İçeriğe geç

Güneş Rüzgarı

Bölüm 17 · 18 dk okuma

Güneş Rüzgarı

Bölüm 17

Doğru Kişi

O , beni azarlamadan ,yargılamadan yanımda olan anlatmadığım acılarımın farkında olacak kadar duyarlı kalan anlayışlı kalbiyle beni benden daha iyi tanıyan doğru kişiydi.

Bütün sabah Rüzgardan uzak dursam da kahvaltı da yine karşılıklı oturmuştuk. Bu oturma düzeninin sorumlusu Merve’ydi ve şuan ona kötü bakışlar atmamın hiçbir faydası yoktu.

Merve’ye Rüzgarla aramızda olanları anlatmasam da bir şekilde davranışlarımdan durumumuzun nasıl olduğunu anlıyordu.

Doğrusu Rüzgardan kaçmam faydasızdı , sadece saçmalıyordum. Bu otelde daha ne kadar kalırdım bilmiyordum ama sadece onunla zaman geçirmek isterken ondan kaçmaya çalışmak hoşuma gitmiyordu.

Tabağımdaki yiyecekleri isteksiz bir şekilde yerken iç çektim. Bu gün her şey son bulacaktı çünkü benim daha fazla yalana tahammülüm yoktu.

Annem ve babama yalan söylediğim için onlarla kavga etmiştim ve onlar da bana yalan söylediği için çalışmaya geldiğimi bilmediğim bir oteldeydim.

Dün bir sürü saçma yalan söylemiştim ve bu gün gerçekleri anlatmak isteyen yine bendim.

Bu yalanları söylerken aklım neredeydi bilmiyordum ama dün Rüzgar’la konuştuktan sonra beni anlayan tek kişi oyken ondan bir şeyler saklamamın gereksiz olduğunun farkındaydım.

Kahvaltının ardından Can ve Rüzgar tabakları bırakmak için mutfağa geçtiğinde Merve elindeki telefonu bana uzattı. Neden uzattığını anlamadığım telefonu elime alırken ekranda dün Rüzgarla beni çektiği fotoğrafları gördüm.

Kalbimin hızla çarpmaya başlamasıyla fotoğraflardaki halimizin ne kadar güzel gözüktüğünü düşündüm.

“Merve fotoğrafları çok güzel çekmişsin. Bana da atar mısın?”

Bu fotoğrafları bu yaz ve Rüzgar’ın bir hatırası olarak istiyordum. Yanaklarım yanarken Merve heyecanla söylediğim cümleye güldü.

“İçindekilerin uyumu güzel olunca fotoğraf çekenin pek bir marifeti yok. Birazdan sana bütün fotoğrafları atarım.”

Merve göz kırptığında devam etmemesini umarak utançla başımı telefona çevirdim.

Fotoğrafları kaydırmaya devam ederken Merve’nin yanında şaşkınlıkla birinde durdum. Dün kafam masanın üzerinde, yorgun bir şekilde uyuyakaldığım sırada Merve beni mi çekmişti?

Hem de Rüzgar elini yanağına koymuş beni seyrederken!

Fotoğrafa gözlerim kocaman olmuş bir şekilde bakarken Merve kahkaha attı.

“Benim de en sevdiğim fotoğraf bu oldu.”

Arkamdan gelen Rüzgar’ın sesiyle olduğum yerde dondum. Başının hemen omzumun üzerinde elimdeki telefona baktığını fark ederken hızlıca çekilerek telefonu Merve’ye uzattım.

Elim ayağım birbirine dolanmıştı ve kesinlikle çok utanıyordum. Merve’yle aramıza giren Can , Merve’nin omzuna kolunu attı.

“Hadi içecek bir şeyler alalım.”

Rüzgar olumsuz anlamda başını sallarken Merve ve Rüzgar birbirine baktı. Bu sırada Can sayesinde hızlıca konunun değiştiğine sevinmiştim.

“Biz Canla içecek bir şeyler almaya gidelim , siz de arka bahçeye geçin.”

Merve’ye “Bende geleyim , lütfen.” Bakışları atmamın hiçbir yararı olmamıştı. Arkasına bile bakmadan Can’ı da yanında götürdüğünde Rüzgar’la baş başa kaldık.

Rüzgar bir şey söylemeden önden giderken arkasından sessiz adımlarla ilerliyordum. Arka bahçeye geçmek için neden uzun yolu seçip havuzun ve çoktan dolmaya başlamış şezlongların yanında yürüyorduk anlamasam da ona ayak uydurdum.

