İçeriğe geç

Güneş Rüzgarı

Bölüm 16 · 16 dk okuma

Güneş Rüzgarı

Bölüm 16

Güneş Batarsa

“Bana bakarken tebessümlerinde parlayan bir güneş vardı ve ela gözlerde güneş batarsa benim için doğan hiçbir güneşin değeri kalmazdı.”

Yorgun bir şekilde esnerken sızlayan ayaklarımın üzerine basmakta zorluk çekiyordum. Elimdeki son tabakları da mutfak tezgahına bıraktığımda iyi hissetmiyordum.

Nesrin teyze tabakları yanındaki personellere temizlemeleri için uzatırken üzerindeki önlüğünü çıkarıp masaya bıraktı. Yanıma geldiğinde yüzünde yine o içten gülümsemesi vardı.

Rüzgar’ın gülümseyişini annesinden aldığına Nergis teyzenin onun annesi olduğunu öğrendiğimden beri emindim.

Yanıma gelen kadın sandalyeye yasladığım omzuma hafifçe dokundu.

“Bu gün Rüzgarla işe erkenden başladığınız için çok yorgun gözüküyorsun. Otelin yoğunluğu düşündüğümden de hızlı artıyor , alışık olmadığın için çok zorlanıyor olmalısın.”

Nergis Teyze hakkımda tam olarak ne biliyordu bilmiyordum ama ailemden daha anlayışlıydı. Anaç tavrını görmek hoşuma gidiyordu ama aynı zamanda saklamaya çalıştığım özlemimi hatırlatıyordu.

Neredeyse bir haftayı anca tamamlayacaktım ama ben annemi şimdiden çok özlemiştim. Biliyordum bana kızgındı ama sesini duymayı bile mi hak etmiyor muydun?

Ben vefasız , berbat bir çocuktum. Hak ettikleri gururu onlara yaşatamamış , hayallerini gerçekleştirememiştim. Belki de eve dönmeyi istememeli ve geçimimi bu otelde çalışarak sağlamalıydım. Ömür boyu burada yaşayabilir miydim ki?

Nesrin teyze bir anda bana sıkıca sarıldığında karşı gelmedim ve ona karşılık verdim. Yutkunurken ağlamamak için kendimi sıkıyor, boğazındaki acıyı yok saymaya çalışıyordum.

Kollarımız ayrılırken Nesrin teyze neşeli tutmaya çalıştığı ses tonuyla konuştuğunda içim ısındı.

“Ben aileden ayrı uzakta yaşamanın ne kadar zor olduğunu bilen biriyim. Eğer ihtiyacın olursa , dertleşmek istersen buradayım.”

Söylemediğim cümlelerimi sanki sadece gözlerime bakarak anlamış ve teselli etmişti.

Tebessüm ederek başımı salladığımda böylesine iyi kalpli bir kadınla tanışmamın mutluluğunu yaşıyordum. Birlikte mutfaktan çıkarken kolunu omzuma attı ve devam etti.

“Bu gece etkinlik planlayıcıları sahilde parti organize etti ve buradaki personel sayısı yarıya indirildi , odana çıkıp dinlenebilirsin.”

Bunu duymamla sevinirken yavaş adımlarla Can , Rüzgar ve Merve yanıma geldi. Merve yorgun yüzünün aksine dudaklarına enerjik bir tebessüm kondurmuştu.

“Burada işimiz bittiğine ve bize ihtiyaç kalmadığına göre otelin pastanesinde biraz oturalım ve biz bize takılalım diyoruz. Gelmek ister misin?”

Otelin pastanesi mi vardı?!

Otelin pastanesi olduğunu bilmiyordum , bu bilgiyi ben mi unutmuştum yoksa bana hiç verilmemiş miydi?

Şaşkınla gözlerim açılırken otel hakkındaki bilgilerimi sorgulamaya başladım.

Can ve Merve’nin sorularının cevabını beklediğini fark ettiğimde bir an önce karar vermem gerektiğini biliyordum.

Bakışlarım Rüzgar’ın ela gözlerine kayarken Nesrin Teyze’nin de bizi izlediğini fark ettim. Rüzgar ve annesi sanki gözleriyle sessiz bir konuşma yapıyordu.

