İçeriğe geç

Güneş Rüzgarı

Bölüm 15 · 17 dk okuma

Güneş Rüzgarı

Bölüm 15

Gülümsemelerimin Sebebi

“Belki hiçbir tebessüm sebepsiz değildi, belki de aksine gülmek için bir sebebe ihtiyaç yoktu. İhtimaller sonsuzdu ama onunla gülümsemek en güzel sebep ve en güzel sonuçtu.”

Yanaklarımın kızarmadığını umarken Rüzgar’a bakmadan Salih Bey’in uzattığı telefonu alıp hızla yanlarından uzaklaştım.

Gerginlikle elimdeki telefonu sıktığımı fark ettiğimde derin bir nefes verdim.

“Alo?”

Tedirgin bir şekilde gelecek cevabı beklerken iyi bir haber olduğunu umuyordum.

“Hayâl nasılsın kızım?”

Babamın olabildiğince rahat tutmaya çalıştığı ses tonunu fark ederken konuya en kolay hâl ve hatır sormayla girebileceğimizi anladım.

Yine de öfkemi içimde tutmaya çalışmakta oldukça zorlanıyordum.

“Habersiz bir şekilde otele bırakılan biri ne kadar iyi olursa o kadar iyiyim!”

Evet , sakin olmayı başaramamış ve telefon konuşmamızın daha da gerici bir hâl almasına sebep olmuştum.

“Hadi ama seni berbat bir yere bırakmışım gibi konuşma. Orası beş yıldızlı bir otel , hem Salih Bey sana çok güzel bir oda verdiğini de söyledi.”

Sorun ne oda ne de oteldi. Bunu anlamak neden bu kadar zordu ki?

“Baba beni tatil yapmam için buraya getirmiş gibi davranmayı bırakır mısın? Siz beni kandırdınız!”

Sesimi kontrol edemediğimi ve yükselttiğimi fark ettiğimde Salih Bey ve Rüzgar’a baktım.

Havuz kenarında kendi aralarında sohbet etmeye devam ediyorlardı, dikkat çekmediğimi fark ederken rahatladım.

Bu sırada babamdan gelen cevapla yutkundum.

“Bizi kandıran sendin ve gördüğün gibi kandırılmak hoş bir şey değil , öyle değil mi?”

Yaraya tuz basmak dedikleri böyle bir şey olsa gerekti. Onları kandırmaktan zevk aldığımı falan mı sanıyordu?

Sakin olmamı içimden kendime tekrarlarken buraya bırakıldığımdan beri canımı sıkan durumu konuşmaya başladım.

“Beni buraya bıraktığın günden beri telefonlarıma baktığınız yok. Bir evladınız olduğunu unutma kararı aldığınızı düşünüyordum.”

Sesim de cümlelerim kadar agresifti ve ben bu halimden hiç mutlu değildim. Yaşadığım her şey saçma ve mantıksız geliyordu.

Beni bir kere olsun dinleselerdi işler böyle bir raddeye gelmezdi ama onlar hep kendilerinin haklı olduğuna inanıyordu.

“Hayâl bu tripli hallerinden çok sıkıldık. Biraz kendine çeki düzen ver , sen artık büyüdün. Ayrıca telefonum bozulduğu için aramalarına bakamadım, biz sana hesap vermek zorunda değiliz.”

Trip atmak istemiyordum ve bu durumdan eğlenmiyordum , kendine çeki düzen vermesi gereken yalnızca ben miydim?

Cümleleriyle yalnızca yanlış davranan benmişim gibi davranıyordu ama kendi hatalarını görmezden geliyordu.

Hem büyüdüğümü söylüyor hem de kararlarıma saygı duymuyorlardı. Neden her şey bu kadar zor olmak zorundaydı?

“Ya annem? İkinizinde telefonu aynı anda bozulmuş olamaz.”

Sıkıntılı bir nefes bırakış sesi duymamla devam etti.

“Annenin bu aralar canı sıkkın ve hâlâ sinirli ama onu yatıştırmaya çalışıyorum. Biliyorsun işleri de çok yoğun ama en kısa zamanda seni aramasını sağlıycam.”

Sessizce konuşmaya devam etmesini beklerken gözüm neşeyle Salih Beyle gülüşen Rüzgar’a kaydı. Bu çocuğa gülmek anlam veremediğim kadar çok yakışıyordu.

Babamın sesini duymamla kendime gelirken derin bir nefes aldım.