Bu sıcakta daha şimdiden terlemeye başladığımı hissedebiliyordum , boş bir plaj şemsiyesinin altında durmasıyla bende durdum.

Biraz gölge de kalmak iyi gelse de Rüzgar’ın bana baktığını fark ettiğimde sanki yanaklarımı güneşin altında yakıyordum.

Bana doğru attığı adımla aramızdaki mesafeyi kapattı ve yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

Dün geceyi düşünecek olursak bunu kesinlikle bilerek yapıyordu, kalbim göğüs kafesimden çıkıp yanı başımdaki havuza atlamak için can atıyormuş gibi bir tempoyla çarparken titrek bir nefes verdim.

“Küs müyüz Kararsız Kalp?”

Yutkunurken sadece ela gözlerine bakıyordum çünkü bu bir tuzaktı.

Dün gece ki gibi bana Kararsız Kalp demeye devam ediyordu , bunu canı mı sıkmak için mi yapıyordu bilmiyordum ama bir meydan okumaya benziyordu.

“Neden küseyim ki?”

Sözüne şaşırmış gibi bir ifade takınırken uzaklaşması için içimden bağırıyor, dışarıdan ise nefessiz bir şekilde öylece yüzüne bakıyordum. Dün gecenin kesinlikle intikamını alıyordu!

Nefes almaya çalışırken kaşlarım çatıldı.

“Rüzgar benimle oynama.”

Rüzgar iyi bir oyuncu gibi şaşırmış bir ifade takınırken iç çekti , nefesi yanağıma çarparken bir kaç saniye daha dudakları kulağıma yakın bir şekilde durursa panik ve nefes alamamaktan burada kalpten gidebilirdim.

“Ben seninle asla oynamam ama aramızda oyunlar oynamayı seven bir kişi var.”

Yüzünü uzaklaştırmasıyla derin bir nefes alırken akciğerlerim oksijene ulaşmanın mutluluğunu yaşıyordu. Yanaklarımın aşırı derecede yandığını hissederken kıpkırmızı olmadığımı umuyordum.

Rüzgar’ın yüzünde onu gördüğüm ilk gün ki şımarık sırıtışı vardı. Dün gece ben bu çocuğun ayarlarını bozup ilk haline mi döndürmüştüm?

Bu sırada cebinde bir şey aradığını fark etmemle bana küçük bir kutu uzattı. Kaşlarım çatılmış kutuya bakarken anlamayarak bakışlarımı yüzüne çevirdim.

Herhalde içinde yüzük yoktu değil mi?

Aklımdan geçen düşünceyle içimden kendi kendime saçmaladığımı fısıldadım.

Kesinlikle yüzük kutularından daha büyük ama içine ne sığacağını bilmediğim kadar küçüktü. Uzattığı kutuyu almadığımı görmesiyle güldü.

“Sana evlenme teklifi etmiyorum , bu kadar neyi düşündün?”

Küstahlığı da geri dönmüştü, ben dün gece ne yapmıştım böyle!? Kendi ellerimle bir canavar yaratacağımı hiç tahmin etmemiştim. Acaba Rüzgar’ı yanı başımdaki havuzda boğsam herkesi bunun bir kaza olduğuna inandırabilir miydim?

Elindeki kutuyu sinirle çekerken bağırdım.

“Sanki teklif etsen ben kabul edermişim gibi!”

Rüzgar verdiğim cevapla iyice keyiflendi.

“Sahi , teklif etsem kabul eder miydin?”

Ela gözlerde yine o şımarıklıktan uzak tatlı ışıltı belirirken yutkundum. Kabul eder miydim?

“Tereddüt ettin , bence bana boş değilsin.”

Rüzgar’ın yüzüne muzip bir gülümseme yayılırken utançla önüne geçip yürümeye başladım. Bu gün kesinlikle “fazla komik” olduğunu düşünüyor olmalıydı ama şakalarının bana hitap ettiğinden emin değildim.

Elimdeki kutuyu açmak için hamle yaparken bir anda elimi tutmasıyla öylece kaldım. Biraz daha böyle devam ederse bu gün beni ambulansla kalp ameliyatına götürmesi gerekecekti çünkü âni hareketlerinden kalbim atmayı her an bırakabilirdi.

“Bu kutuyu şu an açmanı istemiyorum. Akşama bir sürprizim var , ben diyene kadar açma.”