“Güneş bu gün çok yoruldu , belki başka bir gün-“

Rüzgar’ın sözünü bölerek konuşmaya dahil oldum.

“Gelmeyi çok isterim. Hadi gidelim!”

Yorgunluğumun aksine sesim beklediğimden canlı çıkmıştı.

Aslında odama gidip dinlenmeyi isterdim ama aklımdaki düşünceler dinlenmeme izin vermiyor , beni daha çok yoruyordu.

Ne zaman yalnız kalsam kendimi suçlamaya başlıyor, umutsuz bir vaka gibi hissediyordum. Annem ve babamdan uzaktaydım ama yine onların düşünceleriyle kendimi yargılamaktan sakınmıyordum.

“O zaman gidelim.”

Rüzgar’ın sözüne karşılık Can sırıttı.

“Biraz önce sorduğumuzda yorgunum gelemem diyordun. Fikrini ne değiştirdi acaba?”

Can düşünürmüş gibi yaparken Merve de onun bu oyununa eşlik etti.

“Benim bir fikrim var gibi.”

Can ve Merve gözlerini dikmiş bana bakarken yanımda duran Nergis teyzenin de bu imaları duyduğunu düşünmemle yanaklarım yanmaya başlamıştı.

Bu sırada Nergis Teyze konuşmaya dahil oldu.

“Ben eve gidiyorum çocuklar, siz de çok geç saatlere kadar oturmayın. İş temponuz belli , vücudunuzun da dinlenmeye ihtiyacı var.”

Bir kaç adım atmıştı ki Rüzgar annesine seslendi.

“Anne , Asu’ya söyle gece gece test çözmeye çalışıp yine fizik kitabını dövmesin, onun yüzünden uyuyamıyorum.”

Duyduklarımızla gülmeye başladığımızda Nergis Hanım da dayanamamış bize eşlik ediyordu. Kendisini hızlıca toparlayıp derin bir nefes verdi.

“Canım sende abisi olarak biraz idare ediver. YKS’ye yazdan çalışmaya başladı ama yine de çok stresli. Abisine benzeyen bu çılgın kızın saatlerce masa başında oturması kolay olmuyor.”

Annesinin cümlelerini ciddi bir şekilde başıyla onaylayan Rüzgar son cümlenin kendisine olduğunu fark ederken tekrar gülmeye başladık.

Nergis Hanım son bir el sallamayla yanımızdan ayrılırken Can önümüze geçip merdivenlere yöneldi. Ben ise aklıma gelen düşünceyle iç çektim.

“Kaç gündür buradayım ama otelin pastanesinin olduğunu bile bilmiyordum. İnsan bunu bana söylerdi değil mi? Yazıklar olsun!”

Sözlerime karşılık Merve ve Can şaşkınlıkla Rüzgar’a baktı.

Rüzgar suçlu bir çocuk gibi sorumun cevabını düşünürken Merve ve Can’ın gözleri üzerindeydi.

O an Can ve Merve’nin nasıl bir anne ve baba olabileceklerini düşündüm.

Merve’den otoriter bir anne çıkabilirdi ama Can ortamı yumuşatan ve eğlence kısmıyla ilgilenen bir baba olurdu.

İkisini böyle hayâl ettiğimi duysa Merve kesin beni boğardı ama tabi ben istemediğim sürece bunu öğrenemezdi.

“Her şey üst üste geldi , işlerle uğraşırken otelin her yerini gezdirmeye fırsatım olmadı. Pastaneyi söylemekte tamamen aklımdan çıkmış.”

Rüzgar gerçekten mahcup olmuş gibiydi , buna karşılık tebessüm ettim.

“Çok fazla iş vardı , unutman normaldir. Zaten pastane olduğunu bilseydim bile görevler arasında buraya gelecek zamanım olmayacaktı.”

Can yüzünü buruştururken arkasını döndü.

“Siz ikiniz ne kadar sıkıcı oldunuz. Birbirinin kafasına mayonez ve ketçap sıkan ikiliye ne oldu?”

Can’ın sorusuna karşılık Merve gülmeye başlarken yanaklarım kızardı.

Rüzgar , Can’ın omzuna kolunu atarken ufak bir uyarıda bulundu.

