
V. BÖLÜM
Saatin sesi odada sinir edici bir tek düzelikte yankılanmaya devam ederken sabrım giderek tükeniyor, patlama evresine doğru yaklaşıyordu. Hizmetçiler geldiğim ve durumu izah ettiğim andan itibaren Ellen'ın etrafında pervane olmuştu. Hizmetçilerden biri ağzına kadar rengarenk giysilerle dolu gardıroptan uygun bir başlık seçmeye çalışıyor biri Ellen'ın yüzüne daha fazla ne kadar sürülebileceğini denemeye çalışır gibi pudra sürüp duruyor bir diğeri konsolun tüm çekmecelerini açıp hangi kolyenin boynunu daha zarif göstereceğini hesap ediyordu.
Ellen ise onlardan daha telaşsız ve neşeli bir havada "Demek Anthonio bana hatanı telafi etmen için yani benim kalbimi tamir etmeyi kendi yoluyla halletmek için seni gönderdi! Ne kadar düşünceli bir adam..!" deyip küçük dans gösterileri yapıyordu.
"Pek öyle dedi sayılmaz."
"Romantizmin ne olduğundan haberin var mı acaba?" Makyajı bittiğinde ve başına kıyafetiyle uyumlu gülkurusu hoş bir toka takıldığında kabarık eteğini tutup kendi etrafında bir tur döndü. "Ondan sözümü aldım, en yakın davette dansa ilk beni kaldıracak." Ellerini bir çiçeği tutar gibi nazikçe hayali birinin omzuna yerleştirdi ve hafif bir tempo tuttu.
"Beraber yorulana dek bütün gece dans edeceğiz ve ardından Rultam Krallığının yeni prensesini ilan edeceğiz. Hayali bile ne kadar hoş Ophelia! Ellerim tüm gece onun geniş omuzlarında duracak, belki iki belki üç saat boyunca gözlerini yalnızca bana bakmaya adayacak, saçlarım her dönüşte onunkilere karışacak ve ve belki de..."
"Çok oyalandık, daha fazla geç kalırsak ne hayallerin ne de Prens Anthonio ortada kalabilir."
"Ah, sözümü bitirmeme bile izin vermiyorsun!"
Akşam yemeği yenmeden önce bir Baş Danışman'ın dediklerini bir de Prens'in istediklerini yan yana getirerek düşünmüştüm. Şu süreçte, en azından anlaşma tamamlanana kadar kimseye kimliğimi açık etmeyecek ama Prens'in dikkatini de çekmemek için -çünkü basit bir aşçının bir Prens'in emirlerini yerine getirmeyi reddetmesi pek de sık karşılaşılan bir şey değildi- ona itaat edip isteklerine yardımcı olacaktım. Ellen odasına ilk geldiğimde küstahlık etmeye yeniden başlamıştı. Beni odasına kabul edip gururunu hiçe sayacağına ölümün bile daha tercih edilebilir olduğunu söyleyerek dramatik bir ortam oluşturmuştu ki ona "Anthonio" adını fısıldamamla bir anda koltuğuna beni oturtmuş, başıma dikilip meraklı gözlerle kendisine ne haber getirdiğimi sormuştu.
Prens'in kendisiyle tenha bir yerde görüşmek istediğini duyduğundaysa adeta dizimin dibinde eriyip tuhaf kıvamlı bir sıvıya dönüşüvermişti. Bana övgüler yağdırıp ne kadar yüce gönüllü bir kız olduğumdan bahsetmeye başlamış, sonra bir anda Anthonio'nun daha önce hiç dikkatimi çekmemiş -gözlerindeki altın rengi hale, ademelmasının ne kadar belirgin olduğu gibi- ayrıntılarından bahse girmişti. Erkekler söz konusu olduğunda diğer prensesler gibi bir anda canlanıveriyordu.
Ellen'ı odadan çıkmadan önce bir kez daha uyarma ihtiyacı daha duydum. Adım Rultam'dan herhangi birinin yanında Orla olacaktı, Baş Danışman da beni özellikle uyarmıştı. Saray kapısından çıktığımızda başımıza geçirdiğimiz pelerinle en azından karanlıkta kim olduğumuz seçilmeyecek şekilde ilerleyebildik. Ellen yanında getirdiği hizmetkarlardan önceden saray kapısındaki muhafızlarla konuşmasını istediğinden sorun çekmeden kapıdan geçmeyi başardık.
Uzun bir yol olmadığını, sakin bir yürüme temposuyla dahi yalnızca yarım saatte ayarladığım yere varacağımızı söylesem de o hizmetkarlarından faytonunun hazırlanmasını istemişti, kıyafeti ve makyajı yürüyüş esnasında bozulsun istemiyordu.