Sürpriz kelimesini duymamla karnıma ağrı girmişti ve bu ağrı heyecandan mı yoksa panikten mi emin değildim. Kutuyu cebime koyarken aklımda sürpriz ve kutunun içindeki şeyin ne olduğuyla ilgili fikirler yürütmeye başlamıştım.

Bahçeye vardığımızda Rüzgar tekrar konuşmaya başladı.

“Bu yaz daha fazla vakit kaybetmeden ve şuan hazır vaktimizde varken sana İngilizce dersi vermem için tam zamanı.”

Yüzümü buruşturarak ofladığımda söylediklerinde oldukça ciddi gözüküyordu.

“Bana ders vermeni istemedim. İnan bana uğraşmaya değmez, sadece senin için vakit kaybı olurum.”

Rüzgar iç çekerken elini kahve saçlarının arasında gezdirdi.

“Böyle konuşmayı acilen bırak , kendinden neden bu kadar umutsuz bir vâka gibi söz ediyorsun?”

Şaşkınlıkla gözlerine bakarken tam da hissettiğim şeyi böyle kolay dile getirmesine şaşırmıştım. Cesaret vermek istercesine ellerini omuzlarıma koyup gözlerimi gözlerine sabitlememi sağladı.

“Sadece biraz motivasyona ihtiyacın var ve öğretmenin olarak burada devreye giriyorum.”

Rüzgar yine o tatlı ve güvenli haline dönerken biraz önce onu boğmak istediğimi hatırladım.

Kafamı karıştırıyor ve hangi Rüzgar’ın gerçekten o olduğunu anlamama hiç yardımcı olmuyordu.

“Şu masalı banka geçip beni bekleyebilir misin?”

Kibar ricasına karşı sinirle ofladım.

“Bazen çok küstahsın , bazense çok kibar. Sana kızacakken bir anda sakinleşiveriyorum ve seninle tanıştığımdan beri kararsızlıklarım daha da arttı. Sen bana ne yapıyorsun böyle?!”

Güzel gülümsemesi dudaklarına yerleşirken gözlerime baktı.

“Asıl sen bana ne yapıyorsun?”

Etkilenme , etkilenme!

İç sesime rağmen bildiğim bir şey varsa o’da çoktan etkilendiğimdi.

“Neyse ben banka geçeyim.”

Hızlıca banka yöneldiğimde arkamdan kısık bir gülme sesi duydum. Yüzümü saklarken yanaklarımın çoktan kızardığını anlamıştım.

Rüzgar beş dakika içinde geri döneceğini söyleyerek giderken sıkıntılı bir nefes bıraktım.

Gözlerim elime aldığım telefona kayarken ekranımda oldukça fazla bildirim bulunduğunu ve bunların hepsinin “Üç Silahşörler” isimli gruptan geldiğini gördüm.

Başta bakmak istemesem de bu kadar bildirimden sonra ne konuştuklarını merak etmiştim.

Esra: Hayâl görüntülü aramalarımıza neden cevap vermedin?

Esra: Açmadığın konuşmada Beren’in sevdiği çobanla ilgili çok önemli bilgiler edindim!

Beren: Esra bende bu gruptayım farkındasın değil mi?

Esra: Evet ve böyle daha eğlenceli ndhdjshdhs

Beren: Hayâl lütfen Esra’ya bir şeyler söyle.

Beren: evde oturmaktan sıkıldığı için sürekli benimle uğraşıyorr!

Esra: Hayâl telefonlara baksa onunla da uğraşıcam ama hanım efendi tatilde bizi unuttu!

Yüzümde ironik bir gülümseme belirirken ofladım. “Ne tatil ama!” diye söylenirken artık bu grupta olmamın hiçbir anlamı olmadığını hissettim.

Daha pek çok mesaj vardı ve ekranı kaydırmaya devam etmek istediğimden emin değildim. Dalgın bir şekilde iç çekerken Rüzgar’ın geri döndüğünü gördüm.

Elinde tuttuğu büyük boy defter ve tek gözlü bir kalemlikle yanıma geldiğinde bana zorla İngilizce öğretmeye fazla hevesli olduğunu gördüm.

Önüme bıraktığı deftere boş boş bakmaya devam ederken karşıma geçti. Ne bakıyorsun der gibi bir bakış attığında kahve saçlarını yolmamak için kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.

“Rüzgar gerçekten bu gün gıcıklık moodun açık kalmış , lütfen onu kapatıp şu ‘aşırı sevimli olan’ versiyonunu geri açabilir misin?”

Rüzgar düşünceli bir şekilde bana bakarken gülümsedi.