“Can kafana pasta fırlatmamızı istemiyorsan bence bize bulaşmamalısın. Hem hatırladığım kadarıyla o gün en çok ketçap ve mayonez bulanan sendin.”

Can imalı bir şekilde Merve’ye baktı.

“Acaba kimin yüzünden?”

Can ve Rüzgar önden yürümeye devam ederken Merve’nin gülüşüne eşlik ettim.

Pastaneye girmemizle burnuma dolan kek kokusunu içime çektim. Beklediğimden fazlasıyla büyük olan pastanedeki masalar ikili ve dörtlü olarak birbirlerine mesafeli dizilmiş ve ortadaki boşluğa camdan oldukça uzun G ve R harfleri yan yana konmuştu.

Cam harflerin içindeki lambadan çıkan ışıkla harflerden tavana yansıyan görüntü oldukça hoş gözüküyordu. İlgiyle harflere doğru yaklaşırken G harfinin kenarında 20 ve R harfinin kenarında 07 yazdığını fark ettim.

Rüzgar meraklı bakışlarla harfleri incelediğimi gördüğünde gülümsedi.

“Otel 2007 yılında inşa edilmiş yani senin gibi on sekiz yaşında. Oteldeki çoğu tasarımı seçen kişi Saadet Hanım ve en sevdiği tasarım karşında.”

Duyduklarımın şaşkınlığını yaşarken Merve sırıttı.

“Güneş burayı baya sevmişe benziyorsun , harfleri temsilen Rüzgarla yanlarında durunda sizi çekeyim.”

Merve’nin cümlesiyle Rüzgar’a baktığımda yorgun bir şekilde olduğu yerde durmaya devam ediyordu. Pek istekli gözükmese de fotoğraf çektirmek için hevesli olduğumu fark etmesiyle neşeyle yanıma R harfinin arkasına geçti.

Bu fotoğrafın en güzel kısmı onunla çekiniyor olmamdı , bu yaz bittiğinde onun içinde olacağı ve bakabileceğim elimde yalnızca fotoğrafı kalacaktı.

Rüzgar’la fotoğraf çekinme fikrini öne attığı için Merve’ye içimden teşekkür ederken kalbim heyecanla çarpıyordu.

Başını R harfinin boşluğundan uzatırken bende G harfinin kıvrımına ellerimi koyup yüzüme bir tebessüm kondurdum. Ela gözlere bakarken zaten gülümsememek elimde değildi.

Merve bir kaç poz çekerken Can sıkılmaya başladığını belli etmek için ofladı.

“Artık sipariş verebilir miyiz?”

Rüzgarla aynı anda cam harflerin yanından uzaklaşırken Merve çoktan bir masaya geçmişti.

Can ve Rüzgar sipariş vermek için giderken bende Merve’nin karşısına oturdum.

Pastane neredeyse boştu , muhtemelen konukların çoğu sahil kenarındaki partideydi. Doğrusu burada oldukça huzurlu bir ortam vardı ve bu çok hoşuma gitmişti.

Merve’nin çantasından çıkardığı defterine bir şeyler çizmeye başladığını görmemle şaşırdım.

“Merve yorgun olduğunu sanıyordum , bu saatte çalışmak yerine dinlenmen senin için daha iyi olmaz mı?”

Merve bana acı bir gülümseme bahşederken yutkundum.

“Yorulmak veya pes etmek hatta ara vermeye bile zamanım yok. Çok çalışmam gerekli , boş her vaktimi çizimle doldurmalıyım ki gelişebileyim.”

Azimli bir kız olduğu her halinden belliydi ama başka bir sorunu var gibiydi ve ben şuana kadar bunun farkında bile değildim.

Kendi sorunlarım arasında kaybolurken etrafımdaki insanlara duyarsızlaşmaya mı başlamıştım?

Sıkıntılı bir nefes bırakırken tereddütle sordum.

“Otelde çalışmak ve bu sırada çizimlerini geliştirmek zor olmuyor mu?”

Merve elindeki kalemi defterin arasına bırakırken mavi gözleri gözlerimi buldu.

“Babam hiçbir zaman tasarımcı olmamı istemedi , sürekli tıp okumam gerektiğini tekrarlayıp durdu. Yetenek sınavlarını kazandığımda bile yeterince sevinmedi , ona göre beyaz önlük giymem hayallerimin peşinden gitmemden değerliydi. Zor olan çalışmak değil , ona kendimi kanıtlamak.”

