, ebegümeciyle enginar alacakmış. Bursa bildiğin gibi kızım, Uludağ’ın tepesinde hâlâ kar var ama aşağılar mis gibi bahar kokuyor. Hafta sonu kaçıp gelsen keşke, sana mantı yapardım..."

"Şu davayı bir rayına oturtayım, söz ilk fırsatta geleceğim anneciğim. Şimdi çıkmam lazım, geç kalmayayım."

"Tamam sarı papatyam. Dualarım seninle. O savcı beye de selam söyle, gözünü üstünden ayırmasın senin. Allah’a emanet ol."

"Sen de annem, öpüyorum çok!"

Telefonu kapattıktan sonra Hayal derin bir nefes aldı. Annesinin duası ve sevgisi içini ısıtmıştı. Çantasını alıp hızlı adımlarla evden çıktı.

Saat tam sekize beş kala, adliyenin hemen arkasındaki sakin, çınar ağaçlarının altındaki kafedeydi. Güneş sabahın tazeliğiyle yaprakların arasından süzülüyor, masalara altın sarısı ışıklar düşürüyordu.

Doğu çoktan gelmişti. Masada, üzerine şık bir ceket atılmış siyah kazağıyla oturuyordu. Önünde dumanı tüten bir sade kahve ve açılmamış bir dosya vardı. Dışarıdan bakıldığında yine o ulaşılmaz, ciddi savcı gibi görünüyordu; fakat Hayal’in yaklaştığını fark ettiği an yüz hatları yumuşadı. Yeşil gözlerinde beliren o nazik tebessüm, geceden beri geçmeyen mesafeyi bir anda eritti.

Doğu ayağa kalkarak Hayal’i karşıladı.

"Günaydın Hayal Hanım. Zamanında geldiniz, memnun oldum."

"Günaydın Doğu Bey," dedi Hayal sandalyesini çekerken. "Umarım sizi bekletmemişimdir."

"Asla. Ben de yeni gelmiştim," dedi Doğu sesindeki o cana yakın ve nazik tonla. Garsona işaret ederek Hayal için bir orta şekerli Türk kahvesi ve taze sıkılmış portakal suyu sipariş etti.

Hayal şaşkınlıkla Doğu’ya baktı. "Kahveyi nasıl sevdiğimi nereden bildiniz?"

Doğu hafifçe gülümsedi. "İyi bir savcı, birlikte çalıştığı kişilerin detaylarını gözlemlemeyi bilir. Dün adliye kantininde sıradayken siparişinizi duymuştum."

Bu küçük ama ince detay Hayal’in kalbini ıstı. Zihnindeki o panik havası yavaş yavaş dağılıyordu. Doğu’nun adliyedeki o soğuk zırhının altında, inanılmaz derecede düşünceli ve kibar bir ruh yatıyordu.

"Teşekkür ederim," dedi Hayal, gözlerinin içi gülerek.

Doğu’nun tebessümü derinleşti, gözlerindeki yeşiller daha bir sıcak parıldadı.

Kahveleri geldikten sonra Doğu dosyanın kapağını açtı. Masadaki hava bir anda iş ciddiyetine büründü ama bu sefer gergin değil, uyumlu bir çalışma atmosferi vardı.

"Gizemli Kayıp Vakası dedik ama durum sadece bir kayıp şahıs meselesi değil Hayal," dedi Doğu, sesini sadece ikisinin duyabileceği bir fısıltıya düşürerek. "Kayıp olan iş insanı Selim Bey, kaybolmadan iki gün önce bana gizli bir kaset ve bir anahtar ulaştırdı. Ancak dün gece fark ettim ki, bu anahtarın açtığı kasa adliyenin emanet deposundan çalınmış."

Hayal şok içinde öne doğru eğildi. Kahverengi gözleri büyümüştü. "Ne? Adliyenin içinden mi çalınmış? Bu nasıl mümkün olabilir?"

"İşte bu yüzden kimseye güvenemeyiz,dedi. "İçeride bir sızıntı var. Bu davada senin cesaretine ve temiz sezgilerine ihtiyacım var Hayal. Ama tehlikeli olacak. Geri çekilmek istersen seni kesinlikle yargılamam."

Hayal bir an duraksadı. İçindeki o yetersizlik hissi "Yapamazsın, bu senin boyunu aşar" diye fısıldıyordu. Ama Doğu’nun ona güvenen, saygı dolu ve sıcak bakışlarını gördüğünde, içindeki o cesur Güneş alevlendi. Annesinin sözleri kulağında çınladı: Kendi kıymetini bil.

"Geri çekilmek mi?" dedi Hayal, başını dikleştirerek. "Asla. Adalet tecelli edene kadar bu işin peşini bırakmayacağım Savcı Bey. Birlikte başladık, birlikte bitireceğiz."

Doğu, kızın gözlerindeki o kararlı ışığı görünce hayranlığını gizleyemedi.

"Harikasınız," dedi Doğu, sesi içten bir hayranlıkla doluydu. "O zaman ilk ipucunu peşine düşüyoruz. Bu gece, Selim Bey’in Boğaz kıyısındaki terk edilmiş eski deposuna gitmemiz gerekecek."

Güneş ışıkları masayı doldururken, iki farklı dünyanın insanı artık sadece bir davayı değil, kaderlerini de birbirine bağlamışlardı. Gece karanlığı çöktüğünde onları bekleyen tehlikelerden habersiz, göz göze bir söz verdiler.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.