“İltifat ettiğini varsayıyorum , ayrıca her zaman tatlıyım. Yine de arada bunu söylesen fena olmaz.”

Söylediğim cümle iltifat sayılır mıydı bilmiyorum ama karşımdaki ela gözlü tatlı şapşal oldukça mutlu olmuştu.

Gülmemi tutamadığımda aramızdaki gerginliğin bittiğini düşünerek rahatladım. Bu sırada önümdeki defterin kapağını açtı ve kalemlikten çıkardığı kalemi boş sayfanın üzerine bıraktı.

İsteksiz bir şekilde sayfa ve kaleme bakarken Rüzgar gülümsedi.

“Günlük hayatta kullanabileceğin ve müşterilerle iletişim kurabileceğin cümleleri öğrenmen başlangıç için yeterli. Temel cümleler dışında yavaş yavaş İngilizceni geliştirecek daha iyi dersler yaparız.”

Yavaş yavaş İngilizcemi geliştirecek daha iyi dersler yapmak mı? Sadece bu yaz burada olduğumu biliyordu değil mi?

Elimdeki telefona bildirim gelmeye devam ettiğini görürken bakışlarım ekrana kaydı.

Esra: Hayâl mesajları gördüğünü anlayabiliyoruz. Niye dönmüyorsun?

Rüzgar sıkıntılı bir nefes bırakırken kalemi sayfaya hafifçe vurdu. Bakışlarım ona dönerken telefonu kapadım.

“Senin kızlarla tam olarak neler oluyor bilmiyorum ama yüzün bir şeyden oldukça rahatsız olduğunu gösteriyor.”

Oflarken elindeki kalemi aldım.

“Bildiğim kadarıyla bana “Psikolog Seansı” değil ”İngilizce Öğretmenliği” yapacaktın.”

Rüzgar sözlerime karşılık sırıttı.

“İkisini de yapabilirim , ayrıca senin kızlarla aranın kötü olduğunu anlamak için psikolog olmama gerek yok.”

Şaşkınlıkla gözlerine bakarken iç çektim.

“Aramızın kötü olduğunu da nereden çıkardın?”

Rüzgar bilmiş bir edayla işaret parmağını hafifçe çenesine vurmaya başladı.

“Benim bildiğim Güneş , dün arkadaşlarının ilk aramasında telefonu açar , bu günde mesajlarına tepkisiz kalmazdı.”

Onun bildiği Güneş... Ben bile nasıl biri olduğumdan emin değilken onun bildiği “Güneş” nasıl biriydi?

“Belki de senin bildiğin Güneş yoktur yada yanlış tanımışsındır.”

Rüzgar’ın mimiklerinden söylediklerimden memnun olmadığını anlayabiliyordum.

“Belki de benim tanıdığım Güneşi sen yanlış tanıyorsundur. Seninle bir çok konuda tartışabilirim ama benim tanıdığım Güneş hakkında seninle tartışmıycam.”

Bu tam olarak ne demekti bilmiyordum ama bana şuan küçümseyici bakışlar atıyor, onun tanıdığı Güneş’i bana karşı savunuyordu. Kızdığı ve savunduğu kişinin aynı kişi olması yani ‘benim’ olmam biraz kafa karıştırıcıydı.

Sanırım Rüzgar’ı gerçekten bozmuştum , çocuk artık bana kızarken beni savunuyordu!

“Ayrıca ben seni senden daha iyi tanıyorum.”

Bu da ne demekti?

Kaşlarım çatılırken yüzümü buruşturdum.

“Sen bu gün fazla egoistsin! Neden acaba?”

Bana bakarken gözlerini devirmemek için çabalıyordu.

“Bazıları beni deli ediyor belki ondandır.”

Sırıtarak ona bakarken gözlerimi kıstım.

“O zaman psikoloğa ihtiyacı olan sensin.”

Duyduğu cümleyle gülmeye başladığında artık bende kendimi tutamıyordum. Saçma bir şekilde onunla tartışmak eğlenceliydi.

Kahkahalarımızın arasından Can’ın sesini duyarken Merve elindeki iki bardağı önümüze bıraktı.

“İşte bu , dün geceki haliniz çok sıkıcıydı! Sözlü kavga , entrika ve kahkaha , tam da görmek istediğim şeyler.”

Merve yüzünü buruştururken Can’ın koluna susması için vurdu. Can ise sırıtmaya devam ederek Rüzgar’ın yanına oturdu. Rüzgar Can’a yan bir bakış atarken omzuna attığı kolundan kurtuldu.