Haklıydı , zor olan kendimizi kanıtlamaya çalışmaktı. Ben aileme daha bir açıklama yapmayı bile beceremezken o sevdiği mesleği cesurca savunuyordu.

Bir çırpıda söylediği cümlelere karşın gözleri bu konuda oldukça dolduğunu gösteriyordu. Baskı altında hissediyor olmalıydı ve bunun ne kadar acı olduğunu biliyordum ama yine de ona imreniyordum.

Onun peşinden koşabileceği hayalleri , insanları karşısına alabileceği hedefleri vardı. Merve gerçekten çok cesur ve güçlü bir kızdı.

Benim ise ne hayallerim ne de hedeflerim vardı...

Bir hiç uğruna ailemle aram kötüydü ve düzelmesi için de ne yapabileceğimi bilmiyordum.

Merve düşüncelere daldığımı fark etmiş gibiydi , koluma dokunmasıyla bulunduğumuz ortama aklımı toplayarak dönmeye çalıştım.

Bu sırada yanımıza gelen Rüzgar elindeki içeceği önüme bırakırken kendi de yanımdaki sandalyeye geçti.

Can ortaya büyük bir kurabiye tabağı bırakırken kurabiyelerin güzel kokusunu içime çektim.

Rüzgar gülümseyerek bana baktığında tebessüm ettim.

“Hepsinin tarifi anneme ait , eminim çok beğenirsin.”

Duyduğum cümlelere karşılık hemen bir tanesini aldım ve çiğnemeye başladım. Ağzımda dağılan çikolatalı kurabiyeyi büyük bir zevkle yutarken yüzümdeki gülümseme büyüdü.

Gerçekten çok lezzetliydi ve insanda daha fazla kurabiye yeme isteği uyandırıyordu.

Hızlıca bir tane daha alıp yemeye başlamamla Rüzgar’ın yüzündeki gülüşte büyüdü. Kurabiye mi yoksa onun bakışları mı daha tatlıydı bilmiyordum ama çalkantılı ruh halim şuan oldukça iyi hissediyordu.

Can elindeki sodadan bir yudum alırken düşünceli bakışları Merve’nin üzerindeydi.

“Biz yokken neler konuştunuz? Biraz moraliniz bozulmuş gibi.”

Can’ın bu tespitinde haklı olduğunu düşünürken sorusuna karşılık Merve’ye baktım.

Bu onun özeliydi , o cevaplamak istemediği sürece ben de cevaplamazdım. Merve beni şaşırtarak konuşmaya başladığında sessizce onu dinledim.

“Bildiğiniz konulardan konuşuyorduk. Ben , hayallerim ve babamın istekleri.”

Can sıkıntılı bir iç çekerken Rüzgar’ın da Can’ın da benim az önce öğrendiğim durumu zaten bildiklerini öğrenmiş oldum.

Can dertlenmiş gibi sodayı hızla içmeye devam ederken sonunda elinden bıraktı. Bu sırada Merve defterinden elini kaldırmadan çizimine devam ediyordu.

“Ebeveynlerin çocuklarını anlaması bu kadar zor olmamalı. Bizimkiler müzisyenliği meslekten bile saymıyor!”

Can sesini yükselttiğini fark ederken etrafına baktı ama bizden başka bir kaç kişi olduğunu ve onları da rahatsız etmediğini anlarken ses tonunu kontrol edip devam etti.

“Bana hobi olarak gitar çalmam gerektiğini söylemişlerdi ama onları dinlemediğim için halâ zaman zaman konuşurken sitem ediyorlar.”

Can’ın da Merve gibi ailesiyle “meslek tartışmaları” yaşadığını öğrenmemle şaşırırken masada ailesel sorunlar yaşayan üç kişi olduğumuzu anlamış olmuştum. Merve de Can da çok yetenekliydiler ve seçimlerinin hakkını vererek çalışıyorlardı.

Keşke bende bir seçim yapmış olsaydım , en azından o zaman neden bu otelde çalıştığımı ne için savaştığımı bilirdim...

Merve aynı şeyi yaşadığını belli etmek istercesine Can’ın söylediklerinden sonra bakışlarını defterinden kaldırmadan başını salladı.

