Gece, yaşadığı tüm koşturmacanın ardından ruhunu dinlendirmek için yine o boykot olmayan, sakin kafeye gitti. Masasına geçip manevi hayat ile dünya hayatı arasındaki dengeyi anlatan kitabını açtı. Tam bir sayfaya odaklanmışken, elindeki kitapları düzeltmeye çalışan biriyle dikkatsizlik sonucu çarpıştı.
Kitaplar büyük bir gürültüyle yere saçıldı. Gece hemen eğilip yerdeki kitapları toplamaya başladı: "Çok özür dilerim, tamamen benim dikkatsizliğim..."
Yerden kaldırdığı ilk kitabın kapağını gördüğünde donakaldı; elindeki kitap, şu an okuduğu kitabın tıpatıp aynısıydı. Başını kaldırdığında karşısında siyah şallı, zarif duruşuyla Hilal’i gördü. Hilal de yerdeki kitapları alırken Gece’yi tanıdı ve yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi.
"Yine siz," dedi Hilal nezaketle. "Galiba aynı dertlerin dermanını aynı kitapta arıyoruz."
Gece, Hilal’in gözlerindeki o duru huzura bir kez daha hayran kalarak kitapları ona teslim etti. "Galiba öyle... Tekrar karşılaştığımıza çok sevindim bu arada, adı söylememiştiniz?"
"Hilal," dedi genç kadın sakince. İkili bir süre ayakta, kitabın altını çizdikleri paragraflar ve hayatın dengesi üzerine kısa ama derin bir sohbet ettiler. Gece’nin kalbinde, Hilal’in zarafetine karşı bambaşka bir ısınma başlamıştı.
O saatlerde Gündüz, Gece’ye haber vermeden yalnız başına hastanenin yolunu tutmuş, jinekolog randevusuna gitmişti. Doktorun yaptığı tahliller, muayeneler ve detaylı kontroller sonucunda tablo netleşti. Doktor, yoğun stresin getirdiği psikolojik yıpranmanın da tetiklemesiyle ciddi bir idrar yolu enfeksiyonu geliştiğini belirtti. Sancının bu denli şiddetli olmasının sebebi buydu. Reçetesine güçlü bir antibiyotik ve ağrı kesici ilaçlar yazıp iyi dinlenmesini tembihledi.
Gece, kafedeki güzel sohbetin ardından eve döndüğünde odaların boş olduğunu gördü. Gündüz evde yoktu. İçini kaplayan korumacı endişeyle hemen telefonuna sarıldı.
Gündüz telefonu açar açmaz Gece sitemle yükseldi: "Gündüz neredesin sen? Evde yoksun, tek başına nereye gittin?!"
Gündüz sakince, "Hastaneden dönüyorum Gece, randevum vardı. Doktora gittim," dedi.
Gece daha da hiddetlendi: "Bensiz nasıl gidersin Gündüz? Ben senin ağabeyinim, kardeşinim! Neden bana haber vermiyorsun, yanına gelecektim!"
Gündüz derin bir nefes alıp gözlüklerini düzeltti. Sesi hem mahcup hem de netti: "Gece... Senin yanında kadınsal bir sorunumu doktorun karşısında rahatça anlatamazdım. Anla beni lütfen. Utanırdım, çekinirdim. O yüzden tek başıma gitmek istedim."
Gece telefonda bir an durakladı. Kardeşinin mahcubiyetini ve haklılığını anlayınca sağ yanağındaki şimşek izi seğirdi, hiddeti bir anda söndü. Sadece bir mahcubiyet ve derin bir şefkat kaldı geriye: "Tamam... Haklısın, özür dilerim. İlaçlarını aldın mı? Çabuk eve gel, ben sana çorba yapayım."