“Annene ters bir cevap verme , aramızda ne olursa olsun biz senin aileniz. Sözlerimize kulak vermelisin , biraz da bizi anlamaya çalış. Sadece iyiliğini istiyoruz.”

Bende kendi kötülüğümü istemiyordum ki! Yine duygusallaşmaya başlayacağımı acıyan boğazımdan anlarken bu konuşmayı uzatmanın gereksiz olduğunu fark ettim.

“Görüşürüz baba.”

Babamın telefonun ardında ofladığını duyarken onu da zor durumda bıraktığımı hissederek rahatsız oldum.

Bana her ne kadar kızgın olsa da annemle aramı düzeltmeye çalışıyordu ve annem gibi inatçı bir kadın için bu zordu. Öte yandan bende onun inatçı kızıydım.

“Görüşürüz kızım.”

Telefonu kapatacakken bir kez daha sesini duyduğumda dudağım titredi.

“Hayâl kendine dikkat et olur mu? Bir sorun olursa veya isteğin , Salih Bey ve Saadet Hanım eminim yardımcı olur.”

Düz bir ses tonuyla “tamam” cevabını verirken evimi ve ailemi özlediğimi anlamıştım. Her ne kadar kızgın olsam da babamın sesini duymak iyi gelmişti.

Telefon konuşması kendimi huzursuz ve durgun hissetmeme sebep olmuştu.

Yanlarına dönmemle Salih Bey’e telefonunu verdim. Salih Bey telefonunu cebine bakarken tereddütle sordu.

“Bir sorun yok değil mi?”

Rüzgar’ın dikkatle bana baktığını fark ederken panikle hayır anlamında başımı salladım. Bir soru daha soracağını hissederken hızlıca konuyu değiştirmeye karar verdim.

“Sizin bu kadar erken kalktığınızı bilmiyordum.”

Salih Bey renkli gömleğinin yakasını düzeltirken yakasındaki gözlüğü de başının üzerine taktı.

“Pek uyku insanı değilimdir , sizin de erkenden iş başına geçmenizi istediğim için içim rahat etmedi. Bu kadar erken çalışmak eminim hoş değildir , kusura bakmayın.”

Sıkıntılı bir nefes bırakırken devam etti.

“Aslında havuz temizliği için birilerini arıyordum ama bir türlü bu gün gelebilecek birini bulamadım. Rüzgar da ısrar edince bu görevi size bırakmak durumunda kaldım.”

Salih Bey’in yüzünden gerçekten kötü hissettiğini fark ederken durumu toparlamak istedim. Belki de otel düşündüğümden daha zor bir zaman geçiriyordu.

“Hiç sorun değil , Rüzgar ve ben bütün havuzu temizledik. Gerçi benden daha çok işleri Rüzgar yaptı ama-“

Rüzgar’ın sözümü kesmesiyle ona döndüm.

“Havuza son olarak clor dökücez ve sonra burada işimiz bitecek. Güneş dediğinin aksine çok yardımcı oldu.”

Salih Bey’in dudağının bir kenarı kıvrılırken gözleri ikimizin arasında gezindi. O an Saadet Hanım’ı geçen gün ne kadar üzgün gördüğüm aklıma geldi.

“Saadet Hanım nasıl acaba? Dün onu hiç görmedim de merak ettim.”

Salih Bey bu ilgime sevinmiş gibiydi.

“Dün başı ağrıdığı için bütün gün dinlendi. Sözümü hiç dinletemiyorum , bahçede çok fazla vakit geçiriyor ve hava çok sıcak. Kocaman şapkalar taksa da bu başına güneş geçmeyeceği anlamına gelmez.”

Sözleri sitemli de olsa yüzünde bir gülümseme vardı. Saadet Hanım’ı gerçekten çok seviyor olsa gerekti.

Salih Bey’in telefonu çalmaya başlarken gözleri yüzümüzde bir kez daha gezindi. Gülümserken yaşlılığın getirdiği kırışıklıkları göz çevresinde kendini belli ediyor, yüzünde yılların getirdiği bir yorgunluğu belli ediyordu.

Sanırım Salih Bey ve Saadet Hanım gerçekten çok yoğun bir süreçten geçiyordu. Telefonumu çalmaya devam ederken hızla cebinden çıkardı.

“Bu aramayı yanıtlamalıyım, yapmam gereken çok iş var. Sonra görüşürüz, çocuklar kendinize dikkat edin.”