“En azından sizinkiler sizinle konuşuyor.”

Söylediğim cümleyle Merve defterinden başını kaldırıp bakarken Rüzgar ve Can’ın da gözlerinin üzerimde durduğunu fark ettim. Acilen bir şeyler söylemem gerektiğini hissederken devam ettim.

“Yani siz onlarla konuştukça belki kararlarınızı kabullenmeye başlarlar demek istedim.”

Durumu toparlamak için konuşurken gerginlikle yutkundum. Rüzgar şüpheci gözlerle bana bakarken bakışlarımı kaçırdım.

“Güneş senin ailenle problemlerin var mı?”

Gözlerine baktım ve benim için endişelendiğini gördüm. Bana bu kadar değer vermesi ağır geliyordu.

“Yok.”

Bir yalan daha , ayağıma dolanacak yalanları bir çukurun içine gömmek istiyor ama bunun yerine Rüzgar’a söylüyordum.

Sessizlik oluşurken Merve’nin defterindeki çizimine gözlerim kaydı.

Çizdiği vücut eskizlerine ve yanlarındaki elbise desenlerine göz gezdirirken tebessüm ettim.

“Umarım başarılı olursun ve hayallerine ulaşırsın.”

Merve defterini kapatıp çantasına kaldırırken onu rahatsız ettiğimi düşünerek bakışlarımı kaçırdığımda güldü.

“Eskiz çalışmalarıma yarın devam ederim. Bu gün bir çizgi daha çizecek halim kalmadı , resmen gözlerim ağrımaya başladı . ”

Başımı sallarken kendi sodasından bir yudum alıp önüne düşen saçlarını kulağının arkasına attı.

Bu sırada Rüzgar gömleğinin kırışmış yakasını eliyle düzeltmeye çalışıyordu, merakla aklımdan geçen şeyi sordum.

“Siz niye bir kaç gündür papyon takmıyorsunuz?”

Can’ın sorduğum soruya karşı kaşları çatıldı.

“Saadet Hanım ve Salih Bey Konsepte göre giyinmemizi istiyor. Emin ol papyon berbat bir şey , çok rahatsız edici. Hem yarın-“

Rüzgar , Can’ın cümlesini bölerken başımı ona çevirdim.

“Bazen daha resmi gözükmemiz gerekirken bazense daha serbest takılmamıza izin veriliyor. Tamamen o gecenin etkinliğine bağlı , mesela bu gün herhangi bir etkinlik olmadığı için gömlek ve pantolon ikilisinin ceket ve papyona ihtiyacı kalmadı.”

Anladığımı belli edecek şekilde başımı sallarken merakla sordum.

“Sadece erkekler için değildir herhalde, bizim de arada bir kıyafetlerimiz değişir mi acaba? Gömlekler sıcakta hiç çekilmiyor.”

Can aynı fikirde olduğunu belli etmek için son cümleme başını sallarken Merve ekledi.

“Umarım Saadet Hanım biraz daha farklı konseptler düzenler , belki bizde bu sayede bu iş kıyafetlerinden kurtuluruz. Yarın-”

Rüzgar bu seferde Merve’nin sözünü kesmişti.

“Yarında hava çok sıcak olacak diyorlar.”

Rüzgar bunu söylerken bir yandan da Can ve Merve’ye yan bir bakış attı. Bu bakışmalardan anladığım bir şey varsa yarın bir şey olacağıydı. Peki , bana neden söylemiyorlardı?

Birbirlerini beni tanıdıklarından daha iyi tanıyorlardı ve eski arkadaş oldukları da belliydi ama kendimi dışlanmış hissetmiştim. Merve bozulduğumu fark etmiş gibi hızlıca konuşmaya başladı.

“Sıcak havalardan Can nefret eder de Saadet Hanım’ın şapkalarından birini istemeyi düşünüyoruz. Tüllü pembe şapkası Can’a çok yakışır.”

Can duydukları karşısında şok geçirirken gülmeye başladım. Neşelenmeme sevinen Merve de bana bakarak gülümsediğin de Merve’ye hayranlığım daha da arttı.

Bu kız kesinlikle iyi bir arkadaşın nasıl olunacağını iyi bilen biriydi.

