Gece, kardeşinin üzerine titriyordu. Gündüz’ün o zorlu hastalığı atlatmasında, ona yaptığı özenli çorbaların ve başında bekleyişinin payı büyüktü. İlaçların etkisiyle Gündüz’ün ateşi düşmüş, rengi yerine gelmişti. Evin o kasvetli havasından kurtulması gerektiğini düşünen Gece, Gündüz’e dönerek gülümsedi: "Bugün hava çok güzel, kendine de gelmeye başladın. Seni biraz gezdirelim, temiz hava sana iyi gelir. Ne dersin?"
Gündüz, o mahcup ama huzurlu gülümsemesiyle kabul etti. İkili, şehrin gürültüsünden uzak, sakin ve doğayla iç içe olan bir çay bahçesine gittiler. Burası her zamanki gibi huzurlu, kimsenin kimseyi rahatsız etmediği, boykot olmayan nezih bir yerdi.
Tam masalarına oturmuş çaylarını yudumlarken, Gece’nin gözü karşı masada oturan birine takıldı. Siyah şallı, zarafetiyle hemen fark edilen o kişi Hilal'di. Hilal de onları gördü ve hafifçe başıyla selam verdi. Gece, istemsizce bir heyecanla yerinden kalkıp Hilal'in masasına doğru yöneldi.
O sırada, çay bahçesinin girişinden içeri giren Ömer, Gündüz’ü fark etti. Gündüz, Ömer’i görünce gözleri parladı ve el salladı. Ömer, emin adımlarla Gündüzlerin masasına geldi.
"Ömer kardeş! Allah razı olsun, seni burada görmek ne büyük sürpriz," dedi Gündüz içtenlikle. Ömer, "Sizi iyi gördüm ya, o yeter. Geçmiş olsun," diyerek selam verdi.
Tam o esnada Gece, Hilal ile birlikte masaya döndü. Ömer ve Hilal göz göze geldiler. Gece, durumu hemen toparladı: "Sanırım birbirimizi tanıma vaktimiz geldi. Hilal Hanım, kardeşim Gündüz; Gündüz, bu da Hilal Hanım. Ve Ömer kardeş, seni zaten biliyorsun."
Dört genç, kaderin ördüğü bu ince iplerle aynı masanın etrafında buluşmuşlardı. Başta biraz çekingen olsalar da, sohbet ilerledikçe buzlar eridi. Hilal ile Gece’nin kitaplar üzerine olan o ortak tutkusu, Ömer ile Gündüz arasındaki o "yardımlaşma" ile başlayan derin saygı bağı masayı ısıttı.
Gündüz, Ömer’e olan minnettarlığını bir kez daha dile getirirken, Ömer’in ona olan bakışlarındaki hayranlık artık saklanamayacak kadar belirgindi. Aynı şekilde Gece, Hilal’in her cümlesini dikkatle dinliyor, Hilal’in duruşundaki o asil sadelikten etkileniyordu.
Gece, Hilal’e döndü ve hafifçe gülümseyerek, "Kitabınızı yanınızda getirdiniz mi? Kaldığımız yeri merak ediyorum," dedi.
Hilal çantasından kitabı çıkardığında, Ömer ve Gündüz bir anlığına birbirlerine baktılar. Gündüz, Ömer’in ona karşı olan o kollayıcı ve şefkatli tavrını ilk kez bu kadar net hissediyordu. Şehrin gürültüsünden, yarışmanın stresinden ve ailelerinin onlara yaşattığı o karanlıktan uzak, huzur dolu bir sabahtı.
Kader, onlar için bambaşka bir hikâye yazıyordu. Artık onlar sadece "yarışmacı Gündüz ve Gece" değil, hayatlarına güzel insanlar katan, yaralarını birbirlerinin varlığıyla saran dört genç insandı. Gündüz, "Biliyor musun Ömer," dedi çayından bir yudum alırken, "en karanlık anlarımda, en umutsuz olduğumda Allah yoluma seni ve kardeşimi çıkardı."
Masada derin bir sessizlik oldu; bu sessizlik, birbirine güvenen insanların sessizliğiydi. Büyük finale adım adım yaklaşırken, artık yanlarında onlara güç veren yoldaşları vardı.