Salih Bey uyarısını da yapıp giderken Rüzgar’ın ela gözlerine bakmaya cesaretim yoktu. Salih Bey gelmeden öncesini düşündüğümde kendime inanamıyordum , Salih Bey’in sadece bir dakika geç gelmesiyle Rüzgar ve ben- Utançla yutkunurken içimden bile cümlenin devamını getiremeyeceğimi hissettim.

Rüzgar’ın dudağının bir kenarı kıvrılırken hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyordum.

“Hadi havuza clor dökelim de işimiz bitsin.”

Söylediğim cümleyle gözlerimi ela gözlerden kaçırırken yüzündeki gülümseme daha da büyümüştü. Havuzu işaret ederek dikkatini temizliğe çekmeye çalıştığım da yerdeki havuz süpürgesini aldı.

Beklememi isteyerek otelin arka kapısına yöneldiğinde derin bir nefes aldım.

Bir kaç dakikanın ardından elinde iki kovayla geri döndüğünde birini bana uzattı. Onu takip ederek havuza cloru boşaltmaya başladığımda bana baktı.

“Bakıyorum da Salih Bey’e sorduğuna göre Saadet Hanımla çok iyi anlaşmaya başlamışsın.”

Boşaltmayı bitirdiğim kovayı yere bırakırken gözlerinin üzerimde olduğunun farkındaydım. Konuşmanın Salih Bey’den öncesiyle ilgili olmaması beni fazlasıyla rahatlatmıştı.

“Tabiki aşırı iyi anlaşıyorum. Ağladığımı sana ispiyonluyor ve hatta ismimi sunucuya verdiği için ateş böceği oluyorum. Nasıl iyi anlaşmam ki?!”

Kinayeli ses tonuma karşılık Rüzgar’ın gözleri şaşkınlıkla açılırken kahkaha attı .

“Sen ciddi misin? İsmimizi veren o muymuş?”

Dertli bir şekilde başımı sallarken durumun komikliğine daha fazla dayanamadım.

Gülüşlerimiz arasında gözlerinin üzerimde olması göğüs kafesimin içinde sanki bir trambolin varmış gibi kalbimin zıplamasına sebep oluyordu.

Bıraktığımız boşalmış kovaları götürmek için bir dakika istediğinde yüzünde yine o sempatik gülümsemesi vardı.

Arkasından otele girmesini izlerken yüzümde anlamsız bir tebessüm vardı , onunla tanıştığım gün odama çıktığımda aynada baktığım aynı tebessümdü.

Belki hiçbir tebessüm sebepsiz değildi, belki de gülmek için bir sebebe ihtiyaçta yoktu. İhtimaller sonsuzdu ama onunla gülümsemek en güzel sebep ve en güzel sonuçtu.

Hızlı bir şekilde geri dönerken yanıma gelmesiyle koşmaya başladı.

“Bu gün kafeterya da pankek sabahı , hangi personel sona kalırsa ona bu işi yıkıyorlar. Hızlı koş ,tabi bu sıcakta bir de ocağın sıcağını çekmek istemiyorsan!”

Ağzım şaşkınlıkla açık kalırken peşinden koşmaya başladım. Rüzgarla yaşamak maraton yarışlarına katılmak gibiydi , sürekli bir heyecan ve fazla koşu içermekteydi.

“Ben sportmen bir insan değilim ve sürekli senin yüzünden koşmak zorunda kalıyorum!”

Hırsla bağırırken daha çok yakınken Rüzgar’ı geçmeye çalışıyor ama sadece arkasından kahkahalarını duyabiliyordum.

Zaten erken kalkmıştım bir de pankek yapmakla uğraşmak istemiyordum , bu koşu artık bir ölüm kalım meselesiydi!

Rüzgar’a yetişmemle öne geçmeye çalışırken bağırdım.

“Rüzgar sanki Salih Bey sana sesleniyor!”

Rüzgar söylediğim cümleyle geriye bakarken önüne geçerek koşmaya devam ettim.

“Hile de yapıyoruz demek!”

Arkamdan itiraz eden sesini duyarken gülerek bağırdım.

“Emin ol , pankek yapmamı istemezsin. Evde en son yaptığımda hepsi yanmıştı!”

Hem koşmaya hem de gülmeye devam ederken nefes nefese kafeteryaya vardık.

Kazandım diye bağırmamla Rüzgar mızmız bir çocuk gibi söylenmeye başladı.