Bense onu saçma bir sırra ortak etmiş ve bu durumdan rahatsızlık duymasına sebep olmuştum. Keşke benimde onun için yapabileceğim bir şey olsaydı.

Can , Saadet Hanım’ın şapka modellerinin kendisine yakışmayacağını çok ciddi bir şekilde Merve’ye anlatırken Rüzgar ikna olmadığını belli edecek şekilde sırıtıyordu.

Esnememek için kendimi zor tutarken elimi çeneme yasladım. Bu eğlenceli muhabbeti dinlemeye devam ederken kapanan gözlerime karşı koyamıyordum.

...

Karşımda duran Rüzgar’ın kahve saçları rüzgarda uçuşurken güneşin vurduğu ela gözleri ışıldıyordu. Yüzündeki tebessüm yerini korumaya devam ederken hafif hafif esen rüzgar şiddetlenmeye başladı.

Etrafımızdaki ağaçların yaprakları bir anda dökülürken dalları yalnız ve bomboş kaldı.

Yapraklar etrafımızda uçuşuyor aramıza giriyor , yere düşmeden önce daireler çiziyordu.

Solmuş yaprakların hepsi aynı anda yere saçılırken Rüzgar’ın yüzü güneşi kapatan bulutlar yüzünden gölgelendi.

Ellerim benden izinsizce cebimden çıkardığım ismimin yazdığı yakalığı uzatırken güzel gülümsemesi dudaklarını terk etti.

Yakalığa dikkatle bakarken ciddiyet beliren yüzünde kaşları çatıldı.

İşte o an ela gözlerde güneş battı ve ben o gözlerde yavaş yavaş yok oluşuma şahitlik ettim.

“Bana yalan söyledin! Sen bir yalancısın, beni kandırdın!”

Sesinde hissettiğim öfke bana olan nefretini gösteriyordu.

“Rüzgar açıklayabilirim.” derken titreyen dudağım annem ve babamda olduğu gibi hiçbir şeyi açıklayamayacağımı gösteriyordu.

Rüzgar bana iğrenirmiş gibi bakarken arkasını döndü ve yanımdan uzaklaşmak için bir kaç adım attı.

Peşinden koşmak istiyordum ama ayaklarım kıpırdamıyor, hareket edemiyordum.

Vücudum donmuş , gözlerim ise dolmuştu ve ben sadece Rüzgar’ın benden gidişini seyrediyordum.

Yutkunmamla dudaklarım aralanırken hareket edemediğim için yapabileceğim tek şeyi yapıp bağırdım.

“Rüzgar lütfen beni dinle! Lütfen sadece açıklamak istiyorum , ne olur biri bir kere olsun beni dinlesin!”

Göz yaşlarım yanaklarıma dökülerek bağımsızlıklarını ilan etmek istiyor ama ben buna engel oluyordum. Rüzgar’ın adımlarının yavaşladığını fark etmemle üşüyen kollarımı birbirine sardım.

Bir kaç adım daha atmasıyla hafifçe bana doğru döndüğünü görmemle göğüs kafesimde ufak bir umut çiçeği açtı.

Titreyen sesimle yaklaşması için tekrar bağırdım.

“Lütfen açıklamama izin ver!”

Rüzgar vücudunu da bana doğru çevirenken yavaş adımlarla gelmeye başladı. Her adımıyla yüzü netleşiyor, kulaklarımda ki uğuldamaysa artıyordu.

Ağaçların kuru dalları fırtınada şiddetle sallanıyor , havuzun suyu sanki dalgalı bir denizmiş gibi çalkalanıyor ve üzerime sıçrıyordu.

Tam önümde durmasıyla mimiksiz yüzüne baktım, bundan sonra bana bir daha o güzel gülümsemelerinden armağan etmeyecek miydi?

Derin bir iç çekerken sabrını sınıyormuşum gibi bakan gözler canımı yakıyordu.

“Rüzgar-“

Konuşmaya başlamamla sözümü kesmesi bir oldu.

“Seni dinlemek istemiyorum , sana bir daha gülümsemek , gözlerine bakmak ve seninle konuşmakta istemiyorum.”

Duyduğum cümleler ve tepkilerinin ağırlığı karşısında acıyla yutkunurken göz yaşlarımın yanaklarıma dökülmesine izin vermemekte ısrarcıydım.

