İçeriğe geç

GÜNDÜZÜN GECESİ

Bölüm 16 · 2 dk okuma

GÜNDÜZÜN GECESİ

Bölüm 16

16. BÖLÜM: BİR CÜMLE, BİR TOKAT VE KANAYAN YARALAR

Çay bahçesindeki o huzurlu sohbet devam ederken, Hilal ve Ömer her ne kadar Gündüz ve Gece’nin duruşuna, efendiliğine saygı duysa da onların bir şarkı yarışmasında olduklarını ve tanındıklarını elbette biliyorlardı. Konu yavaş yavaş aşka, geleceğe ve evlilik düşüncelerine doğru kaydı.

​Hilal sakince, "Evlilik, insanın dünyadaki cennetidir ama doğru insanla, doğru bir güven zemininde olmalı," dedi.

​Ömer çayından bir yudum alıp bakışlarını derinleştirdi. Kendi dünyasındaki o net ve kırılmaz muhafazakâr sınırlarla konuştu: "Kesinlikle doğru... Şahsen ben hayatımı birleştireceğim insanda en çok sadakat ve mahremiyet ararım. Bu yüzden, şov dünyasının ortasındaki insanlara, şarkıcılara ve sahne önündekilere pek güvenemiyorum. O renkli dünyanın pırıltısı insanın gözünü çabuk boyar, ne kadar 'biz farklıyız' deseler de..."

​Masaya birdenbire buz gibi bir soğukluk çöktü.

​Gündüz, Ömer’in bu kaba ve genellemeci üslubu karşısında şaşkınlıkla gözlüklerinin arkasından baktı. Yaşadıkları tüm o acıları, kulisteki mücadelelerini, Allah’a olan bağlılıklarını hiçe sayan bu ön yargılı cümle, Gündüz’ün kalbine ağır bir bıçak gibi saplandı.

​"Sen bizi ne sanıyorsun Ömer?!" dedi Gündüz, sesi titreyerek ama öfkeyle. "Biz o pırıltı için mi sahnedeyiz? Biz yaşadığımız acıları, yaralarımızı haykırıyoruz! Kimsenin bizi kendi çamurlu kalıplarına sokmasına izin vermem!"

​Ömer savunduğu düşünceden geri adım atmayıp kaba tavrını sürdürünce, Gündüz daha fazla dayanamadı. Ayağa kalktı ve var gücüyle Ömer’in suratına okkalı bir tokat patlattı!

​Şrak! sesi masada yankılandı. Ömer neye uğradığını şaşırıp yanağını tutarken, Gündüz gözyaşları içinde, "Yazıklar olsun sana ve o kibirli ön yargılarına!" diyerek arkasını dönüp koşar adımlarla oradan uzaklaştı.

​Gece, kardeşinin arkasından bakarken öfkeyle doğruldu. Masada daha fazla kalması imkansızdı. Hilal’e dönüp başını mahcubiyetle büktü: "Kusura bakmayın Hilal Hanım, bu kaba konuşmanın olduğu yerde daha fazla duramam." deyip o da hızla oradan ayrıldı.

​Gündüz eve varır varmaz kendini odasına kilitledi. Kalbindeki o kırgınlık, öfke ve hayal kırıklığı göğsünü sıkıştırıyordu. Odasının köşesinde duran kum torbasının karşısına geçti. Gözyaşları yanaklarından süzülürken hırsla, gücünün son damlasına kadar kum torbasına sert yumruklar savurmaya başladı.

​Yumrukladı, yumrukladı... Ama kalbindeki o sıkışma ve ağrı bir türlü geçmiyordu, rahatlayamıyordu.

​Elleri titreyerek masadaki telefonuna uzandı. Mehrab’ın o derin, ciğerden kopan Hassas şarkısını açtı. Farsça sözlerin ruhundaki o ağır anlamını zihninde anımsayarak, şarkının o kırık melodisi odayı doldururken kum torbasına son bir devasa yumruk daha indirdi.

​Yumruğun ardından dizlerinin bağı çözüldü. Gündüz, olduğu yere, soğuk parkenin üzerine diz çöküp hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı. Ömer’e olan o ilk tatlı meyili, adamın tek bir kaba cümlesiyle yerini derin bir hayal kırıklığına bırakmıştı. Gündüz, yaralı kalbini tutarak odanın ortasında gözyaşlarını dökerken, dışarıda Gece kapının önünde çaresizce kardeşinin acısına ortak oluyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.