“Sadece bir adım öndeydin , ayrıca hile yaptığını da biliyoruz.”

Kollarımı birleştirirken ters bir bakış attım.

“O zaman sende kazanacağını bildiğin oyunlarla beni yenmeye çalışma.”

Rüzgar bana doğru bir adım atarken dudaklarında ufak bir tebessüm vardı.

“Sen istemediğin sürece kimse seni yenemez.”

Koşudan terleyen kahve saçlardan bir kaç tutam alnına dökülmüş ela gözleri gölgelerken gözlerine bakmamla yutkundum , yanaklarımın kızarmamasını diliyordum.

İçimden dudaklarına bakmamam gerektiğini tekrarlarken Merve’nin sesini duymamla hızla bir kaç adım geriye gittim.

“Bende bizim ikili nerede kaldı diyordum!”

Merve kısa saç tutamını kulağının arkasına iterken kolunu omzuma attı.

“Henüz bir yerin yıkıldığını duymadım.”

Rüzgarla anlamayarak Merve’ye baktığımızda gülmeye başladı.

“Demek istediğim aranız düzeldi galiba yoksa havuzda temizlik yaparken birbirinizi boğabilirdiniz.”

Merve gülerken merakla sordum.

“Havuzda temizlik yaptığımızı nasıl öğrendin?”

Yüzündeki gülümsemeyi korurken cevapladı.

“Dün havuzdaki tuvalet vakası hızlı yayıldı diyebiliriz. Sonra da temizlik için Rüzgar’ın görevlendirildiğini duydum. Rüzgar varsa sende oradasındır diye düşündüm.”

Bakışlarımı kaçırırken utandığımı belli etmemeye çalışıyordum ve bunu en iyi söylenerek saklayabilirdim.

“Rüzgar beni telefonla uyandırıp ısrarla işimiz olduğunu söyleyerek çağırınca pek bir seçeneğim kalmadı.”

Merve derin sıkıntılı bir nefes bıraktı.

“Bu daha hiçbir şey , havalar iyice ısındı. Otelin konukları da artmaya başladı, daha yoğun bir iş temposunda olmak zorunda kalıcaz.”

Moral mi verdiğini yoksa moralimi mi bozduğuna karar veremezken aklıma gelen şeyle panikle sordum.

“Merve lütfen pankeki benim yapamayacağımı söyle.”

Merve gülmeye başlarken Rüzgar da sırıtıyordu.

“Pankek yapmak istemeyerek sızlandığına göre artık sende resmi bir ‘Güneş Rüzgarı” personelisin. İstisnasız her personel bu yüzden bir kez sızlanır.”

Sorumun cevabını alamadığım için Merve’ye bakmaya devam ettiğimde Merve neşeyle kahkaha attı.

“Güneş bana öyle bakmayı bırak , pankek görevini Can’a kitledim. Kendisi bu durumdan çok mutlu.”

Rüzgarla aynı anda gülmeye başladığımda Merve’nin bir kez daha Can’la uğraşmaktan çok büyük bir zevk aldığını fark ettim.

“Bu günün talihsizi Can’a geçmiş olsun dileklerimi sunmaya gidiyorum.”

Rüzgar sırıtarak kafeteryaya giderken bu seferde Canla onun uğraşacağını anladım , Can’ın Rüzgar ve Merveden belliki çok çekeceği vardı.

Rüzgar’ın arkasından bakmaya devam ederken Merve’nin bana yine imalı bakışlar gönderdiğini fark ettim.

“Aranız düzeldiğine göre ‘Asu’nun kim olduğunu öğrenmiş olmalısın değil mi?”

Utançtan yanaklarım yanarken gözlerimi kaçırdım , yine de Merve’ye ufak bir sitem etmekten kendimi alamadım.

“Asu’nun Rüzgar’ın kardeşi olduğunu bana söyleyebilirdin ama bunun yerine izlemeyi tercih ettin.”

Merve sabrını zorluyormuşum gibi iç çekti ama aynı zamanda bir dedektif edasıyla düşünür gibi çenesini kaşıyordu.

“Hatırladığım kadarıyla Asu’nun Rüzgar’ın sevgilisi olduğu konusunda fazla ısrarcıydın ve Rüzgar’a sormanı söylediğim halde inatla itiraz etmeye devam ettin.”

Haklıydı , inatçılık etmiştim ve bunun sonucunda da dün gece saçma bir duruma düşmüştüm.

Konuşmaya devam ederken tebessüm etti.