Rüzgar ise umurunda olmadığımı belli etmek istercesine iğneleyici ses tonuyla devam ediyordu.

“Bütün bunları neden yapmak istemiyorum biliyor musun?”

Dudağımı ısırırken bu sorunun cevabı öğrenmek istemiyordum.

Derin bir nefes bıraktığımda yerdeki yapraklar rüzgarla tekrar etrafımızda uçuşmaya başladı.

Bana doğru bir adım attığında kalbim hızla çarpıyordu.

Ela gözlerin gözlerimle son kez buluştuğunu anlarken orada artık bir güneş olmadığının farkındaydım.

“Çünkü sen bir hayâl kırıklığısın!”

Dudaklarından dökülen cümle zihnimde yankılanırken önümden çekilmesiyle gri gökyüzündeki hortumu gördüm.

Gözlerimden yanaklarıma dökülen soğuk yaşlar dudaklarımdan çeneme düz bir çizgi gibi inerken rüzgarın kulaklarımdaki uğuldamasına eşlik ediyordu.

Hortum bana yaklaşıyor , bense kaçmak için mücadele bile etmiyordum...

...

Yalan söylemek istemedim...

“Güneş uyan.”

Kulağıma dolan fısıltıyla koluma dokunan eli hissederken hızla gözlerimi araladım.

Rüzgar’ın ela gözleri tam karşımdaydı ve eli hâlâ kolumdaydı. Başımın ağrıdığını hissederken Rüzgar’ın yüzündeki endişe kayboldu.

“Sanırım bir kâbus görüyordun.”

En son hatırladığım Merve ve Can’ın karşımızda oturduğuydu ama şuan ikisi de yoktu. Şaşkınlıkla etrafımıza bakınırken Rüzgar devam etti.

“Merve ve Can biraz önce kalktılar. Seni de odana gitmen için uyandırmak istemiştim ama sayıklamaya başladın.”

Panikle gözlerim kocaman açılırken yutkundum.

“Sayıkladım mı? Ne dedim?!”

Bağırdığımı fark etmemle Rüzgar şaşkınlığıma karşı güldü.

“Yalan söylemedim diyordun.”

Ses tonumu kontrol etmem pek mümkün değildi.

“Öyle mi dedim?!”

Endişeyle gözlerine bakarken yorgunluktan onun da bitap düştüğünü anladım.

Pastane de oturmak yerine odama geçseydim muhtemelen evine gider, dinlenirdi. Kararsızdım ve aldığım kararlarda da berbattım!

Rüzgar’ın eli çenesinde beni izlemeye devam ettiğini fark ettiğimde konuşmaya başladı.

“Acaba senin kızlara otelde tatil yaptığını söylediğin için mi ‘Yalan söylemedim.’ Diyerek sayıklıyordun? Bilinç altında seni etkilemiş olmalı. Gerçi hâlâ bu yalanın sebebini bilmiyorum.”

Bir anlık unutmuş olsam da kızlara da yalan söylediğimi hatırlatan Rüzgar’a suçlulukla baktım. Vicdanım ruhumda isyan ederken masadan kalktım.

“Ben en iyisi gidip uyuyayım.”

Bir kaç adım atmamla Rüzgar’ın da hızla peşimden ayağa kalktığını duydum. Durmam gerektiğini hissederken yanıma geldi.

“Sana asansöre kadar eşlik edeyim , pek iyi gözükmüyorsun.”

Cümlesine karşılık başımı salladığımda tebessüm etti.

Bir kaç gündür doğru düzgün uyuyamadığım için uykusuzluktan gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum.

Rüzgarla aynı hızda yürürken gözümü ovalayarak esnediğimde gülmeye başladı.

Parmaklarıma siyah bir şeyin bulaştığını fark ettiğimde gözlerimdeki siyah farı hatırladım.

Elimdeki fara bakarken yüzümü buruşturarak ofladım , ovaladığım için gözümün her yerine yayılmış olmalıydı. Rüzgar sırıtarak bana bakmaya devam ettiğinde kaşlarım çatıldı.

“Çok mu komik gözüküyor?”

Hafifçe başını bana doğru eğdiğinde kalbimin maraton koşusuna çıktığını hissettim.