“Can görmek istediğin şeyler bunlarsa bir sürü televizyon dizisi var. Bizimle uğraşmak yerine onları izleyebilirsin.”

Can tek gözünü kısarak Rüzgar’ın yüzünü inceledi.

“Senin bu gün canın bir sıkkın gibi sabahtan beri bir gıcıksın.”

Can’ın söylediği cümleye kahkaha atmamla alkışlamaya başlamam bir oldu. Tanıştığımız günden beri en haklı olduğu konu buydu!

Rüzgar bu durumdan memnun olmamış bir şekilde ters ters bakarken sırıtmaya devam ediyordum.

“İzin verirseniz Güneş’e İngilizce dersi vericem.”

Merve ,Can’ın tişörtünden çekiştirerek kaldırırken Can oflayarak Merve’ye baktı.

“Sen gitar provası yapmayacak mıydın? Hadi , havuz kenarına gidelim. Bana yeni öğrendiğin şarkılardan çalarsın oradaki kalabalıkta yüzerken şarkı dinlemeye bayılıyor.”

Merve’nin sözleriyle neşelenen Can gülümsedi.

“Kalabalık seviyor ama sen beni dinlemeyi seviyor musun?”

Rüzgarla aynı anda Can’ın sorusuna karşılık merakla Merve’ye baktık. Merve herkesin ona baktığını fark ederken bağırdı.

“Bu ne saçma bir soru böyle!”

Merve , Can’ı çekiştirerek yanımızdan uzaklaşırken Can gülmeye başlamıştı. Resmen Merve Can’ın sorusundan kaçmıştı yine de onun şarkılarını sevdiğini hepimiz biliyorduk.

Bir kaç dakika boyunca önümde açık duran boş sayfaya bakmaya devam ettiğimde Rüzgar konuşmaya başladı.

“ ‘Siparişiniz nedir?’ İngilizce nasıl söyleniyor biliyor musun?”

Aslında bunu biliyordum ama madem öğretmenlik yapmak istiyordu , onu biraz uğraştırmaya karar vermiştim.

“Bilmiyorum.”

Agresif cevabıma karşılık sabırlı bir öğretmen olarak derin bir nefes aldı. Bence fazla dayanamayacaktı , yine de mızmız öğrenci olmaktan eğlenmeye başlamıştım.

“What is your order?”

Aval aval yüzüne bakmaya devam ederken bunu kağıda yazmamı beklediğini fark ettim. Güzel bir telaffuzu vardı , yazmak için tekrar etmesini istediğimde daha iyi anlamam için heceleyerek cümleyi tekrarladı.

Cümleyi deftere yazarken son kelimeyi bilerek yazmadım ve bir kez daha tekrarlamasını istedim. Yüzümdeki sırıtışı engelleyemediğim için gözlerini kısarak bana baktı.

“Sen benimle eğleniyor musun?”

Bakışlarımı kaçırırken gülmeye başladım ve gözlerimi abartılı bir şekilde açtım.

“Ne alakası var?!”

Gözlerini kısarak yüzümü inceledi.

“O zaman devam ediyorum.” Derken Rüzgar’ın gülmemek için mücadele verdiğini hissediyordum. Öğretmen otoritesinin sarsılmasına izin vermemek için elinden geleni yapıyordu.

Defterime ciddiyetle bakarken başını salladı. Son kelimeyi tekrarladığında isteksiz bir şekilde yazdım.

“Doğru yazmışsın , şimdi ‘Başka bir isteğiniz var mı?’ cümlesini öğreneceksin.”

Sıkıntıyla kalemi deftere vurarak ritim tutmaya başladım. Bu ders kaç dakika sürecekti bilmiyordum ama kesinlikle öğrenmekten hiçbir zevk almıyordum. Bunun daha eğlenceli bir şekli olamaz mıydı?

“Do you have any other requests?”

Telaffuzu anlamadığım bir şekilde kulağıma çok hoş geliyordu ama bu sefer gerçekten nasıl yazacağımı bilmiyordum. Boş boş kağıda bakmaya başladığımda öğrencilik hayatımı bu sene geride bıraktığımı sanarken yanıldığımı anladım.

Rüzgar yazmadığımı görünce anlamam için yavaş bir şekilde cümleyi tekrarladı ama nasıl yazıldığını bilmediğim bir şeyi yazamazdım.

Telaffuzun ve yazılışın aynı olması her şeyi kolaylaştırırdı, zaten yabancı dillerde söyleniş ve yazılış neden aynı değildi ki?!