“Güneş işin özü şu ki Rüzgarla aranıza girmemek için olabildiğince müdahale etmiyorum ve senin duygularını anlamanı istiyorum. Bana kalırsa her şey çok açık ama yine de senin görebildiğinden şüpheliyim.”

Merve her zamanki gibi dobraydı ve bu huyu beni rahatsız etmiyordu. Esra veya Beren gibi bana yalan söylemiyor , hiçbir şeyi saklamıyordu.

Bunları yapmak yerine her şeyi yüzüme söylemeyi tercih ediyordu.

“Asu’nun doğum günü kutlaması nasıl geçti bari?”

Merve sırıtırken şaşkınlıkla gözlerim açıldı. Demek Rüzgar’ın beni oyuna getirdiğindende haberi vardı.

Şaşkınlığım karşısında mahcup bakışlar attı.

“Bu haberi on dakika önce Can’dan öğrendim yani bana kızma. Yoksa bu konuda seni sahiden uyarır ve yanlış yada saçma bir şey yapmanı engellerdim.”

Engel olamayarak Merve’ye sımsıkı sarıldığımda başta şaşırsa da bana karşılık verdi.

Son zamandır gerçekten gereğinden fazla duygusaldım , annem ve babamla aramadaki sorunlar ve evden uzakta olmak kendimi çocuk gibi çaresiz hissetmeme sebep oluyordu.

Merve’yle kollarımız ayrılırken panikle kafeteryaya baktı.

“Can kafeteryayı uçurmadan içeri girersek iyi olacak.”

Turistlerden pek çoğu ellerine tabaklarını almış ve pankek için sıraya girmişlerdi. Gülerek içeri girerken burnuma gelen yanık kokusuyla şaşırdım, burası fazla mı dumanlıydı ne?

Merve’yle şaşkınlıkla Can’ın yanına giderken turistlerin arasından geçip tavanın önünde acı çeken Can’ı gördük.

“Pişsen olmaz mı? Yanmasan , güzel güzel pişsen olmaz mı? Beni Merve’ye rezil etme güzel pankek!”

Can tavadaki pankeke hem yalvarıyor, hem de yakışıyordu. Yanında duran Rüzgar kahkaha atarken biz de gülmeye başladık. Merve’yi gören Can’ın utançla bakışlarını kaçırdığını görürken Merve yanına geçti ve Can’a cesaret vermek istercesine gülümsedi.

“Güneş ve Rüzgar sakın Canla dalga geçeyim demeyin yoksa pankekleri siz yaparsınız.”

Şaşkınlıkla Merve’ye bakarken Can da bizim kadar şaşırmıştı. Ardından Merve’nin kendini savunduğunu fark ederken belli etmemeye çalışsa da sevindiğini hepimiz anlamıştık.

Merve , Can’ın önündeki tavanın içini çöpe dökerken gömleğinin kollarını sıvadı ve unu eline aldı. Ardından öylece onu izlemeyi devam ettiğimizi fark ederken bize ters bir bakış attı.

“Güneş ve Rüzgar masalarla ilgilenin , müşterileri memnun edin. Biz Canla burada uzun bir pankek mücadelesine giricez!”

Merve savaşa gider gibi bağırdığında Rüzgar’ın da benim gibi gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdığını fark ettim. Zavallı Can , Merve’nin söylediği malzemeleri uzatırken hızlıca yanlarından çıkıp gülmeye başladık.

Bu sırada pankek beklemekten sıkılan turistlerin söylenmeye başladığını fark ettim. Ne dediklerini anlamasam da yanımdaki birinin seslice bağırmasıyla sıçradım.

Rüzgar’a kaşlarımı çatarak baktığımda adam hâlâ bir şeyler söylüyordu.

“Ne dedi şimdi bu?”

Rüzgar umutsuz bir vakaymışım gibi başını salladı.

Sorumu cevaplaması için ısrarlı ve meraklı gözlerle baktığımı fark ederken sırıttı

“En kısa zamanda ingilizce derslerine başlıyoruz , haberin olsun.”

Rüzgar yan tarafımdaki servis tabaklarına uzanırken servis tabaklarının önünü kapattığımı fark etmemle kenara çekildim. Aldığı tabağı bana bağıran adama verip ingilizce bir şeyler söylediğinde adamda ona sakince bir şey deyip masasına geçti.

Kendimi dublajsız bir filimde alt yazı bulamamış çaresiz bir izleyici gibi hissediyordum.