“Çok tatlısın.”

Yanaklarımın kızardığını anlarken şaşkınlıkla açılan gözlerimi kırpıştırdım. Uykum vardı ve bu iltifat beklemediğim bir anda gelmişti , nasıl bir tepki vermem gerektiğinden emin değildim.

Hızlıca önüne geçip pastaneden çıkarken aramızda sadece iki adımlık bir mesafe bırakmıştım ve bu mesafe yeterliydi. Konuşmadan otelin kapısına geldiğimizde Rüzgar önüme geçip içeriye girmemi engelledi.

“Güneş bu saatte tuhaf bir soru olacak ama en sevdiğin renk ne?”

Esnememi bastırmaya çalışırken şaşkınlıkla Rüzgar’a baktım. Ciddi bir şekilde cevap beklediğini fark ettiğimde soruyu doğru anladığımdan emin olmasam da cevapladım.

“Belki çocuksu diyeceksin ama en sevdiğim renk pembe.”

Rüzgar söylediğim cümleye karşı iç çekti.

“Güneş seni sevdiğin hiçbir şeyle yada seçtiğin hiçbir şeyle yargılamam.”

Beni anlıyordu ve bu şuan iyi hissettirmiyordu. Beni anlayan tek kişi oydu ve ben ondan kaçmaya çalışıyor, yalanlar sıralıyordum.

Alnına dökülen kahve saçlarının gölgelediği ela gözlerden bakışlarım dudaklarına kayarken kalbim gürültüyle çarpıyordu.

Ona doğru bir adım atıp aramızdaki küçük mesafeyi kapatırken yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.

Onu öpmek istiyordum ama gözlerindeki güneşi batırırken gökyüzünü karanlığa verip onu bir gece de bırakarak kaçmak istemiyordum.

Yüzünde ufak bir gerginlik hissederken sakince bakan göz bebekleri sadece bekliyordu. Ne yapacağımı kestirmeye çalışıyor ve gözlerini gözlerimden ayırmıyordu.

Ona üniversite sınavına hiç girmediğimi , ailemin beni buraya istedikleri gibi olamadığım için bıraktığını , arkadaşlarıma güvenmediğim için onlara yalan söylediğimi ve her gün ruhum yeni bir yara açan kararsız kalbimi anlatmak istedim.

Ama öyle bir bakışı vardı ki cesaretim tenimden havaya karışıp benden uzaklaşıverdi.

Bana bakarken tebessümlerinde parlayan bir güneş vardı ve ela gözlerde güneş batarsa benim için doğan hiçbir güneşin değeri kalmazdı.

Bunu yapmam aramızı nasıl bir hale getirirdi? O sadece Güneş’i tanımalıydı , bir yaz tatilinde tanıştığı ve unuttuğu bir kız olarak kalmalıydım.

Suyu bulandırmak ikimizin de yazın sonunda üzülmemize sebep olurdu. Bir sürü sorunum varken üzerine bir de aşk acısı eklemek her şeyi daha da beter hale getirirdi.

Gözlerim dolarken geriye doğru bir adım attığımda yüzündeki mimiksizliği korumaya çalışıyordu yine de zorlandığını görebiliyordum.

Onu üzmek istemiyordum hatta kendimi üzmekten çok onu üzmekten korkuyordum ama ne var ki yine de onu üzüyordum.

Burada daha fazla duramazdım , yaptığım hiç bir şey doğru değildi. Hızlıca arkamı dönmemle bir adım attım.

“İyi geceler Rüzgar.”

Sabit tutmaya çalıştığım ses tonumda hiçbir duygu hissedilsin istemiyordum. Otomatik kapının açılmasıyla bir adım atarken arkamdan gelen pürüzlü sesi duydum.

“İyi geceler Kararsız Kalp.”

Bütün gün bana böyle hitap etmemişti geçen gece ki konuşmamızdan sonra çok dikkat etmişti.

Şu anki hitabından anladığım bir şey varsa canını gerçekten yaktığımdı. Zaten hayatım boyunca yaptığım şey birilerini üzmek değil miydi?

Otelin lobisinden hızlıca asansöre yönelirken bu gece

min de uykusuz geçeceğini biliyordum...

Bölüm sonu

6 yorum