Rüzgar’a umutsuzca bakarken dalga geçmesinden korkuyordum ama yüzünde herhangi bir alaycı mimik yoktu.

Yine de kendimi çok yetersiz hissediyor ve bu öğrencilikte Rüzgar’a rezil olacağımı düşünüyordum.

“Rüzgar zaten molalar çok az , bana İngilizce öğretmekle zaman kaybetmek yerine dinlesen daha iyi olmaz mı?”

İçimdeki başarısızlık hissiyle boğuşmak gerçekten çok yorucuydu.

Rüzgar’ın yüzünde güven veren bir gülümseme belirirken kalemi tuttuğum elime baktı. Kaşları hafifçe çatılırken karşımdan kalkıp yanıma oturmasıyla elini elimin üzerine bıraktı.

Elimin titrediğini fark ettiğimde onunda bunun farkında olduğunu anladım.

Sınav günü okulun kapısında ilk defa titrediğini gördüğüm ellerim yine bu titremeyi tekrarlıyordu.

Kalemi elimin üzerinden sağa sola doğru yönlendirirken yazmama yardım etti.

Bunun yerine yazılacak harfleri söylemesi de yeterli olurdu ama titreyen elimle nasıl yazardım bilmiyordum. Sanırım kendime çok yüklendiğim zaman böyle bir titreme oluşuyordu.

Kelimeleri tamamlayana kadar nabzımın hızlandığının farkındaydım ama elimin titremesi geçmiş gibiydi. O yanımdayken sakinleşmiş ve daha huzurlu hissediyordum.

Cümlenin bitmesiyle eli elimi bırakırken ela gözler gözlerime odaklandı.

“Endişelenmene gerek yok , başarısızlıktan bu kadar korkma. Çabalarsan başarırsın ve benim bildiğim Güneş öyle hemen pes etmez.”

Ela gözlerden birini kırparken yüzümde bir gülümseme belirdi. Ona hiçbir şey anlatmadığım halde nasıl hep bana iyi gelecek o cümleyi buluyordu?

Bildiğim bir şey varsa o doğru kişiydi.

Beni azarlamadan ,yargılamadan yanımda olan anlatmadığım acılarımın farkında olacak kadar duyarlı kalan anlayışlı kalbiyle beni benden daha iyi tanıyan doğru kişiydi.

On beş dakika kadar bir kaç cümle daha öğrenmeme yardım etse de kaç tanesinin aklımdan kalacağından emin değildim.

Doğrusu oldukça yavaş ilerliyorduk ama kabul etmem gerekirse Rüzgar anlayışlı bir öğretmen olmuştu. Sabah tartışmalarla güne başladığımız düşünülürse şuan gerçekten iyi hissediyordum.

Elimin titremesi de hızlıca geçtiği için mutluydum.

“Son olarak en son yazdığımız cümleyi telaffuz eder misin? Bu gün ki dersi bitirelim.”

Umutsuzca ela gözlere bakarken bir yandan da kalemi kağıdın üzerinde vurarak ritim tutmaya devam ediyordum.

“Önce sen bir kez daha tekrar eder misin?”

Başıyla beni onaylarken onun bana karşı bu kadar sabırlı olmasına gerçekten şaşkındım. Öğretmenim olduğu anda ne kadar cahil olduğumu düşünerek kaçacağını düşünmüştüm. Onunla tanıştığımdan beri ne kadar çok yanılıyordum böyle?

Bon appetit, I hope you are satisfied with our hotel.

Bir yandan kağıtta yazdığım cümleye bakıyor , bir yandan da Rüzgar’ın telaffuzunu dinliyordum.

Bunu nasıl tekrar edeceğimden emin değildim, telaffuzum hiçbir zaman iyi olmamıştı zaten. Bana beklentiyle baktığında iç çektim ve söylemeye çalıştım.

“Boonn appetitt , ı hopp yü ar satisfidifed withyh ouyry hotel.”

Tek doğru söylediğim kelimenin otel olması dışında sorun yoktu!

Rüzgar kahkaha attığında bende gülmeye başladım.

“Güneş ağzınla random gülüş atar gibisin , senin konuşmanı yalnız ben anlayabilirim.”

Gülüşünün arasından nefes nefese söylendiğinde gülümsedim.

“Senin anlaman yeterli.”

Yüzündeki tebessüm büyürken ofladı.

“Öğretmenini bu güzel cümlelerle kandıramazsın. Bunun doğru telaffuzunu öğrenmeden ders bitmeyecek.”