Anladığım bir şey varsa tabakların önüne geçtiğim için kızdığıydı.

Yine de bu “Turist Bey”in bağırmasının gerektiği anlamına gelmezdi.

“Turist Bey de pek kaba yani tabak istediğini kibarca da söyleyebilirdi.”

Söylediğim cümleye karşılık Rüzgar ben seninle ne yapacağım bakışını atarken gülümsedi.

Bu gün bu çocuk fazla mı sevimliydi? Yoksa erken kalkmak bana iyi gelmemiş miydi?

Yüzüne daha fazla bakmamam gerektiğini hissederken hızlıca arkamı dönmemle masalar arasında dolaşmaya başladım.

...

Sonunda konukların kahvaltı seansını atlatabilmiş ve bizde kahvaltı yapmaya başlamıştık. Bu gün diğer günlerden erken kalktığım için oldukça açtım.

Tabağım dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyip dünyadan koptuğum sırada Merve’nin cümlesiyle bakışlarımı tabağımdan kaldıramadım.

“Pankek ve kahvaltı için müşterilerle ilgilenelim derken makyajına yorum yapamamıştım , baya başarılı olmuş.”

Tebessüm etmeye çalışırken mavi gözlerine baktım.

“Bence Merve dumanlı makyaj benim aksime sana daha çok yakışırdı , pek benlik bir makyaj stili değil.”

Söylediğim cümleye karşılık Can yüzünü buruşturdu.

“Ben beğenmedim, siyah hiç benim rengim değil, başka renk mi kalmadı?”

Merve gülmesini tutmaya çalışırken cevap vermemeye dayanamadı.

“Beğenmediysen sen yapmazsın Can.”

Can Merve’ye trip atsa da bizimle aynı anda gülüyordu , Rüzgar’ın gözleri ise sürekli gözlerimdeydi. O kadar mı tuhaf gözüküyordu?

Ama tuhaf gözükseydi Merve beğendiğini söylemez aksine düzeltmem için uyarırdı.

Tabağımla ilgilenmeye devam ederken Can ve Merve’nin yaptığı pankekten bir ısırık daha aldım , beklediğimin aksine oldukça başarılıydı.

“Anlaşılan Merve’nin eli baya lezzetli.”

Söylediğim cümleye karşılık Can gözlerini kısarak bana baktı.

“Peki ya ben?”

Övgü bekleyen gözlerle bakan Can’a birinin gerçekleri söylemesi gerekiyordu.

“Çabandan dolayı saygı duyuyordum.”

Söylediğim cümleye Rüzgar ve Merve gülerken Can bozulmuş gibiydi. Rüzgar Can’ın omzuna elini koyarken teselli vermek istedi.

“Can pankeklerin için iyi diyemem ama Merve’yle pankek yapmaya devam edersen eminim harika olur.”

Can duyduğu cümleye karşı hevesle Merve’ye bakarken Merve ters bir şekilde Rüzgar’a baktı.

“Can , Rüzgar bize pankek görevini bütün yaz için kitlemeye çalışıyor, farkında değil misin?”

Can , Rüzgar’ın kolunu omzundan indirirken Rüzgar’a baktı. Aralarında anlamadığım bir bakışma geçerken bunun Merve’yle ilgili olduğunu hissediyordum.

Kahvaltının ardından yarım saatlik bir boşluğumuz olduğunu öğrenmemle sevindim.

Merve sonrasında havuz kenarında şezlonglardaki konuklarla ilgilenmemiz gerektiğini söylediğinde ise ofladım.

Merve arka bahçede oturup dinlenmeyi teklif ettiğinde hiçbirimiz itiraz edemedik , dün geç yattığım ve erken kalktığım için yorgun hissediyordum. Merve masalı banklardan birine oturmasıyla sıcaktan dert yanmaya başladı.

Merve’nin yanına oturduğumda karşıma geçen Rüzgara bakmamaya çalıştım. Sabah Salih Bey gelmeden öncesini düşündüğümde utanıyordum ve Rüzgar’ın bunu fark etmesini istemiyordum.

Merve biraz daha sıcaktan söylenince Can Merve’ye içecek almaya gitmeyi teklif ettiğinde yanımızdan kalktılar. Bir kaç adım atmışlardı ki Can bize doğru dönüp bağırdı.

“Meyve suyu mu istersiniz yoksa gazlı içecek mi?”

