
VII. BÖLÜM
Dün gece uykum bir türlü gelmediğinden ve azıcık kestirdiğim vakitte kahvaltı için arkadaşlarım tarafından saray mutfağına çağrılmak için uyandırıldığımdan ilk işim Kaitlyn'i bulup Prens Anthonio'nun isteğini dillendirmek oldu. Bunu aradan çıkarıp Kral ile yapmak istediğim acil görüşme için kendimi hazırlamak isteğindeydim. Kaitlyn, Ellen kadar heyecanlı olmasa da gururu tatmin olmuş biçimde "Anthony'ye" teşekkür ettiğini ve akşam vakti yemekte bu randevu teklifini kabul edip etmeyeceğini düşüneceğini söyledi.
Fikrimi dillendirmekten bilerek kaçındım ve saray mutfağında beni seven bir grup aşçı, Lydia ve eskiden dadım olan Lydia'nın annesiyle içimi kemiren düşüncenin kahredici etkisiyle gergin bir kahvaltı yaptım. Hem şimdi hem son günlerde ne olduğunu fark etmeyip sormadıkları için minnettardım. Rultam kafilesi geldikten sonra onlar da o kadar çok işleriyle meşgul olmuşlardı ki kahvaltı esnasında yorgunluktan gözlerini zor açmışlardı.
Kahvaltının hemen ardından hiç vakit kaybetmeden kendimi odama atıp kabarık etekleri ve kolları bulunan, arkada büyük bir kurdele, önde sevimli bir broşu olan pembe bir elbise giyip saçlarımı iyice tarayarak gevşek bir şekilde ördüm. Aynada görünümümün iyi ve abartısız olduğuna, bir soyluya yakışmayacak kadar basit Baş Danışman'ı rahatsız edecek kadar gösterişli olmadığıma kanaat getirdiğimde Kral'ın karşısına çıkmaya hazırdım.
Onu her zamanki çalışma masasında bulmak benim için sürpriz değildi. İçeri kabul edilip reverans yaptığımda yüzüne yayılan tebessümle karşısındaki sandalyeye geçmemi istedi. Beni Rultam'a tanıtmadığı gerçeğini unutmuş gibi rahat bir pozisyonda nasıl olduğumu, günlerimin nasıl geçtiğini sordu. Onu mutlu edecek yanıtlar verirken birazdan bahsedeceğim konunun bir gürültüye gitmemesi için çabalıyordum. En sonunda ne için geldiğimi sorunca konuya girdim:
"Majesteleri dün korkarım ki sizin yazdığınıza inanmak istemediğim ama elime geçince o harflerin yalnızca sizin kaleminizden çıktığına emin olduğum bir mektup okudum. İçinde Stormridge'i Rultam'a vermekten vazgeçtiğiniz ve çok yakın zamanda gelecek valiyle bunu sağlayacağınız yazıyordu. Nasıl böyle bir karar verdiğinizi anlayamıyorum."
"Orası benim toprağım, kolayca vaz mı geçseydim Ophelia? Yapabileceğimiz bütün hamleleri denemek zorundayız."
"Ama Rultam bunu öğrendiği anda anlaşmadan çekilecek ve yeniden üzerimize gelecektir!"
"Rultam'dan korkmuyorum."
"Ama askerlerimiz yoruldu ve çoktan ülkenin dört bir yanına dağılıp evlerine döndü. Tekrardan onları toplamak, altı yılın yorgunluğu üzerine yeniden bir yük bindirmek kolaylıkla yapılabilecek bir şey değil. Halkın ilk zamanki kadar yanımızda duracağından şüpheliyim Kral'ım, bu noktada bize karşı çıkmaları hatta ve hatta isyan etmeleri kaçınılmazdır!"
Düşüncelerimi saklamıştım ama Rultam'ın bizim için anlaşma imzalamaya gelmeleri bile bir lütuftu. Eğer biraz daha sabretmiş olsalardı ve üzerimize daha çok gelselerdi savaşı büyük farkla kazanacakları göz ardı edemeyeceğimiz kadar yüksek bir ihtimaldi.
"Her zamanki gibi çok düşünüyorsun." diye homurdandı, başımızda gözle görülür bir tehlike olmadığından her zamanki gibi beni dinlemek istemiyordu. "Bakanlarım da Baş Danışman da bana destek olurken sen yine muhalefet halindesin."