Mızmızlanmaya başlarken karnımın da acıktığını fark ettim. Acıkmak dersten kurtulmak için gayet yeterli bir bahane gibiydi , hem yalanda değildi.

“Acıktım , sonra devam etsek?”

Defterimi işaret ederken oldukça ciddi olduğunu anladım. Demek gerektiğinde katı bir öğretmen olabiliyordu ama bu beni şuan hiç motive etmemişti. Üstelik sürekli aklıma bana verdiği kutu geliyor , içinde ne olduğunu düşünerek dikkatim dağılıyordu.

Yarım saattir meraklı veya heyecanlı değilmiş gibi davranıyordum ama aslında sürprizi çok merak ediyor ve panikliyordum.

Konu Rüzgar olunca kafam her zamankinden daha karışıktı , her gün yeni bir Rüzgarla tanışıyor ve her defasında ona haksızlık ettiğimi hissediyordum.

Cümleyi tekrar telaffuzu etmemi bekliyor , sabırlı ve destekleyici gözlerle bana bakıyordu.

Beni yanlışlarımdan dolayı yargılamıyor ve yardımcı olmak için elinden geleni yapıyordu. O bu kadar emek vermişken bu cümleyi düzgün söylemeden kalkmak Rüzgar’ın emeklerine yazık olurdu.

On dakikalık bir telaffuz faciasından sonra en sonunda cümleyi doğru söyleyebilmiştim.

“Başardın!”

Yanımda oturan Rüzgar kulağımın dibinde heyecanla bağırırken kendimi alkışlıyordum. Hangimiz doğru telaffuz ettiğim için daha çok sevinmiştik bilmiyordum ama kendimi bir anda Rüzgarla birbirimize sarılırken buldum.

Sanırım önce ben sarılmıştım ama hemen karşılık vermişti. Sadece bir kaç saniyeliğine de olsa ona sarılmak iyi gelmişti.

“Refleks olarak sarıldım.” Derken kollarımı hızla ondan ayırdım. Bu gün daha ne kadar utanacaktım bilmiyordum.

Rüzgar bir şey söylemedi veya dalga geçmedi , sadece güzel bir tebessümle bana bakmaya devam ediyordu.

“Sabırlı bir öğretmen olduğun için teşekkür ederim.”

Önümdeki defterin kapağını kapatırken konuşmaya başladı.

“Rica ederim , bir dahaki dersimizde daha özgüvenli bir öğrenci olmanı umuyorum.”

Söylediği cümleye öyle olmayı umarak başımı sallarken devam etti.

“ Ayrıca bu gün öğle yemeğinden iki saat önce gözleme var , yani şuan sıraya girersek yiyebiliriz. Bence bunu kaçırmak istemezsin.”

Konunun bir anda yemeğe dönmesiyle güldüm, anlaşılan Rüzgar’da acıkmıştı. Yeni öğrendiğim bilgiyle mutlulukla başımı salladım.

Hızlıca toparlanıp kafeteryaya doğru yürümeye başladığımızda ofladım.

“Rüzgar acaba şu sürpriz dediğin şey hakkında biraz ipucu verir misin? Kafamda teoriler üretmekten yorulmaya başladım.”

Gülerek bana baktığında yüzümde bir tebessüm belirdi.

“Kararsız Kalp , kafanda teoriler üretme ve beklentini de yükseltme. Ayrıca ip ucu vermem senin bu meraklı bakışlarını seyretmemi engeller ki bunu hiç istemiyorum.”

Sırıtarak önüme geçip yürümeye devam ettiğinde o isteyene kadar hiçbir şey öğrenemeyeceğimi anladım.

Kafeteryaya girdiğimizde beklediğimden çok daha kalabalık bir ortamdaydık. Otelin büyük ve konuların çok olduğunun farkındaydım ama hiç bu kadar uzun bir sıraya şahit olmamıştım.

Saadet Hanım’ı müşterilerin arasında endişeyle koştururken gördüğümüzde o’da bizi fark etti.

En son dün Salih Bey , Saadet Hanım’ın başı ağrıdığı için odasından çıkmadığını söylemişti, halini hatırını sormak istesem de Saadet Hanım hızla konuşmaya başlayınca ağzımı açamadım.

“Çocuklar Gözlemeci Ayşe Hanım bu gün gelemedi , acil bir hastane işi çıkmış. Kalabalığı idare edemiyorum , neredeyse hepsi otelimizden memnun olmadıklarını söylüyorlar.”

Saadet Hanım nefes nefese konuşmaya devam ederken onun için gerçekten endişelenmeye başlamıştım.