Can’ın sorusu karşısında Rüzgar’a baktığımda onun da dikkatle beni izlediğini fark ettim.

Soruyu benim cevaplamamı istediğini anladığımda tebessüm ettim. Buraya geldiğimden beri farklı farklı meyve suyu seçeneklerinden içmiştim ama gazlı içecek içmeyeli baya olmuştu.

“Gazlı içecek olsun.”

Rüzgar hızlı cevabım karşısında hem şaşırmış hem de gururlanmış gibi bana baktı. Bu tepkisi gülmeme sebep olurken Can tekrar bağırdı.

“Gazoz , kola veya fanta. Hangisi?”

Can’ın bu soruları bana nispet olsun diye mi sorduğundan şüphelensem de hızlıca cevaplamaya çalıştım.

“Kola içelim yada fanta mı içsek? Sen gazoz mu içmek isterdin?”

Kararsızca Rüzgar’a baktığımda yüzünde sempatik bir gülümseme belirdi.

“Hadi seçin birini , burada sizi bekleyemeyiz!”

Merve’nin kulağının dibinde bağırmasıyla Can yerinde zıplarken Rüzgar hızlıca cevapladı.

“İki kola!”

Can ve Merve giderken rahatlamış bir şekilde nefes verdim. Rüzgar sabahtan beri dağınıklığını düzeltmeye çalıştığı saçlarını eliyle tekrar düzeltmeye çalışırken gülümsedi.

“Cümlenin başında kola dediğin için onlara iki kola almalarını söyledim. Bir dahaki sefere sadece ilk aklına geleni söyle olur mu? Böylece belki seçim yapman daha kolay olur.”

Başımı hafifçe sallarken ela gözleri gözlerimdeydi.

“Ayrıca seçmen için sana daha fazla zaman verirdim ama Can ve Merve bazen fazla agresif oluyorlar , onları bekletmemek için cevapladım.”

Rüzgar bana karşı hayatımda gördüğüm en anlayışlı insandı. Kararsızlıklarıma kızmıyordu , bir seçim uğruna beni kırmıyordu , gözleri öfkeyle bakmıyordu ve bana zaman veriyordu.

Onu seviyordum , sevmek istemeyerek çok seviyordum. Yarım hatta paramparça kalacağımı bile bile ona bağlanıyorum. O bana kendini sevdirtmeye çalışmıyordu, kendi karakteri zaten onu sevmem için yeterliydi.

Böyle bir insanı , böyle güzel kalpli bir insanı nasıl sevemezdim ki?

Dudaklarım aralanırken ondan artık hislerimi saklamak istemiyordum.

“Rüzgar seni se-“

Telefonumun çalmaya başlamasıyla dudaklarımı birbirine bastırdım.

“ ‘Üç Silahşörler’ adlı gruptan üç görüntülü arama.”

Yüzümü buruştururken aramayı yanıtlamadım. Yalnız kalma korkusuyla güvenimi kıran kişilerle konuşmaya devam etmiştim , oysa buna değmezdi.

Yalnız kalmak , güvenmediğim insanlarla konuşmaktan çok daha iyi olsa gerekti. Doğrusu yalnız hissetmiyordum , burada gerçek arkadaşlığı öğrenmeye başladığımı düşünüyordum.

Çalmaya devam eden telefonu yanıtlamadığımda Rüzgar bir tuhaflık olduğunu anlamıştı ve yüzüme bakmaya başladı.

“Sanırım senin kızlar aradı , sorun bensem konuşman için kalkabilirim.”

Ayağa kalkmak için hareket ettiğinde onu durdurmak için konuştum.

“Telefon konuşmalarımı sabote etmeyi sevdiğini sanıyordum.”

Rüzgar gülerek yerine oturdu.

“Aslında evet , telefon konuşmalarını sabote etmekten gizli bir zevk alıyorum.”

Söyledikleriyle gülmeye başladığımda çalmaya devam eden telefonumu sessize aldım.

“Gerçekten açmak istemediğinden emin misin? Belki önemli bir şeydir.”

Rüzgar’ın sorusuna karşılık iç çekerken üstelemekten vazgeçti. Bir kaç dakikalık aramızda tuhaf bir sessizlik oluşurken tekrar konuşmak ve Rüzgar’a hislerimi söylemek için cesaretimi toplayamadım.

Oysa bir kaç dakika önce söyleyebilecek cesaretim vardı , kızlar biraz daha geç arasa olmaz mıydı?!

