Bölüm 2: Evin Sıcaklığı ve Bir fincan Kahve
Duruşmanın ardından geçen saatler, adliyenin gürültülü ve stresli havasını geride bırakmıştı. Akşamın karanlığı İstanbul’un üzerine çökerken, şehrin iki farklı noktasında iki ayrı dünya kendi kabuğuna çekiliyordu.
Hayal, Kadıköy’deki küçük ama cıvıl cıvıl evinin kapısını açtığında derin bir nefes aldı. İçerisi, onun neşeli ve renkli kişiliğini yansıtan detaylarla doluydu: Renkli minderler, duvarlarda asılı sıcak tablolar, köşede duran saksı bitkileri ve kitaplarla dolu raf üniteleri... Anahtarlarını vestiyere bırakıp topuklu ayakkabılarından kurtuldu. Günün yorgunluğu bir anda omuzlarına çökmüştü.
Salondaki yumuşak koltuğa kendini bıraktığında, zihninde sürekli aynı sahne dönüp duruyordu: Asansörün kapısı açıldığında karşılaştığı o derin yeşil gözler... Doğu. Sert, karizmatik ve mesafe dolu duruşunun arkasında, anlayamadığı bir şeyler vardı. Hayal iç çekerek ayağa kalktı, mutfağa geçip kendine sıcak bir bitki çayı demledi. Kendi evinde, o adliyadaki Özgüvensiz avukat değildi; en azından öyle olmaya çalışıyordu. Yine de elindeki siyah dosyaya bakarken içini hafif bir tedirginlik kaplıyordu. "Bu davanın altından kalkabilecek miyim?" diye fısıldadı çayından bir yudum alırken. Cesareti tamdı ama kendi yeteneklerine dair kuşkuları her zaman peşini bırakmıyordu.
Aynı saatlerde, Beşiktaş sırtlarında, Boğaz manzarasına hâkim minimalist ve modern bir dairede ise sessizlik hâkimdi. Burası Doğu’nun eviydi. Koyu tonların, ahşap ve metalin dengeli birleşimiyle döşenmiş, son derece düzenli ve yalın bir mekân... Doğu, üzerindeki resmi takım elbiseyi çıkarıp rahat bir kazak ve pantolon giymişti. Mutfaktaki kahve makinesinden taze çekilmiş filtre kahvenin kokusu yükseliyordu.
Doğu, kahve kupasını alıp çalışma odasındaki geniş ahşap masanın başına geçti. Masanın üzerinde adliyeden getirdiği belgeler duruyordu. Pencereden dışarıdaki Boğaz ışıklarına baktı. Zihni, adliyede karşılaştığı o sarışın avukata takılıp kalmıştı. Hayal... İsmi gibi canlı, güneş gibi sıcak ve neşeliydi. Ancak Doğu, kızın gözlerindeki o saklanmaya çalışan çekingenliği ve özgüvensizlik kırıntılarını fark etmişti. Ve nedense, bu durum içindeki koruma içgüdüsünü harekete geçirmişti. Adliyedeki o soğuk ve mesafeli tavrı, aslında profesyonel sınırlarını koruma çabasıydı; ama Hayal’e karşı daha nazik olması gerektiğini hissediyordu.
Telefonunun çalmasıyla Doğu düşüncelerinden sıyrıldı. Arayan bilinmeyen bir numaraydı ama Hayal olduğunu tahmin etmek zor değildi.
"Alo, Savcı Bey?" Hayal’in sesi telefondan çekingen ama meraklı geliyordu.
Doğu, ses tonunu yumuşatarak yanıt verdi. Sesindeki o sert, mesafeli ifade yerini ılık ve sakin bir tona bırakmıştı:
"İyi akşamlar Hayal Hanım. Umarım rahatsız etmiyorumdur, günün yorgunluğunu atabildiniz mi ?"
Hayal, Doğu’nun sesindeki bu beklenmedik nezaket ve sıcaklık karşısında şaşırdı. Kalbinin ritmi hafifçe hızlandı.
"İyi akşamlar... Hayır, rahatsız etmiyorsunuz. Teşekkür ederim. Ben de evde dosyayı inceliyordum. Verdiğiniz belgelere baktım da... gerçekten düşündüğümden çok daha karmaşık bir vaka."
Doğu, sandalyesinde arkasına yaslandı ve gülümsedi. Keşke kız bu gülümsemeyi görebilseydi.
"Kendi kendinizi çok fazla yüklemeyin," dedi Doğu yumuşak bir sesle. "İlk bakışta göz korkutucu durabilir ama adliyedeki duruşmanızı izledim. Oldukça dikkatlisiniz. Kendinize haksızlık etmeyin, bu davayı halledebiliriz."
Hayal, duyduğu sözler karşısında bir an ne diyeceğini bilemedi. Doğu’nun adliyedeki mesafeli adamdan sıyrılıp kendisine inanması ve bu kadar nazik yaklaşması, içindeki o özgüvensiz tarafı adeta şefkatle sarıp sarmalamıştı. Dudaklarında sıcak bir tebebbüs belirdi.
"Teşekkür ederim, Doğu Bey... Bunu sizden duymak gerçekten çok anlamlı."
"Rica ederim," dedi Doğu nazikçe. "Yarın sabah duruşma öncesi adliye yakınlarındaki o sessiz kafede birer kahve içip detayları konuşalım mı? Hem daha sakin bir ortamda dosyayı üzerinden geçeriz. Ne dersiniz?"
Hayal, kendi evinin sıcaklığında, elindeki çay kupasını sıkarken içini kaplayan o heyecan dalgasına engel olamadı.
"Çok iyi olur. Sabah saat sekizde orada olurum."
"Anlaştık. İyi dinlenin Hayal Hanım. Yarın görüşmek üzere."
"Size de iyi geceler Doğu Bey."
Telefon kapandığında iki farklı evde de derin bir sessizlik oluştu. Hayal koltuğuna back-to-back yaslanıp tavana baktı; içinde neşe ve merak karışımı tatlı bir heyecan vardı. Doğu ise kahvesinden bir yudum alıp Boğaz’ın karanlık sularına baktı. Güneş ve Ay, gecenin karanlığında bile birbirlerinin varlığını hissetmeye başlamıştı.