İçeriğe geç

Gündüz Gece Sarayları

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Gündüz Gece Sarayları

Bölüm 7

VI. BÖLÜM

VI. BÖLÜM

Rolüme kendimi o kadar kaptırmıştım ki iyi bir azar işitmemin an meselesi olduğunu düşünüyordum. Atının yanına geldiğimizde yularını çözüp üzerinde bıraktığı bir çantayı aldı ve içinden çıkan birkaç katlanmış belge arasından birini iki parmağının arasına yerleştirdi. Kağıdı elimde tuttuğum gaz lambasına yaklaştırıp tüm yazıyı okuyabileceğim şekilde açtı.

"Bu yazının hangi alfabe kullanılarak yazıldığını biliyor musun?"

Arnogya'ya ait bazı siyasi belgelerde kullanılan Dohr alfabesiyle yazılmış kısa bir yazıydı, Prens bunu okuyamıyor olmalı diye içimden geçirip yazıya şöyle bir göz attım:

ANLAŞMADAN ÖNCE, STORMRIGDE VALİSİ MR. ARDLEY AYIN 12'SİNDE MIDDLENISSE'TE OLACAK. KENDİSİNE KONAKLAMA HUSUSUNDA YARDIMCI OLMANI VE BARIŞ ANLAŞMASINA KADAR HER TÜRLÜ İHTİYACINI GİDERMEN İÇİN YAZIYORUM. ELİNDE STORMRIGDE HALKININ BÜYÜK ÇOĞUNLUKTAKİ OYUNU ARNOGYA'DAN YANA KULLANDIĞINA DAİR ÖNEMLİ BİR BELGE VAR. SANA GÜVENİYORUM.

Kan bedenimden çekilirken gözlerimi hemen kağıttan çekip mümkün olduğunca telaşımı bastırarak "Neden bunu bana gösteriyorsunuz? Ben ne anlarım tuhaf, acayip yazılardan?" diye sordum. Barış anlaşmasına göre Stormridge vilayeti artık Rultam'a ait olacaktı ama Kral belli ki oranın valisini -tahminimce halkın çoğunluğunun Arnogya'da kalmasını istediğine dair resmi bir belgeyle- getirip Rultam'a veremeyeceğini ilan edecekti. Eğer bundan haberim olsaydı sözümüzden dönmenin ve kurnazlıkla hareket etmenin bize kazanç sağlamayıp yapacağımız iyi işlerin de sonunu getireceğini söyleyebilirdim ama çoktan bu Anthonio'nun eline geçmişti.

"Gözlerinle yazıyı düzenle takip ettiğini gördüm büyücü. Beni laf kalabalığı yaparak ya da reddederek kandırabileceğini sanıyor musun gerçekten?"

"Asla böyle bir şey düşünmem!"

"O zaman yazıyı bana oku."

"Okuyamıyorum, inanın bana." Yalanları ardı ardına sıralamak bedenimde rahatsız edici bir gerginlik hissi bırakıyordu, bir an önce bu andan kurtulmak ve sonsuza kadar uzaklaşmak istiyordum. Ama Prens Anthonio bana inanmamakta kararlıydı, bir adım daha attığında yüzlerimiz rahatsız edici biçimde birbirine yaklaşmıştı. Mavi gözleri bir ayna gibi gaz lambasının ışığını parlatıyor, kendi gözlerimin görüntüsünü de bu aynada gösteriyordu.

"Yalan söylüyorsun."

"Sizi ikna etmek mecburiyetinde değilim."

"Ya, öyle mi?"

"Neden bana soruyorsunuz? Ben ne bir kraliyet üyesiyim ne de eğitimli bir leydi." Belki bunu Prens Anthonio bilmiyordu ama bu alfabeyi sarayda dahi bilen kişi sayısı çok çok azdı.

"Şu an için sorabileceğim tek kişi sensin, en azından hangi alfabe kullanıldığını bilmeliyim. Saraydan çıkacak kadar zaman harcama lüksüm yok, Alex de bir iş için yanımdan ayrıldı ama bu belgenin içinde yazanın pek de güzel bir şey olmadığı aşikar. Hemen öğrenmem gerek."

"Size bilmediğim bir şeyi söyleyemem."