“Geçen gün ki çocuk havuzu olayından sonra , bir bu eksikti! Neden her şey üst üste geliyor?!”

Saadet Hanım kendini kaybetmiş gibi konuşurken bizimle konuştuğundan bile emin değildim. Daha çok kendi kendine yakınıyor, gözleri ise kalabalıkta geziniyordu.

Elimi Saadet Hanım’ın koluna koyarken bize dönmesini sağladım, bu sırada Rüzgar da konuşmaya başladı.

“Yardım edebileceğimiz bir şey varsa-“

Saadet Hanım Rüzgar’ın sözünü bölerken daha da huzursuz gözüküyordu.

“Şuan senin mola saatin değil mi? Sürekli sana yüklenmek istemiyorum , dün havuzu da temizlediğinizi duydum.”

Mahcup bir şekilde bana bakan Saadet Hanım’a tebessüm ettim.

“Saadet Abla , sorun değil , başınızın dün çok kötü olduğunu duydum. Daha iyi misiniz?”

Rüzgar , Saadet Abla dememe şaşırırken Saadet Hanım içtenlikle gülümsedi. Biz bizeyken ona böyle hitap etmemi istemişti , alışık olmasam da bu şekilde hitap etmek istemiştim.

Geçen gece oldukça dertliydi ve bu günde pek iyi gözükmüyordu, o gece onunla dertleştiğimden beri ona daha yakın hissediyordum. Her ne kadar ağladığımı Rüzgar’a söylediği için sinirlensem de burada kaldıkça onu bir yakınım gibi görmeye başlamıştım.

İşte o an aklıma çok mantıklı olduğunu düşündüğüm bir fikir geldi.

“Biz gözleme yapabiliriz!”

Nerden geldiğini bilmediğim cesaretle söylediğim cümle ağzımdan çıkar çıkmaz pişman olmuştum. Rüzgar şaşkınlıkla bana bakarken ela gözlerdeki şok ifadesini görebiliyordun.

“Biz! Biz mi gözleme yapabiliriz?!”

İşaret parmağıyla kendisi ve beni işaret ederken kendisini de beni de küçümsediğini hissettim.

“Evet , çokta güzel yaparız.”

Bir kere konuşmaya başlamıştım , sözümün arkasında durmakta kararlıydım.

“Ama siz gözleme yapamaz-“

Saadet Hanım bu düşüncemi reddetmek için konuşmaya çalışırken arkasına gelen Salih Bey sözünü böldü.

“Sohbetinizin büyük çoğunluğunu duydum. Bir gözlemecimiz ve kaybedecek hiçbir şeyimiz yok.”

Saadet Hanım’ın kaşları çatılırken eşine döndü.

“Kaybedecek bir şeyimiz yok mu?!”

Öfkeyle söylediği cümleye karşı yanımızdan ayrılan Saadet Hanım’ın arkasından öylece bakakaldım.

“Bu aralar iyi değil , siz onu boş verin ve mutfağa geçin. Gözleme bekleyen oldukça büyük bir kalabalık var.”

Salih Bey rica yerine emir vererek yanımızdan uzaklaşırken şaşkınlıkla arkasından bakmaya devam ediyordum.

“Söyle bakalım ‘Aşçıbaşı” gözleme yapmayı biliyor musun?”

Bilmiş bir şekilde güldüm.

“Gözleme yapmak zor değil ki! Yufkanın içine isteyen kişiye göre kaşar , sucuk , salam veya artık ne isterse ondan koyuyoruz. Sonrada katlayıp tavada pişiriyoruz , işte bu kadar.”

Rüzgar söylediğim cümleye karşı sırıttığında bu sırıtış başıma geleceklerin bir yansıması gibiydi.

“Umarım yufka açmayı da biliyorsundur çünkü ben bilmiyorum.”

Kaşlarım çatılırken öylece kalakaldım.

“Yufka açmak mı? Yufkalar hazır olarak alınmıyor muydu?”

Şaşkınlıkla Rüzgar’a baktığımda kahkaha attı.

“Mutfağa yürü aşçıbaşı anlaşılan bizi uzun bir mücadele bekliyor.”

Bana kızmadığına sevinirken gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

Gerçekten zor bir mücadele olacaktı ama içimden bir ses ikimizde bilmediğimiz halde Rüzgar’la yufka açmanın bile zor olmayacağını söylüyordu.

Umarım içimdeki ses haklı olurdu çünkü kimseyi zehirlemek istemezdim...

Bölüm sonu

8 yorum