"Söylediğim birçok şeyin arkasının dolu olduğunu siz de biliyorsunuz, diğer kişilerin sözlerindense lütfen gerçeğe bakın." Babam ayağa kalkıp uzun beyaz sakalını sıvazlarken odayı arşınlamaya başladı. Ayakkabılarını sakince mermer zemine sürtüyor, arada kararsız kaldığı bir şeye öfkelenir gibi topuğunu yere vuruyor ve yerinde bir daire çiziyordu. Bunu birkaç dakikayı aşacak kadar sürdürürken içimde bir şeyler kıvranıyor, sabırsızlanıyor ve acı çekiyordu.
Akıl kârı bir işin içinde kesinlikle değildik, karşımızdaki ülkenin Arnogya kadar geniş ve bereketli topraklarının olmaması onu küçümsenecek bir hedef haline getirmiyordu. Baş Danışman ne kadar babamı yönlendiriyor ve siyasete yön veriyor olsa da böyle şeylere kafası pek basmazdı. Bu nedenle ileride prensesleri kullanarak kendisinin başına geçmeyi hedeflediği toprakların geniş olma ihtimalini hemen sorgulamadan desteklemesi şaşılacak bir durum değildi.
"Ne diye bana öyle bakıyorsun? Çoktan vali Stormridge'in oylarını alıp belgeledi, buraya yarın ya da sonraki gün ulaşmış olur. Artık onu göndermem imkansız."
"Onu durduralım, bir adamınızı gönderirseniz sizi dinleyip geri yurduna dönecektir."
"O öyle bir adam değil." diye mırıldandı ve ellerini arkada birleştirip gözlerini kararlılıkla bana sabitledi. "Senin böyle şeyleri düşünmen gerekmiyor Ophelia. Bir prensesin uğraşacak daha farklı şeyleri olduğuna eminim. Şimdi daha fazla seni ilgilendirmeyen şeylerden bahsetmeyi bırak ve odana dön."
"Ama bana ne yapacağınızı söylemeden gidemem!"
"Hiçbir şey! Vali buraya geldiğinde ne derse onu uygulayacağım."
Korkunç ötesi bir karardı ama sesimi çıkarmadan dudağımı birbirine hırsla bastırarak odadan hışımla çıktım. Babamın çevresindekiler bu kadar umursamaz ve akılsız olmasa Arnogya refah içinde yaşayıp topraklarına toprak katıp başka kıtalara kadar yürüyebilirdi ama elimizdeki adamlarla ancak bu kadarını yapabiliyorduk.
Kralın çalışma odasından çıktığımı ve yüzümün sinirden kim bilir hangi renge boyandığını gören Lydia hemen koluma girip iyi olup olmadığımı sordu. Koridorda anlatabileceğim bir mesele olmadığını, vaktimiz olduğunda bire bir bahsedeceğimi söyledim. Bu vaziyette odama doğru yürürken koridorun diğer köşesinden gelen Prens'i görünce telaşla nereye saklanabileceğime bakındım ama o beni çoktan fark etmişti ve uzaktan el sallıyordu.
Lydia gözlerini abartılı bir şekilde büyüterek "Prens Anthonio sizi tanıyor mu?" diye sordu. Anthonio çok yaklaştığından ve beni duyacağından susup başımla Prens'i selamladım.
"Gündüzleri pek ortalıkta görmüyordum seni, geceleri aktifleşiyorsun." Lydia öksürünce kahkaha atmamak için kendini zor tuttu.
"Bu doğru değil."
"Geçen gece de seni bir adamın atına binerken görmüşler, bu da yalan mı yani?"
Dilim tutulurken Lydia'nın garip bakışlarının bir ışın misali üzerimde süzüldüğünü hissedebiliyordum, birazdan ufak bir sorguya çekilecektim. Koridordan geçen birkaç saray hanımı ve hizmetçi de gözlerini bizden ayırmıyor, kim bilir hakkımızda hangi dedikoduyu ağızlarına sakız etmeyi düşünüyorlardı. Buna sinir olsam da Prens Anthonio'nun kıyafetlerime çok dikkat kesilmeyip tuhaf karşılamadığına içim rahatlamıştı.
"Kaitlyn'le konuştun mu?" diye sordu alçak sesle, başımla onaylayınca memnun bir gülümseme yaydı. "Bugün sizi deniz kenarında, eskiden terk edilmiş bir balık lokantasında buluşturacağım."