Kendime mi yoksa kızlara mı daha çok sinirlendiğime karar veremezken bahçenin bir çok yerinde göz gezdirerek Rüzgar’a bakmamaya çalıştım.

Merve ve Can’ın geldiğini gördüğümde rahatlarken bu saçma gerginlikten kurtulmanın sevincini yaşıyordum.

Merve ve Can ellerindeki içecekleri masaya bırakıp sohbet konusu açtıklarında kafa karışıklığım ve kararsızlıklarımın arasında söylediklerini dinlemeye ve konudan kopmamaya çalıştım.

Yarım saattin ardından şezlonglardaki konuklarla ilgilenmeye başladığımızda düşündüğümden daha yoğun bir gün olacağını anlamıştım.

Genelde Türk konuklarla ilgileniyor , bardan ve büfeden istedikleri içecekleri , ,meyveleri ve tatlıları getiriyordum.

Boşalan tabakları topladığım sırada birinin bana baktığını ve “Hey!” diyerek seslendiğini fark ettim.

Arka iki şezlongla ilgilenen Rüzgar bana bir şeyler anlatmaya çalışan kadına aval aval baktığımı görmesiyle yanıma geldi.

Dil öğrenmem gerektiğinin bir kez daha yüzüme vurulduğunu hissederken kenara geçip kadınla ilgilenen Rüzgar’ın konuşmasının bitmesini bekledim.

Bu sırada bir sorun olup olmadığını kontrol etmek için Merve de yanımıza gelmişti.

Rüzgar kadının elinden aldığı boş bardaklarla gelirken cesaret vermek istercesine tebessüm etti.

“Sadece boşalan tabaklarını almanı istemiş, bu arada kadın sana “Hey!” diye seslenince aklıma geldi.”

Merve elindeki kirli tabak ve bardaklarla dolu olan tepsiyi işaret ettiğinde Rüzgar elindeki bardakları tepsiye bırakıp devam etti.

“Güneş sahi senin yakalağın nerde?”

Rüzgar’ın sorusu karşısında afallarken Merve’nin doğruyu söyle dercesine bakan gözlerini fark ettim.

Sadece bu yaz buradaydım ve başka bir yaz bu anları yaşayamazdım. Rüzgar için yalnızca Güneş olmak istiyordum , fazlası değil.

“Saadet Hanım yakalığımı hazırlamıştı ama sonra ben onu kaybettim. Yakında yenisini vereceğini söyledi.”

Aklıma gelen yalanı bir çırpıda söylerken kendimden utanmaya başlamıştım.

Ben çok fena bir yalancı olmuştum!

Rüzgardan ikinci ismimi saklamak yalan sayılmazdı ama şuan söylediklerim çıkışı olmayan bir yalanlar çemberine sürüklenmeme sebep olabilirdi.

Ben yalanların ayağıma dolanacağını bilecek kadar büyük bir kızdım ama bir kişinin daha hayal kırıklığı olmayı kaldıramazdım.

Merve’nin onaylamayan yakıcı bakışlarını tenimde hissederken suçluluk duygum daha da arttı. Onu suç ortağım yapmam Merve gibi dobra bir kızı tabiki sinirlendirmişti.

Can , Merve gibi elindeki tepsiyi kirli tabak ve bardaklarla doldurmuş bir şekilde yanımıza gelirken Merve , Canla mutfağa gitmek için harekete geçti.

Tepsilerle birlikte yanımızdan uzaklaştıklarında Rüzgar da şezlongların arasındaki konuklarla ilgilenmek için geri döndü.

Bense suçluluk duygumla bir başıma kalmış , kalabalığın arasında

iç sıkıntımla kendimi bunaltmaya başlamıştım...

Bölüm sonu

14 yorum

  • Merve ve can evlilik teklifi falan pankekin içinden yüzük çıkar mı HOCAAAM😅

  • Otelde kal işte hatta turizm oku ohhhhh Rüzgarla evlennn misssss gibi HAYAT YANİİİ

    1Yanıt
  • Yalanları öğrenince Rüzgar trip atıyormuş bide sjjsjss gerçi öyle biri değil ama

  • İlk bast icime çok sindigi için ağladığımi ve güneşin. Babasının onun aramalarını acmadigi için. Ve şimdi aradığı için sinirlendim ve agladim ama sona dogru mutlu oldum. Güldüm. Keşke güneş soyleyebilseydi. Rüzgarı sevdiği. Ama olmadi. Diririirri