Gündüz’ün camide kaderin ilk tohumlarını ektiği saatlerde, Gece de şehirdeki kalabalıktan uzakta, hassasiyetlerine uygun, boykot olmayan sakin bir kafede oturuyordu. Masasında sıcak bir kahve tütüyor, elinde ise hem manevi dünyasını koruyup hem de bu pırıltılı şov hayatında çizgisini nasıl dengede tutacağını anlatan derin bir rehber kitap duruyordu. Sayfaları okudukça ruhunun dinlendiğini, zihnindeki o karmaşanın durulduğunu hissediyordu.
Tam bir paragrafa odaklanmışken masadaki telefonunun ekranı birden aydınlandı ve titreşmeye başladı. Ekranı kaydırdığında gelen mesaj sponsor firmadandı. Acil bir reklam çekimi ve görüşmesi için stüdyoya çağrılıyordu. Gece, derin bir nefes alarak ayracını okuduğu sayfanın arasına alelacele yerleştirdi, kitabını kapatıp masada bıraktığı eşyalarını topladı. Kafasındaki o telaşla ayağa kalktı ve masadaki kitabı fark etmeden hızlı adımlarla kafeden dışarı fırladı.
Dışarı adım atıp birkaç metre uzaklaşmıştı ki arkasından duru, nezaketli bir kadın sesi yankılandı:
"Hey! Gece Bey, kitabınızı unuttunuz!"
Gece birden durakladı ve hızla arkasına döndü. Tam karşısında; siyah şalı, zarif uzun tuniği ve gözlerindeki o dingin ifadeyle kendisine doğru adımlayan bir genç kadın duruyordu. Kadının duruşundaki o kendinden emin asalet, sadelik ve yüzündeki manevi huzur, Gece’nin bir anda nefesini kesti. Sağ yanağındaki şimşek izi tatlı bir sıcaklıkla sızlarken, hayatında ilk kez birine bu kadar derin bir hayranlık ve saygıyla baktığını hissetti.
Kadın uzanıp kitabı Gece’ye uzattı. Gece, şaşkınlığını ve içindeki o ani hayranlığı gizlemeye çalışarak kitabı teslim aldı. Sesi heyecandan hafifçe kısılarak, "Çok... Çok teşekkür ederim, gerçekten benim için çok değerliydi," dedi.
Genç kadın hafifçe gülümsedi: "Rica ederim, iyi okumalar."
Gece, telefonun tekrar çalmasıyla zamana karşı yarıştığını hatırladı. Kadına son bir kez minnetle bakıp arkasını döndü ve stüdyoya doğru koşarak oradan ayrıldı.
Arkasında bıraktığı o siyah şallı, zarif kadının adı Hilal’di. Hilal, Gece’nin uzaklaşan siluetine bakıp hafifçe gülümsedikten sonra sakince kendi yoluna devam etti. Kadere bak ki; Gündüz’ün hayatına Ömer’in girmesi gibi, Gece’nin dünyasına da Hilal adım atmıştı. İki kardeşin de ruhlarındaki yaralar, hayatlarına giren bu duru insanlarla iyileşmeye başlayacaktı.