Döşemeleri beyaz kadifeden yapılmış koltuklara yerleştiğimizde arabacının atlara seslenişi ve atların hareketlenip takır tukur yolda ilerleyişi gecenin ahenkli melodisinde kaybolup gitti. Ellen bu esnada kibar ellerine geçirdiği eldivenleriyle oynarken çok kibar bir görünüm yaymıştı. Güzelliği göz kamaştırıcıydı, yüzünde bu kadar pudra ve boya olmasa dahi yine bu kadar güzel görünmeyi başarırdı. Omzuna dökülmüş sarı bukleler, narin yüz hatları, zarif boynu, üzerindeki kıyafetin cilt tonuyla uyumu ona harika bir güzellik katıyordu. Prens Anthonio'nun onu gördükten sonra yerine Jane ya da Kaitlyn'i seçmesi için hiçbir sebep yoktu.
Fayton saraydan pek de uzak olmayan bolca çam ve söğüt bulunan ormanlıkta durdu. Prens onu tek görmek istediği için hizmetçiler Prensesi burada bekleyeceklerini söylediler, bize verdikleri bir gaz lambasıyla peşimden Ellen'ı sürükledim. Sık ağaçlıklar yeterince karanlık olan geceyi bir de ebedi bir karanlığa mahkum ettiğinden ayarladığım yere varana kadar epey bir zorluk çektik. Uzakta cılız ışıltılar saçan lambayı gördüğümüzdeyse hem benim içim ferahladı hem de arkamda daha önce hiç buraya gelmemiş olan ve çevresine yabancı ve ürkek bakan Ellen da rahatlamış oldu. Prens Anthonio'yu gördüğünde hemen önüme geçip eteklerinden tutarak kendinden emin bir reverans yaptı.
Prens de onu selamladığında ikisi önceden muhtemelen Alex'in getirdiği sandalyelere yerleştiler. Ben o ikisini yalnız bırakmadan önce arkama döndüğümde Anthonio'nun bana teşekkür edişini işittim. Uzaklara yürüyüp gözden kaybolduğumda bir çamın gövdesine sırtımı yasladım.
Gaz lambasının titrek ışığı yüzümü okşayan söğüt yapraklarını ve çevrede gezinen böcekleri aydınlatıyordu. Çekirgelerin gürültülü seslerine aldırmadan saçlarımı yalayıp geçen hafif rüzgarla birlikte gözlerimi kapadım. Keşke beni tutan bütün ipleri koparsam da yalnızca burada, şu anın içinde, özgürce, doğanın dingin huzurunda yaşasam diye içimden geçirdim. Bu hayattan tek dileğim bundan ibaretti.
Ne kadar süre hareketsiz biçimde çama yaslanıp kıvrıldığımın farkında bile değildim, bana doğru yaklaşan ışığı görünce çevik bir hareketle ayağa kalkıp üzerime yapışmış tozu toprağı silkeledim. Önde Ellen hızlı adımlarla yürüyor, Anthonio daha sakin bir şekilde bana yaklaşıyor gibiydi. Gerçekten de birkaç saniye sonra Ellen önümden geçtiğinde Prens Anthonio yanımda durup uzaklaşan prensesi izledi.
Aralarında büyük bir tartışma benzeri bir şey çıktığını sanmıyordum ama Ellen'dan anladığım kadarıyla bu görüşme pek hayal ettiği gibi geçmemişti. Prens Anthonio'nun yüzünden ise ne olduğu okunamayacak kadar karmaşıktı.
"Sana tenha bir mekan ayarla derken bu kadar ürkütücü bir yer seçmeni istememiştim. Sadece yalnız başımıza sohbet edeceğimiz bir yer olsa yeterdi."
"Özür dilerim, Ekselansları! Bir dahaki sefere isteğinize uygun, harika manzarası olan bir yer ayarlarım."
"Pekala." diyerek ellerini arkada bağladı. "Yarın uygun bir mekanda yine aynı şekilde haber vererek Prenses Kaitlyn'i benimle konuşmaya davet etmeni istiyorum."
Hazırlıksız yakalandığımdan kendimi tutamayıp "Prenses Kaitlyn mi?" diye hayretle sordum. Prens Anthonio'nun kaşları çatılırken "Evet, bir sorun mu vardı, sahte büyücü?" deyince öksürerek kendimi toparladım.
"Tabii ki hayır efendim. Prenses Kaitlyn'in sizin için harika bir eş adayı olduğuna eminim. Duygularınızda kararsızsanız bile o sizin için iyi bir seçim olacaktır."
"Duygularımda kararsız değilim." derken beklediğimden sert görünüyordu, kaşları hala çatık vaziyetteydi. "Ayrıca sabah da aynı şeyi Ellen için söylüyordun, güvenilmez bir kızsın." Prens Anthonio seri adımlarla yürüyünce elimle eteğimi tutup koşturmaya başladım.
"Bana kızmayın. Ne yapacağınızı kestirmek o kadar zor ki ne demem gerektiğini şaşırıyorum."
"Seni ilgilendirmeyen konularda konuşmamayı deneyebilirsin."
Bozulmamak elde değildi ama bu hissi bastırıp "Emredersiniz!" diye bağırdım.
"Sesini duyabiliyorum."