"Saklaman bir işe yaramaz aşçı, Arnogya Kralı belli ki yanlış hesapların peşinde." Biraz daha üstüme gitti, ilk başta güzel bir dille ikna etmeye çalıştı. Sert hatları bir anda yumuşayıp bir arkadaşmışçasına benimle konuştu. Hatta bu anlaşmanın hayatının dönüm noktası olacağını, yakın zamanda bu nedenle evleneceğini, eğer buna değmeyecek bir sıkıntı başına patlarsa emeklerinin boşuna gideceğinden bahsetti. Ancak ketumluğum tutmuştu, az önce övgülerimle yere göğe sığdıramayacağım Prens'e bir anda aldırış etmez olmuş, umursamazlık maskemi takıvermiştim.

O da elbette yalvarıp yakaracak tipte biri değildi, yalnızca sitemkar bir edayla "İçinden bu kadar inatçı birinin çıkacağını kim bilebilirdi ki?" diye sordu -hatta sinirden mi yoksa başka sebepten mi gülerek sormuştu- ve atının yularını yeniden kavrayıp binerek ormanın çıkışına doğru ilerlemeye başladı. "Beni bekleyin!" deyip peşi sıra hızla yürüdüm, gecenin bu saatinde tek başıma ormanda kalmak istemezdim.

"Büyücü değil misin, kendine bir binek ayarlayamıyor musun? Ya da uçan bir halı?"

"Burada büyüler öyle işlemez!" diye haykırdım, nefes nefese kalmıştım. "Büyüyle en fazla birilerinin arasını bozar ya da ona musallat olursunuz o kadar."

"Kulağa fazla basit ve bayağı yöntemler gibi geliyor."

"Üzerinize uygulanınca pek de basit gelmiyor." dedim ama söylememle pişman oldum. Çünkü Prens arkasına döndü. "Oo tüylerim ürperdi." Atının başını hafifçe benden tarafa çevirdi. "Biliyor musun? Rultam'da da cellatlar mahkumların başlarını bedenlerinden ayırmadan önce dillerini keserek işe başlarlar. Daha fazla konuşup başımızı şişirmesinler diye."

"Bu korkunç!" diye haykırdım ve içimden artık dilimi tutacağıma dair yüzüncü kez söz verdim. Bir süre sonra koşmaktan dilim damağıma yapışmıştı ve alnımdan boncuk boncuk ter süzülüyordu. O zaman pes edip kendimi bir ağacın altına attım.

"Siz devam edin, ben sizin hızınıza yetişemem!" diye arkasından seslendim, at nalının sesi giderek uzaklaştığındaysa çevreme endişeyle bakındım. Ayağa kalkıp ormanın çıkışında olduğumu, gördüğüm kadarıyla ana yolun ise tamamıyla boş ve ıssız olduğunu yeniden görünce içimde bir korku beliriverdi.

Acele içinde yola koyulmuştum ki atın yolu aşındıran sesi yeniden kulağıma misafir oldu. İleride hızla gelen Prens Anthonio'yu ay ışığında belli belirsiz seçtim. Atı yanımda durduğunda bir hizmetçinin bir soylunun atına binmesi en sıradan şeymiş gibi teklifsiz şekilde elini bana doğru uzattı.

Elim onun sıcak parmaklarına temas edince bedenime bir sıcaklık yayıldı, onun da yardımıyla üzengiye basıp tam arkasına yerleştim. At deneyimimin pek olmadığını hissettiğinden mi bilinmez ben sormadan "İyice tutun, kollarını bana dola." deyip atı harekete geçirdi. Ben de biraz çekinerek kollarımı belinden sarıp ellerimi önde birleştirdim. Ancak at hızlanınca daha sıkı tutunma ihtiyacı duydum.

Güzel bir geceydi. Ay hilal şeklinde gökyüzünde salınıyor, bulutların yokluğunda bütün yıldızlar boy gösterip kendilerini izleyenlere göz kırpıyordu. Çekirge sesleri hiç bitmek tükenmez bir sevdayla melodilerini devam ettirirken ateş böcekleri gecenin gözdeleri olma şerefiyle dans ediyorlardı.

Denizin nemli kokusu ve Anthonio'nun parfümü birbirine karışıyor, ikisi birbiri içinde eriyip burnumda tuhaf bir karışım meydana getiriyordu. Bundan utanıyor ve yanaklarım bu nedenle pembeleşiyor olsa da hafif, ferahlatıcı bir mutluluk içimde geziniyordu.

Gideceğimiz yere varana kadar gözlerimi kapadım. Açtığımda kendimi yine sarayda bulacaktım.

Bölüm sonu

3 yorum